|
Sene 1975 idi. Genç diplomat, yanında eşiyle birlikte Belgrad’tan Moskova’ya uzanan zorlu bir yolculuğa çıkmıştı. Sovyetler Birliği’nin başkentine heyecanla yol alıyordu. Her birkaç yüz kilometrede bir benzin istasyonuna zor rastlanan, ana yoldan sağa-sola sapmanın akla getirilmeyeceği sıkı bir düzende arabalarıyla yolculuk ediyorlardı. Plana göre Rusya’nın Oryol şehrinde gecelemeleri gerekiyordu. İntourist oteline arabayı sürdüler. Ve unutulmaz hikaye böyle başladı:
Halil Akıncı Türkiye’nin Büyükelçisi, 33 yıllık Moskovalı Mayıs ayı sonunda Moskova’da Türkiye’nin yeni büyükelçisi göreve başladı. Halil Akıncı, başka büyükelçilere hiç benzemiyor. Rusya ile, Moskova ile bu kadar yoğun bir ilişkisi olan bir başka elçi olmadığı kuşkusuz. Çünkü 1975’in, 1989’un ve bugünün Moskovası’nı yabancı bir diplomat olarak yaşayan başka kimse yok. Halil Akıncı, Moskova'da Türkçe-Rusça uyayınlanan Kompas-Pusula dergisinin sorularını cevapladı, anılarını anlattı ve Türk-Rus ilişkilerine ilişkin önemli değerlendirmeler yaptı: Sene 1975 idi. Genç diplomat, yanında eşiyle birlikte Belgrad’tan Moskova’ya uzanan zorlu bir yolculuğa çıkmıştı. Sovyetler Birliği’nin başkentine heyecanla yol alıyordu. Her birkaç yüz kilometrede bir benzin istasyonuna zor rastlanan, ana yoldan sağa-sola sapmanın akla getirilmeyeceği sıkı bir düzende arabalarıyla yolculuk ediyorlardı. Plana göre Rusya’nın Oryol şehrinde gecelemeleri gerekiyordu. İntourist oteline arabayı sürdüler. Eski binadan içeri gireceklerdi ki, birkaç sarhoşun güçbela dışarı çıktıklarını gördüler ve şok yaşadılar. İçerisi de çok kötü durumdaydı. Böyle bir yerde kalmak istemediler. Sonunda Sovyet yetkililer mahcup bir halde onları alıp bir başka İntourist oteline götürdüler. Burası daha iyiydi. Akşam yemeğe indiklerinde onları 33 yıl sonra bile dün gibi hatırladıkları, asla unutamayacakları bir şok bekliyordu: “Orkestra Tanju Okan’ın (O devrin en ünlü Türk şarkıcısı) bir şarkısını çalmaya ve solist de Türkçe olarak söylemeye başladı. Gözlerimize inanamadık. Bizim ilk otel deneyiminden keyfimizin kaçtığını gören evsahiplerimiz bize müthiş bir jest yapmışlardı. İşte o zaman, demir perdenin sonuçta önemi olmadığını, insani değerlerin üstünü kapatamadığını anladık.” Bu olayı 1975 yılında, henüz diplomasi merdiveninin ilk basamaklarında olan genç bir başkatip ve eşi yaşadı. O genç diplomat, bugün Moskova’da Türkiye Büyükelçisi olarak görev yapan Halil Akıncı’dan başkası değil. Eşi Oya İpek Akıncı ile yeniden Moskova’ya dönen Halil Akıncı için bu şehir adeta “ikinci adres”. Çünkü tam 40 yılı bulan diplomasi hayatında üç kez Moskova’da görev yapmış. Halil Akıncı’nın kesinlikle bir kitap yazması lazım. Deneyimlerini, gözlemlerini kağıda dökmesi lazım. Çünkü bunlar, birkaç sayfalık bir röportaja sığdırılamayacak kadar zengin ve önemli. Düşünün ki bir yabancı diplomat önce 1975-78 döneminin SSCB’sinde, sonra 1898-1994 döneminin Rusyası’nda görev yapsın ve 2008’de bu şehre geri döndün. Sanırız bu büyük şansı yakalayan yabancı sayısı bir elin parmak sayısını bile bulmaz. Muğla’lı olan Akıncı, dışişlerine 1968 yılında girmiş. Moskova’daki üç görev dönemi haricinde, Soğuk Savaş yıllarında tam 9 yıl NATO’da Sovyet uzmanı olarak çalışmış. Moskova’dan önce Slovenya ve Hindistan’da büyükelçilik yapmış. Ankara’da geçirdiği yıllarda da kariyerinde 2002-2006 yılları arasında Ankara’da, Dışişleri Bakanlığı’nda tüm Slav ülkeleri, Orta Asya ve Kafkasya’ya bakan dairenin genel müdürlüğü de var. Üstelik Türkiye’nin Rusça bilen ilk diplomatlarından biri de Halil Akıncı’ydı. Akıncı, 1971 yılında Oya Pekin Akıncı ile evlenmiş. Şevket (35) ve Ozan (30) isminde iki erkek çocuğu babası. 7’nci Rostovski Pereulok’taki Türk Büyükelçiliği’nin pencereleri Moskova Nehri’ne bakan odasında konuştuğumuz Halil Akıncı, bir zaman tünelinden geçerek anlatıyor. “1975’te Moskova’ya gönüllü geldim” diyor ve önce Rusya’nın önemini vurguluyor: “Rusya bizim için her zaman en fazla öncelik verdiğimiz komşularımızdan biri oldu. Bu Soğuk Savaş yıllarında da böyleydi. Şimdi Rusya bizim neredeyse birinci büyük ticari partnerimiz. Daha da önemlisi halkların yakınlaşmaya başlaması. Müşterek evlilikler arttı. Daha önce parmakla sayılacak kadar azdı. Şimdi iki millet arasında sağlam bir kan bağı da kuruldu. Meşhur Rus deyişini bizim durumumuza uyarlarsak, ‘Türk’ü kazısan altından Rus, Rus’u kazısan altından Türk çıkacak’. Tabii bunların hepsi çok sevindirici gelişmeler.” Büyükelçi Akıncı’dan görev yaptığı üç ayrı dönemin Rusyası’nı, Moskovası’nı kıyaslamasını rica ediyoruz. “1975’te asayiş çok fazlaydı, abartılıydı. 1989’daki ikinci gelişimde asayiş yoktu, anarşinin bir başka türlüsü vardı, herkes kendini özgür hissediyordu ama başkalarının özgürlüğüne saygı göstermek aklına gelmiyordu. Bu gelişimde görüyorum ki şehir çok daha güvenli, asayiş var. Sabahları yürüyüş yaparken eskiden sokaklarda çok fazla sarhoş olurdu, şimdi yok. Toplum düzene girmiş, refah inanılmaz artmış, dünyanın hiçbir yerinde olmayan arabalar burada var. Tüketim patlaması büyük. Kaybettiği zamanı kazanmak istreyen bir yaklaşım var. Bu kez durum çok daha iyi.” “Değişmeyen şeylerin ne olduğunu” sorduğumuzda Halil Akıncı’nın cevabı şöyle: “Benim açımdan büyük avantaj olan bir şey var: Mantalite değişmemiş. Değişseydi belki anlamakta güçlük çekecektim. Profesyonel anlamda, değişmemiş olması benim için kolaylık. Alışkanlık deyin, tecrübe deyin, ne derseniz deyin; birinci, ikinci cümleden sonra ne demek istediklerini, neyi kast ettiklerini anlayabiliyorum. Eskidebn diktatörlük vardı, şimdi demokrasi var ama Rus mantalitesi aynı.” Büyükelçi Akıncı da Türkler ile Ruslar arasındaki benzerliklere dikkat çekiyor ve değişenleri, değişmeyenleri irdelemeye devam ediyor: “Bir kere romantik tarafları değişmemiş” diyor, “Bu da Türk milletiyle benzerliklerden biri. İklim daha soğuk ve katı olsa da, Ruslar da son derece duygusal. Duygularıyla tepki veriyorlar. Önce tepki verip sonra düşünüyorlar. Bir önlem alırken aşırıya gitme alışkanlıkları da değişmemiş. Yani yapılan bir harekete eşit ağırlıkta karşılık vermek yerine iki kat aspırlıkta cevap verme yaklaşımı da değişmemiş. Değişen taraflardan biri şu: Eskiden yabancılara karşı müthiş güvensizlik vardı. O büyük ölçüde ortadan kalkmış. Rus halkının kendine güveni artmış. Yabancılarla temaslarda kendilerine daha fazla güvenliler.” Konu Türk-Rus ilişkilerine geldiğinde Halil Akıncı’nın önemli tesbitleri var: “İlişkilerimizde kayda değer bir sorun yok. Ticarette rekabet sözkonusu değil, çünkü bizim ve Rusların ürettiği malla farklı ve rekabet yaratmıyor. Sadece ihracat konusunda bizim daha fazla faal olmamız lazım. Turizmde herşey güzel. Bu yıl turist sayısının 3 milyon yükseleceğini umuyoruz. İyi komşuluktan dostluğa geçmemiz vakit aldı ama o eşiği başarıyla atladık. Biz işbirliğine eskiden beri hevesliydik, Rusya’nın demokratikleşmesi bu süreci hızlandırdı. Karşı karşıya durduğumuz durumlar yok. Buna enerji de dahil. Biz doğalgazımızın çoğunu Rusya’dan alıyoruz, petrolde de önemli bir payı var. İki taraf da birbirlerinin iyi niyetini daha iyi anladıklarında, üçüncü ülkelere karşı daha fazla işlbirliğinin ve yeni projelerin imkanları var. mesela Samsun-Ceyhan petrol boru hattı bunlardan biri olabilir. Mevcut Mavi Akım gaz boru hattı tam kapasite kullanılmıyor, bu yapılabilir. Biz Rusya ile her konuda işbirliğine hazırız. Her konu masada konuşulur, tartışılır ve geliştirilir. Ama bazen referruat, esas kadar önemlidir.” Halil Akıncı’ya göre küçük bazı sorunlar varsa, onlar da komşu olmaktan doğan sorunlar. “Esaslı bir sorun yok. Ufak tefek sorunlar da her komşuda olur. Hiç ilişki olmazsa ancak o zaman hiç sorun olmaz. Konsolosluk sorunlar gibi şeyler olabilir ama bunlar aşılır” diyor. Büyükelçi Akıncı’ya en az iki yol sürmesi beklenen görev süresi içindeki hedeflerini, önceliklerini soruyoruz. İlişkilerin ticaret ve siyaset alanında hızla geliştiğini, üçüncü ayak olan kültürel ilişkileri daha da geliştirmeyi öncelikle hedef yapacağını söylüyor. Akıncı’ya göre zaten bu yıl Rusya’da Türkiye Yılı ilan edilerek bir adım daha atılmış. Ancak bundan sonra Rusya’da Türk kültürüne olan artan ilginin değerlendirilmesi, Türkçe öğretiminin yaygınlaştırılması ve hepsinden önemlisi Moskova’da bir Türk Kültür Merkezi açılması gündeminde. Rusya’nın da bunun karşılığında Ankara’da Rus Kültür Merkezi açmasının çok anlamlı olacağını söylüyor. Akıncı, Moskova’da Türk ve Türk-Rus aileler ile birlikte çocukların da sayısının arttığını, Türk Okulu konusunda da artık bir yerden somut adımlarla başlamak gerektiğini özellikle vurguluyor. Akıncı sohbetimizin sonunda bir kez daha Türk-Rus ilişkilerinin önemine dönüyor. “Bundan somnra ilişkilerimizin rotası, sadece çok daha iyiye yönelmek olur. Birçok ortak çıkarımız var. Rusya ile Türkiye çatışan değik çıkarları çakılan iki ülke. Üstelik düğnya da değişti, NATO’nun durumu da değişti. Artık uluslararası terör tehidine karşı tüm ülkelerin birlikte hareket etmesi lazım.” Moskova’dan uzak geçen yıllar Rusçasını nasıl etkilemiş? Halil Akıncı, Rusyua’da olmadığı dmönemde hem NATO’da hem de Ankara’daki görevleri nedeniyle Rusya’dan ve Rusça’dan hiç kopmadığını söylüyor. “Zaten bir kere yerleşti mi unutulmazü geri gelir” diyor. Ama yılklar içinde yaşanan hızlı depğişim onu da etkilemiş: “Geçende bir kelime duydum anlamadım. Bendeki sözlükte bile anlamı yoktu. Yeni jargona alışamadım!” 8.9.2008 |