Arka plan: Rusya, Ukrayna, ABD ve Avrupa hangi pozisyonda?
2026 yılına, Ukrayna’daki çatışmanın siyasi çözümüne yönelik müzakereler yeniden hız kazanarak girildi. Rusya, Ukrayna, ABD ve Avrupa, Kasım 2025’ten bu yana üzerinde çalışılan kapsamlı barış planında bir dizi kritik başlıkta pozisyonlarını belirginleştirdi. Tarafların yıl başı itibarıyla kamuoyuna açık şekilde benimsediği tutumlar, çözüm arayışının sınırlarını da ortaya koyuyor. RBC ve Kommersant'ta yer alan değerlendirmelere göre tarafların yeni yıla girdikleri pozisyonlar şöyle:
Rusya’nın pozisyonu
29 Aralık’ta Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Ukrayna’nın 28 Aralık gecesi Başkan Vladimir Putin’in Novgorod bölgesindeki konutuna insansız hava araçlarıyla saldırı girişiminde bulunduğunu duyurdu. Lavrov, bu “düşüncesiz eylemin” karşılıksız kalmayacağını söyledi. Moskova’nın müzakere sürecinden çıkmayacağını vurgulasa da “Kiev rejiminin devlet terörizmine yöneldiğini” savunarak Rusya’nın pozisyonunun yeniden gözden geçirileceğini belirtti. Kiev suçlamaları reddetti. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov ise Rusya’nın barış planı konusundaki tutumunu sertleştireceğini açıkladı.
Rusya açısından en tartışmalı başlık, Kırım ile Donetsk, Lugansk, Zaporojye ve Herson bölgelerinin statüsü. Moskova bu bölgeleri kendi anayasal düzeninin parçası olarak görüyor. Kremlin Danışmanı Yuri Uşakov, Donbass’ın “hangi koşullar altında olursa olsun” Rusya toprağı sayıldığını söyledi. Ona göre ateşkes ancak Ukrayna birliklerinin tüm Donbas’tan çekilmesinden sonra mümkün. Uşakov, ileride bu bölgelerde Rusya ve Ukrayna ordularının bulunmadığı bir düzen kurulabileceğini fakat güvenlik ve kamu düzeninin Rus kurumlarınca yürütüleceğini belirtti. Kırım’ın Kiev’e geri dönmesinin “milyonda bir ihtimal bile olmadığını” da açık şekilde dile getirdi.
Putin 27 Aralık’ta Rus ordusunun çatışma hattındaki ilerleme hızına işaret ederek “Ukrayna birliklerinin bulundukları bölgelerden çekilmesine duyduğumuz ilgi fiilen sıfıra indi” sözünü kullandı. Kremlin ateşkese karşı çıkıyor ve önceliğinin “kalıcı, hukuken bağlayıcı bir anlaşma” olduğunu söylüyor. Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Ryabkov, geçici ateşkesin çatışmayı dondurup ileride yeniden alevlendirebileceğini ifade etti.
Moskova, güvenlik garantilerine ilişkin somut bir taslak açıklamadı. Rus tarafı, Ukrayna’nın NATO’ya katılma ihtimalini tamamen reddediyor. Putin, Avrupa güvenlik belgelerinde yer alan “bir ülkenin güvenliği başkasının güvenliği pahasına sağlanamaz” ilkesine vurgu yaparak Kiev’in ittifak üyeliğinin Rusya tarafından kabul edilmeyeceğini belirtiyor. Ukrayna’nın AB’ye katılımı ise Rusya açısından sorun oluşturmuyor.
Rusya, Ukrayna ordusunun barış döneminde sınırlı bir büyüklükte olmasını talep ediyor. 2022’de İstanbul görüşmelerinde öne sürdüğü rakam 85 bin asker seviyesiydi. Batı’nın Kiev’e silah desteğini ise “yasal hedef” teşkil ettiği gerekçesiyle reddediyor. 2025 sonuna gelindiğinde Ukrayna’ya yapılan askeri yardım hacmi belirgin şekilde azaldı.
Moskova, dondurulan kendi varlıklarının Batı’da kullanımına ilişkin tüm girişimleri “soygun” olarak nitelendiriyor. Putin, dondurulmuş varlıkların reporatif kredilere dayanak yapılmasının Avrupa bütçelerini zorlayacağını ve finansal sisteme zarar vereceğini savunuyor. Rusya, haklarını “siyasi baskılardan bağımsız” yargı mercilerinde arayacağını açıklıyor.
Ukrayna’nın pozisyonu
Kiev açısından toprak konusu en kritik konuların başında geliyor. 2025’te Ukrayna yönetimi, ilk kez sınır meselesinin müzakere konusu olabileceğini ima etse de Zelenskiy “toprak işgalinin hukuken tanınmayacağını” vurguladı. Başkan, bu sorunun ancak referandumla çözülebileceğini belirtti. Oylamanın en az 60 günlük hazırlık gerektirdiğini ve bunun için “gerçek bir ateşkes” gerektiğini söyledi.
Ukrayna, kapsamlı bir anlaşmanın ancak ateşkes sonrasında konuşulması gerektiği görüşünü sürdürüyor. Zelenskiy’nin 24 Aralık’ta açıkladığı 20 maddelik barış planı, belgenin kabulüyle birlikte çatışmaların derhal durdurulmasını öngörüyor. Kiev, referandumu da ancak ateşkes altında yapabileceğini belirtiyor.
Güvenlik garantileri Ukrayna açısından yaşamsal başlıklardan biri. Kiev, NATO’nun 5’inci maddesine benzer bir koruma mekanizmasını ve bunun ulusal parlamentolarda onaylanmasını istiyor. Zelenskiy, ABD’nin 15 yıllık garanti sunduğunu fakat Ukrayna’nın 30 ila 50 yıllık bir güvence istediğini söyledi.
Kiev kapalı kapılar ardındaki vaatlerin aksine, alenen NATO üyeliği hedefini geri çekmiyor. Zelenskiy, ittifaka katılımın Ukrayna’nın kararı olduğunu, ABD ile Rusya arasındaki müzakerelerde gündeme gelse bile bu tartışmanın kararlarını etkilemeyeceğini ifade etti. AB üyeliği ise Ukrayna’nın vazgeçilmez talepleri arasında yer alıyor. Kiev belgede tarihin net şekilde yazılması gerektiğini savunuyor.
Ukrayna ordusunun barış dönemindeki büyüklüğü konusunda Kiev 800 bin asker talep ediyor. Askeri desteğin azalmasına rağmen Zelenskiy Batı’dan yeni silah sistemleri istiyor. Parçası olduğu barış planı, Ukrayna’nın yeniden yapılanması için 800 milyar dolarlık bir çerçeve öngörüyor. Kiev, bu süreçte Batı’da dondurulmuş yaklaşık 300 milyar dolarlık Rus varlığının kendisine devredilmesini talep ediyor. Zelenskiy, ilk 100 milyar dolarlık reporatif kredinin iki yıl içinde aktarılacağını açıkladı.
ABD’nin pozisyonu
Donald Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşüyle Washington çözüm arayışında daha görünür bir rol üstlendi. Fakat ABD’nin tutumu özellikle toprak meselesinde birkaç kez değişti. Trump başlangıçta çatışmanın mevcut hatlar üzerinden dondurulmasını savunuyordu. Kasım 2025’te açıklanan 28 maddelik plan ise Donbas’ta demilitarize bir bölge fikrini içeriyordu. Ardından serbest ekonomik bölge gibi alternatif modeller gündeme geldi.
Aralık sonunda Mar-a-Lago’daki görüşmeler sonrasında Trump, Ukrayna’nın bazı bölgelerde kontrol kaybına uğrayabileceğine işaret eden yorumlar yaptı. 28 Aralık’ta Putin ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından ABD Başkanı, Rusya’nın geçici ateşkese karşı çıkma gerekçelerini “anlaşılır” bulduğunu belirtti. Bu, Washington’ın ateşkes konusundaki ilk büyük yaklaşım değişikliğiydi.
ABD, Ukrayna’ya NATO’nun 5’inci maddesine benzeyen güvenlik garantileri sunmaya hazır olduğunu bildiriyor. Fakat bunun karşılığında Kiev’den NATO üyeliğinden vazgeçmesi isteniyor. Trump’a göre bu bölüm yüzde 95 oranında tamamlandı. Washington, Ukrayna ordusunun barış dönemizde 800 bin askerle sınırlandırılması önerisi üzerinde de çalışıyor.
Amerikan planı başlangıçta Ukrayna’nın yeniden yapılanması için 100 milyar dolarlık fonu ABD denetiminde öngörüyordu. Rus varlıklarının yaklaşık 200 milyar dolarlık bölümünün ise ortak yatırım fonuna aktarılması fikri vardı. Aralık sonunda Trump, bu başlığın hâlâ sonuçlandırılmadığını söyledi. Washington’ın Rusya’ya yönelik yaptırımları kaldırma konusunda henüz adım atmaması dikkat çekiyor. Üstelik son aylarda Lukoil ve Rosneft’e yönelik yeni kısıtlama kararları alınmış durumda.
Avrupa’nın pozisyonu
ABD’nin Kasım 2025’te açıkladığı barış planı Avrupa başkentlerinde başlangıçta kuşkuyla karşılandı. Avrupalı liderler sürecin dışında bırakıldıklarını hissetti ve kendi güvenlik garantisi taslaklarını oluşturmaya yöneldi. Bu çerçevede oluşturulan “istekliler koalisyonu” 30 ülkenin katılımıyla ateşkes denetimi için çok uluslu bir güç konuşlandırılmasını hazırladı. Resmî olarak öneri Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer tarafından dile getirilse de planın ilk fikir babasının Trump olduğu iddiası geçen yıldan beri dolaşımda.
Avrupa ülkeleri, ABD ile birlikte çalışarak güvenlik garantileri taslağını Aralık başında Berlin’de netleştirdi. Çok uluslu güçlerin Ukrayna’nın batısında konuşlanması ve ABD’nin istihbarat desteği sağlaması öngörülüyor. Hangi Avrupa ülkelerinin bu misyona asker göndereceği henüz açıklanmadı. Macaristan ve Polonya şu an bu fikre mesafeli duruyor.
Avrupa ile ABD arasında Ukrayna’nın AB üyeliği konusunda genel bir uzlaşı var. Washington Post’un aktardığına göre plan, Kiev’in 2027 yılına kadar Birliğe katılmasını garanti altına alıyor. AB ise henüz net bir tarih vermekten kaçınıyor fakat Aralık ayında Lviv’de yapılan toplantıda teknik müzakereler için yeşil ışık yakıldı. Bu adım, üyeliği sürekli bloke eden Macaristan’ın etkisini azaltmayı amaçlıyor.
Avrupa Birliği, 2026’da da Rusya’ya yönelik yaptırımların sürmesi gerektiğini savunuyor. Ursula von der Leyen, yeni paketin yılın ilk günlerinde tamamlanacağını açıkladı. Eğer bir ateşkes sağlanırsa ve çatışma yeniden alevlenirse yaptırımların otomatik olarak geri getirileceği AB belgelerine işlendi.
Ukrayna ordusunun 800 bin askerlik barış dönemi hedefinin sürdürülmesi konusunda Avrupa destek veriyor. Ayrıca 150 milyar euroluk SAFE fonu üzerinden savunma sanayisinin Ukrayna ile bütünleşmesini sağlayacak projeler yürütülüyor.
Finansman tartışmaları ise yıl sonunda Avrupa içinde derin bir bölünme yarattı. AB liderleri dondurulmuş Rus varlıklarının kullanılmasına dair ortak pozisyon oluşturamadı. Belçika başta olmak üzere pek çok ülke karşı çıktı. Bunun sonucunda Ukrayna’ya 90 milyar euroluk bir Birlik kredisi verilmesi kararlaştırıldı. Macaristan, Çekya ve Slovakya bu düzenlemenin dışında kalmayı seçti.
2026’ya girilirken Avrupa’da Rusya ile diyalogun yeniden kurulması gerektiğini savunan sesler yükseldi. Macron, Brüksel zirvesinin ardından Moskova ile doğrudan temas eksikliğinin Avrupa’nın etkisini azalttığını söyledi. Fransa lideri Temmuz ayında Putin ile üç yıl sonra ilk telefon görüşmesini yapmıştı. Moskova, Paris ile kanalların yeniden açılmasına hazır olduğunu belirtti. Buna rağmen Putin Aralık ortasında mevcut Avrupa elitleriyle anlamlı bir diyaloğun mümkün olmadığını vurguladı. Dışişleri Bakanı Lavrov ise Avrupa’nın ABD ile konuşulan düzenlemelere “üçüncü taraf olarak dahil olmasının gereksiz” olduğunu savundu.
1.1.2026

Реклама