Moskova'ya resmi ziyaret için gelip yoğun birdiplomatik gündemle uğraşan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, dönüş yolunda siyaset dışı konulara değindi. Özel uçağıyla Moskovadan Ankara'ya uçarken Millyet yazarı Fikret Bila'yla sohbet eden Davutoğlu, "“Rusya ile vizeyi 30 gün için kaldırmıştık. Şimdi bu süreyi 60 güne çıkarmayı planlıyoruz. Türk-Rus evliliklerinin sayısının artması önemli. Ben Rus gelinlerin sayısı artsın istiyorum. Çünkü Rus gelinler, Türk aile yapısına çok uygun. Rus aile kültürü ile Türk aile kültürüne çok yakın, çok uyumlu" dedi. İşte Bila'nın yazısı:
Eski Sovyet coğrafyasına olan ilgisiyle bilinen, sık sık bölgeye geziler yapan Hürriyet gazetesi yazarı Mehmet Y. Yılmaz, küçük bir arkadaş grubuyla gittiği Sibirya'nın İrkutsk kentinden izlenimlerini yazıyor. Penceresinden, yağan karı izlerken "Slav kadınlarının, yerde on santim buz varken, kürklerine sarınmış vaziyette, ince, yüksek topuklu çizmeleriyle tıkır tıkır yürümelerini seyretmek hoşuma gidiyor. Kayıp düşmüyorlar, sanki kafalarının üzerinde bir kitap varmış gibi dik yürüyorlar ve hafiften yukarı kalkık burunları pembeleşiyor" diyor. İşte Yılmaz'un İrkutsk notları:
Ve nihayet "Muhteşem Yüzyıl" Rusya'ya da geliyor. Cumartesi gününden itibaren aslında çok da yaygın olarak seyredilmeyen bir kanalda gösterime girecek olan dizi, aynen Türkiye'de de olduğu gibi daha şimdiden Rus televizyon izleyicilerini de ikiye bölmüş gibi görünüyor. Muhteşem Yüzyıl dizinin bir kurgu olduğu ve gerçek tarihe sadık kalmak şeklinde bir kaygısının olmadığı, dizinin hem yapımcıları hem de senaristleri tarafından defalarca belirtilmesine karşın yine de izleyenlerin bir kısmı, senaryoda tarihimize hakaret olduğu ve yanlış tanıtıldığımız konusundaki ısrarlarını ne yazık ki sürdürmeye devam ediyorlar.
Bu sorulara, Amerikan donanmasında uzun yıllar görev yapan, askeri stratejist J.E Dyer, son makalesinde cevap aradı. "Rusya ve Çin yeni Büyük Oyun'u oynamaya hazır mı?" başlıklı yazıda ABD'nin çok büyük risk aldığı vurgulanıyor , "Bu aşamada, Moskova ve Pekin’in, İran’ın ABD’nin veya başka bir gücün nüfuzu altına girmesine tahammül etmesi imkansız" deniliyor İşte yazının geniş özeti:
"Uçsuz bucaksız karlı steplerle dolu, karayoluyla ulaşmanın imkânsız olduğu Sibirya ve merkezindeki Novosibirsk kenti... Yerli halkın deyişiyle yılın dokuz ayının kış olduğu, kalan üç ayında da yazın beklendiği bu 'buzdan kent'i gördük ve rehberimize göre 'dünyayı da görmüş' sayıldık!" Radikal gazetesinde spor yazılarını keyifle takip ettiğimiz Efkan Bucak, yine spor sayesinde yolunu düşürdüğü Novosibirsk'ten notlarını okurlarıyla paylaştı:
Muazzez İlmiye Çığ, çam ağacı süslemesinin aslında bir Türk geleneği olduğunu söyler. Tek tanrılı dinler öncesinde Türkler, yeryüzünün ortasında bir 'Akçam' ağacının olduğuna inanırlar ve bu ağacı aynı zamanda 'Hayat Ağacı' olarak da adlandırırlarmış. Güneşin kendileri için ayrı bir anlam ifade ettiği Türkler, 21 aralıkta gece ile savaşından 22 aralık sabahının ilk ışıklarıyla galip çıkan gündüzün, bu zaferini kutlamak için 'Akçam' ağacının altında toplanıp, ertesi gün sabaha kadar şenlikler düzenlerlermiş.
İgor, “Sen, bu yazma çizme işinde benden daha beceriklisin; bana yardım et,” dedi. “Hayrola?” diye sordum. Maksim, İgor’un sevgili oğlu, babasına ev ödevi vermişti: Ded Maroz’a hitaben güzel bir hediyeyi garantileyecek, ikna edici güzel bir mektup yazmasına yardımcı olmasını istiyordu. “Hediye işini hallederim de, bu mektup işi zor,” diye hayıflanıyor İgor. “Tamam,” dedim, “Takma kafana. Birlikte bir şeyler yazmaya çalışırız.”
Savaş zamanı Odessalı Yahudi bir bilim insanı, uzun süre uğraşıp aylarca da bekledikten sonra nihayet Moskova'ya gitmek için izin alır. Trene biner, daha henüz yerine geçmiştir ki kompartmana genç bir adam girer ve gelip yanına oturur. Bilim insanı, delikanlıyı göz ucuyla süzerken aklından da şunları geçirir:
1917 Ekim Devrimi Rusya'da tarihin akşını değiştirmiş... Yüz binlerce Rus, devrimden kaçıp tespih taneleri gibi dünyanın dört yanına dağılmış... Ve onlar arasında yolu İstanbul'a düşenlerden biri de Rus mizahının efsanelerinden Arkadi Timofyeviç Avarçenko olmuş... Avarçenko'nun 1921'de İstanbul'da başına gelenler, pişmiş tavuğun başına gelmemiş. Rasim Dirsehan Örs, Kompas dergisi için arşivlerden derledi:
Milliyet gazetesinin duayen dış politika yazarı Sami Kohen, bugün köşesinde Rusya'daki son gelişmeleri değerlendirdi. Kohen, "Rusya’daki gösteriler bir halk ayaklanması veya bir devrim değil... Rusya’da, sistemdeki aksaklıklara rağmen, özgürlük ve demokrasi var. Ekonomik krizin getirdiği sıkıntılara rağmen, güçlü bir orta sınıf ve belirli bir refah düzeyi de var..." diyor ve Putin'e işaret ediyor. İşte o yazı: