Türkiye-Rusya haber sitesi
Türkiye-Rusya haber sitesi
Türkrus reklam Türkrus reklam Türkrus reklam Türkrus reklam Türkrus reklam Türkrus reklam Türkrus reklam
YAZARLAR

Yaşa'nın kıyısından notlar...

KAAN AKOBA yazdı: Elindeki süngüyü sallayarak üzerime doğru koşuyordu. ''Ne oldu mahalleye filmciler geldi de tarihi bir film mi çekiyorlar böyle, elde eski silahlar, süngüler?'' diye kendi kendime sorarak, sağa sola bakındım.

Ortalıkta ne bir kamera ne de ona benzer bir şey vardı. O zaman Yaşa'nın derdi neydi? Camı indirdim, ''Ne oldu hayrola?''

"Kaan, seninle bir işimiz var. Hemen gelmelisin."

Bu gizem tarihi bir filmden çok, polisiyeye uygun düşerdi.

''İyi tamam, eski arkadaşlar da gelecekler mi? Saatlerimizi ayarlayalım o zaman...''

Genellikle anlaşılmayan espriler yaptığımdan, Yaşa'nın anlamaz gözlerle bana bakmasına aldırmadım bile.

'' Tamam ama, izin ver de biraz dinleneyim. Bütün gün bu sıcakta koşturmaktan yoruldum.''

''On dakika sonra bize gel'' diyerek hızlı adımlarla yanımdan uzaklaşırken, süngüyü elindeki siyah poşetin içine, sonra onu da tişörtünün altına sakladığını farkettim.

İşin kötüsü şimdi ben de bayağı bir meraklanmıştım. Çingeneler her işe ayrı bir hava vererek konuşmayı, en ufak şeyleri bile ballandıra ballandıra anlatmayı ne de çok severler bilirim ama, sanki bu sefer gerçekten de ortada ilginç bir şeyler dönüyordu.

Hızla bir şeyler yiyip, üstümü başımı da değiştirdikten sonra Çingene yurtluğu (tabr)'dan içeri süzüldüm. Yaşa kenarda oturmuş beni bekliyordu. Başıyla tek bir hareket yapınca, herkes yerinden kalkıp dışarı çıktı. Şimdi artık yalnız kalmıştık.

Tam da ''Bak, yine Çar'ın altın kol düğmeleri falan diye, toprak altından çıkmış saçma sapan metal parçalarını satmaya kalkacaksan, bu aralar sokağa atacak param yok bilesin'' diyordum ki sözümü kesti. O kadar beklemeye bile tahammülü yoktu.

''Ben muhtemelen artık zengin bir adamım ama, yardımcı olursan sen de bu işten iyi para kazanırsın'' diyerek, az önce poşete koyduğu süngüyü tekrar çıkarttı.

Malum, çingenelerin Rusya'da en çok yaptıkları iş, köylere gidip yaşlı alkoliklerden votka karşılığında, eski devirlerden kalmış ne kadar metal hurda varsa toplamak, sonra da şehre getirip satmaktır.

Bu işten de yaşamalarına yetecek kadar para kazanırlar ve zaten fazlası da kimin umurundadır ki üç günlük dünyalarında?

Çingeneler bana, köylerde zaman zaman, akşam vakti dönüş yoluna koyulmadan oturup bir 50'lik attıkları yaşlıların, ilk bardakta çözülüp birden bire coştuktan sonra, odanın neresinden çıkardıkları belli olmayan acayip şeyler getirip, kendilerine satmaya çalıştıklarını anlatırlardı.

Bunu bana anlatmalarının sebebi de tahmin edebileceğiniz gibi, merak uyandırıp beni de müşteri portföylerine katma arzularıydı.

Doğrusu, eğer bir yerlerden çalmamışlar ve çok da fahiş rakamlar istemiyorlarsa anlaşabileceğimizi söyleyip kapıyı açık bıraktığım için, arasıra ilginç şeyler bulup bana getirdikleri de olurdu.

Ancak, benim daha çok eski kitaplar, fotoğraflar ilgimi çektiğinden ve getirdiklerine de çok para vermediğimden olsa gerek, şehrin merkezindeki lombardlarla (rehineci) ticaretleri daha yoğundu.

Süngüyü bana doğru uzatıp, "Şuna bir baksana" dedi.

Metalin üzerine bir yazı kazınmıştı ama bazı harflerini hiç, kalanlarını ise ancak güçlükle okuyabiliyorum. Okuma gözlüğümü takıp, süngünün metal kısmına başımı iyiye yaklaştırdım.

Ardından da ameliyat yapan doktor edasıyla gözümü süngüden ayırmadan  Yaşa'ya, ''Bana kalem, kağıt getir" dedim.
Sessizce beni izliyordu. Bir süre uğraştıktan sonra Fransızca  olduğunu anladığım, ama bilmediğim bir dilde bir şeyi çözmenin de zorluğu ile kağıda bazı harfleri yazmaya başladım. Belli ki bazı sözcükler tarih, bazıları kısaltma ve bazıları da özel isimdi.

Notlarımı aldıktan sonra da, ''Şimdi söyle bakalım, ne istiyorsun benden?'' diye sordum.

''Rehineci, güneydeki bir köylüden aldığım altın yüzük için bana 500 dolar verince, ben de iyi bir ticaret yaptığımı sanmıştım ama, sonradan gördüm ki adam arabasını yeniledi. Yani belli ki yine elimdekini ucuza kapatmış. Bu kez bu süngüyü ona o kadar da ucuza kaptırmayacağım. Yeter artık, sen de şu sadece sağa sola yazı yazmak için kullandığın interneti, bir kere de  olsa para kazanacak şekilde kullan da, ikimizin de cebi biraz para görsün'' diye yanıtladı.

''Tamam'' dedim, ''Notlarımı aldım, bakıp sana haber veririm''.

''Acele etme'' dedi, ''Bu kez hızla davranıp, aptalca bir şey yapmayacağım''

Eve geldim, bilgisayarın karşına geçtim, elimdeki kağıda bakarak google'a yazıp aratacağım. Ondan sonrası zaten kendiliğinden gelir,   hedefini belirlemişsen internetin dehlizlerinde kaybolmadan istediğini kolayca elde edebilirsin.
M're (manufacture) d'armes de St. Etienne 1877 yazınca karşıma, süngüsüyle beraber bir tüfek fotoğrafı çıktı.
Fotoğrafı aldım kopyaladım, bu kez de görsellerde aratıyorum. Döndüm dolaştım sonunda yolum ebay'a düştü, hayatta her şeyin ama her şeyin satıldığı internetin en büyük alışveriş sitesine.

Satış fiyatını görünce de, döndüm silahla ilgili araştırmaya kaldığım yerden devam ettim. 1877 yılı yapımı Antik Askeri Fransız Kılıç Süngüsü. Ucuna takıldığı tüfek, Chassepot 1866. Yapımcısının adıyla anılıyor, Antoine Alphonse Chassepot (1833-1905) Fransa'nın Almanya sınırına yakın Mutzig ya da diğer adıyla Mussig şehrinde doğmuş.
Bu modelin ve diğer ölüm kusan silahların mucidi olduğu için Fransız  devletinin legion d'honneur nişanına sahip. Hatta o zamanlar ödülü aldığında, yanında bir de 30.000 frank da para vermişler.

Napoleon, ''İnsanlar maddi değeri yüksek olmayan ancak ruhlarını okşayacak şeylerle yönetilirler'' diyerek, bütün asalet ünvanlarını kaldırıp, artık düzenin adamı olmayı kabul edenlerin bu madalya ile ödüllendirilmesi kararını verdiğinden bugüne; 'Neyi yaptığından, insanlığa faydandan çok, Fransa'nın çıkarları gözetilerek kendi yanlarında olduklarını varsaydıkları binlerce kişiye dağıtılan bir 'onur' ödülü'.

Sartre de zaten tam da bu yüzden reddetmemiş mi, ''Beni onurlandırmaya kim nasıl karar vermiş, bu hakkı nasıl kendilerinde bulmuşlar?'' diyerek legion d'honneur'u ve insanları kategorilere sokup ayrımcılık yaptığı için de diğer tüm ödüller gibi Nobel'i...

Yaşa'ya kötü haberi verirken, seçtiğim sözcüklere biraz daha fazla özen göstermeye çalıştım. Bir kaç saatir, artık zengin bir adam ya da en azından yeni gıcır gıcır bir araba hayalini kuran birisini rüyadan uyandırmak, çok da güzel bir şey değil.

''Yüz yirmi beş Amerikan dolarına onlarcası her türlü sitede satılıyor. Banka havalesi ile parayı gönderdikten bir süre sonra da 'süngü' yü adresine yolluyorlar. Ne yazık ki durum bu, yüzbinlerce üretilmiş bu tüfek ve süngülerden o yüzden de daha fazla etmiyor.''

Önce yüzü asıldı ama sonra hemen kendini toparlayarak, ''Tamam'' dedi, ''Zaten benim de çok hoşuma gitmişti, odamın duvarıma asmaya karar vermiştim''

''İyi o zaman sorun yok, hadi görüşürüz'' deyip tam çıkıyordum ki son bir hamle ile elimi tutup kimse duymasın diye de kulağıma eğilerek fısıldadı:

''Köylünün birinde eski ama çok temiz bir kuzine kapağı var, ilgilenir miydin?''

akoba66@yahoo.com

24.6.2012

Paylaş
İLGİLİ HABERLER
Türkrus reklam Türkrus reklam Türkrus reklam Türkrus reklam Türkrus reklam Türkrus reklam Türkrus reklam Türkrus reklam Türkrus reklam Türkrus reklam
ANKET
Rusya ile Ukrayna arasında yakında bir barış anlaşması imzalanabilir mi?



©Copyright Turkrus.com - All Rights Reserved
Türkiye-Rusya haber sitesi Türkiye-Rusya haber sitesi Türkiye-Rusya haber sitesi