Türkiye-Rusya haber sitesi
Türkiye-Rusya haber sitesi
Türkrus reklam Türkrus reklam Türkrus reklam Türkrus reklam Türkrus reklam Türkrus reklam
YAZARLAR

Bu yıl da "yılın ilk karı" düştü...

Kaan AKOBA'nın kaleminden:  Sitede son bir kaç gündür yeralan ''Rusya'nın Devler Listesi'nde 2 Türk'', ''Rusya Türkiye'de S-300'le girdiği füze ihalesini kaybetti'', ''Rusya'da Greenpeace üyesi Türk tutuklandı'' başlıklarının arasında; ''Moskova'ya ilk kar düştü'' haberi, 'beğeni' ve 'paylaş' rekorları kırıyor. Yaprakların yeşilden sarıya yolculuklarında neredeyse her renge büründükleri masal tadındaki 'Altın Sonbahar'dan sonra, yağmur yüklü bulutların yeryüzüne gönderdikleri aşırı yağışların toprakla buluşması uzadıkça, şehirlerde ve köylerde yaşamın da gittikçe tadı kaçar.

Zaten yetersiz ve eskimiş su kanalları dolar taşar, aksayan trafik daha da sıkışıp içinden çıkılmaz bir hal alır, yoldan geçen araçlardan sıçrayan sulardan, ayakkabılara yapışan çamurlardan bunalan insanlar da, artık o her şeyin üzerini örtüp yaşadıkları yerlere beyaz gelinliklerini giydirecek 'İlk kar' özlemi içine girerler.  

Sonunda doğa da insanların bu sesini duyup, onlara istediklerini gönderir.

Hasrete son veren ilk kar da, onu yazmak da ne güzeldir...

1 Ekim 2013

Ben de 'soydaş'larımın büyük çoğunluğu gibi, 'arabanın kırmızısı, evin de güneye bakanı' tümcesini kendime düstur edindiğimden, kucağındaki bebeğini sarıp sarmalayıp her türlü tehlikeye karşı savunmaya hazır bir annenin huzur veren sıcaklığını duyumsadığım, kuzey rüzgarlarına da sırtını vermiş evimde, ekimin ilk günü erkenden uyandım.

Pencereye gidip, zaten kış boyu özlemi ile 'yanıp kavrulacağım' güneşi, belki de son bir kez daha görebilmek umuduyla perdeleri açtım.

Havada grinin her tonu mevcuttu. Evin çevresinde gözümün seçebildiği neredeyse tüm yollar diz boyu karla kaplandığına göre, demek ki yağış sabaha kadar aralıksız devam etmiş olmalıydı.

Kış sanki, bu ani gelişini gözlerden saklayabilmek için yoğun bir sis tabakası ile işbirliği yapmış ve bir yandan yağan kar bir yandan da sis yüzünden neredeyse göz gözü görmez olmuştu. 

Üst katın camından bakılınca açık havada kolayca görülebilen, hemen az ilerimizdeki koruluğun içindeki 'Kazan Kilisesi'nin kuleleri bile o anda ancak zar zor seçilebiliyordu.

Sokakta yol kenarına dizilmiş ağaçlar, daha yapraklarını dökmeye fırsat bile bulamadan yağan kar yüzünden eğilmiş, hatta bazıları da dayanamayıp kırılmışlardı. 

Hemen kapıyı açıp bahçedeki vişne ağaçlarına doğru koştum. Dallarında birikmiş karın ağırlığına şimdilik direniyorlardı ama ben yine de ne olur ne olmaz diyerek gövdelerini silkeleyip karları yere döktükten sonra, artık daha fazla da oyalanmadan işe gitmek üzere yola koyuldum.

Evden uzaklaşıp merkeze yaklaştıkça, şaşkınlık içerisinde çevrede karların gittikçe azaldığını gözlemliyordum. Bir süre sonra işyerime vardığımda ise yerlerin kupkuru olduğunu farkettim. 

Binanın otoparkına arabamı bırakırken ''Burada kar yağmadı mı yoksa?'' diye sorduğum görevlinin, ''Henüz kar yağışı için çok erken değil mi?'' yanıtı ile anladım ki, oralara ne kar yağmış ne de tek bir damla yağmur düşmüştü. 

Yarım milyon nüfuslu ufak bir şehirdi ama, bir gün içinde şehrin iki yakasında birbirinden farklı mevsimler yaşanıyordu.

Aynı zaman diliminde yanyana ama farklı 'havadan çalan' insanlara benzemişti şehrin iklimi de. Kimilerine güneş yüzünü gösterip kemiklerini ısıtırken, kimileri de üstlerine yağan karlar yüzünden ortadan ikiye ayrılıp paramparça oluyorlardı, kara direnemeyen ağaçlar gibi...

2 Ekim 2013

Dün yağan kar sonrasında bazı ağaçların dallarının kırıldığını, bazılarının ise gövdelerinin ikiye ayrıldığını yazmıştım. 

Bugün işe giderken gördüğüm ve ilk başta pek de bir anlam veremediğim manzara ise, sonradan neler olup bittiğini anladığımda bana ve olayı gözlemleyen diğer insanlara verilmiş sanki 'ilahi' bir mesaj gibiydi.

Yolun kenarındaki çok katlı apartmanların bahçesinde, bir önceki gün gövdesinden ikiye bölünmüş ağacın başında, elinde motorlu testeresi ile bir genç hararetle bir şeyler yapıyordu. 

İlk önce ''Fırsat bu fırsat'' deyip, kışlık odununu mu hazırlıyor acaba diye düşünürken, gördüm ki meğer aslında bir sanat eseri yaratıyormuş. 

Bir ayı ve baykuş. 

Karın ağırlığına direnemeyip kırılan ağacın gövdesindeki 'fazlalıklar', mahir bir el tarafından özenle atılınca ortaya bir şaheser çıkmış... 

Malum, ayı kafasına hiçbir şey takmadan gönül rahatlığıyla kış uykusuna yatarken, baykuş ise bir an önce gece karanlığını bekler ki zorlu geçebilecek avını, kolaya dönüştürebilsin. 

''İşte'' dedim kendi kendime, ''Yine hayata dair bir tezat.'' 

Sanatçı büyük bir olasılıkla bu kütük ile insanlara, en keskin çelişkiler içerisindeki canlıların bile istenmesi halinde bir arada olabileceklerini ancak bunun için sadece 'biraz' emek sarfedilmesi gerektiğini söylemeye çalışıyor.

 


 Sonra birdenbire, geçen yaz ziyaretime gelen annemin evin yanındaki metal garajın arkasına resmettiği Afrikalı kızlar aklıma geliverdi. 

''Peki anne senin bu kızlar kışın ne yapacaklar, üşümeyecekler mi hani üstleri pek bir ince de o yüzden...'' diye takılmıştım kendisine. 

Kışın karın altında kalacak olan, belki de hayatlarında hiç bir zaman kar yağdığını görmemiş ve görmeyecek de olan Afrikalı kızlar.

Kışın zaten karlar altında kalacak bir 'garaj'a, kar manzarası çizmektense, renkli boyalarla Afrikalı kızlarla ortama neşe katmayı hedefleyen annem de, sanırım yine aynı sanatçı duyarlılığı ile olaya yaklaşmış olmalıydı.

Sanatın da amacı bu değil midir, herkese hayata farklı açılardan bakmayı öğretip, tektiplikten ve sıradanlıktan uzaklaştırmak? 

Yoksa ömrü boyunca ''Sürüden ayrılanı kurt kapar'' diye korkutulup, sürü psikolojisi ile güdülmek, herhalde ki insanın 'kader'i olmamalıdır.

 

İnsan ne işle uğraşıyor olursa olsun, yaşama hep bir sanatçı duyarlılığı ile yaklaşmalı ve şehirlerde yaşamak da bizleri doğadan uzaklaştırmamalı. 

Doğal hayatı, sadece arada bir pikniğe gitmek olarak algılamak yerine, onun dengesini bozmayan 'ufak dokunuşlarla' güzelleştirmeli ve bunu da hep estetik bir şekilde yapmalıyız.

Sanatlarını icra edip, yaşamı güzelleştirmeye gayret eden insanların bu konudaki zaman ve mekan tanımazlıkları ise, çeşitli bahanelerin arkasına saklanmayı tercih edenleri de biraz olsun düşündürmeli.

Garaj kapısından ve kütükten bile sanat eserleri yaratılabilen bir dünyada, insanlardan ve yaşamdan o kadar da kolayca umudumuzu kesmeyelim derim...

akoba66@yahoo.com

6.10.2013

Paylaş
İLGİLİ HABERLER
Türkrus reklam Türkrus reklam Türkrus reklam Türkrus reklam Türkrus reklam Türkrus reklam Türkrus reklam
ANKET
Rusya ile Ukrayna arasında yakında bir barış anlaşması imzalanabilir mi?



©Copyright Turkrus.com - All Rights Reserved
Türkiye-Rusya haber sitesi Türkiye-Rusya haber sitesi Türkiye-Rusya haber sitesi