|
|
|
Yeni bir hastane inşaa edeceğiz Moskova'da. Kalıp, demir, beton metrajı yaparken, aklım yıllar öncesine gidiyor... Kibar Japon elindeki rengarenk bohçadan Japonca yazılı paftayı çıkarıp kalıbı anlatmaya başladı. "... Makina büyük parçalar halinde gelecek, betonun üzerinde bulunacak olan 4000 adet deliğe oturacak, burada şaşma en çok birkaç cm..."
Düşünün bakalım. Yıl 68, mevsim sonbahar, yer Giresun. Dursun Han'da düşünüldü de gereği. Giresun'da buldum kendimi. Kalıpla ilk mücadelem burada başlar. O devrede styroporun adını bile bilmiyordum. Belki dünyada da yoktu. Giresun'un bitmez tükenmez yağmuru altında elimde çırpı ipi: Büroda çizilen kalıp resminin ne kadar farklı değer taşıdığını anladım orada. Meyilde, kolonda, tavanda, tabanda. Bütün delikler yerleştirildi, makinalar geldi, hepsi kondu. İlk kağıt bile çıktı da, adım "delikçi" diye devam etti bir süre. İskenderun'a geçerken Japonların cm lik toleransı Ruslarda mm ye dönüştü. Kok Bataryalarının kalıbını yaparken o iş için özel olarak yarattığım bir sürü garip aletle altıbinin üstünde deliği milimetrik olarak yerleştirmeye çalıştım. Olmayacak duaya Amin. Biri bir ucuna basarken, demir milimetre mertebesinde oynuyor beton dökülme izni alınamıyordu. Bir gece ağlamaklı bir yüzle bataryada düşünürken Cahit Mutuşla, Yücel Abi yakaladı beni. Anlattım durdum. "... Milimetre, Kalıp, Demir, Beton, Kontrol..." Birşeyler ölçüyordu Yücel Abi bir iki boru aldı "Sen git yat" deyip gitti. Meğerse Rusyadan gelen dökme borularda milimetrik hatalar varmış anlatmış durumu Rus Kontrollara, Santim toleransla döküldü, batarya halen çalışıyor İskenderun'da kok fırınları. Libya... Sıcaklık gölgede 50, güneşte, Allah bilir. Bir çukurda kalıp yerleştirmeye çalışıyorum. Malzeme Türkiye'de mobilya için bile kullanamayacağım güzellikte. Peri kirişler, metal iskeleler... Polonyalı kontrol Souk El Khamis çimento fabrikasındaki makina temelini kontrol ediyor, bir elinde pense, diğer elinde beyaz kağıt. Pense ile vurduğu demirden kağıda bir iki pas düşerse kabul etmiyor. "Olmadı... Demir fırça ile temizlenecek..." deyip uzaklaşıyor. Fırçalı ekip temele dalıp temizliyor tüm demirleri kabule kadar. Demire Avrupa'da M.Ö. bin yıllarında rastlanır. M.Ö. dört bin yılında yapılmış bir Mısır Mezarında demir parçaları; Keops Pramidi'nde de demir bir alet bulunmuş. M.Ö. 2220 yılında yazılmış Çince yazılarda demirin bahsi geçer. Orta Doğuda demir aletlere M.Ö. 1800 ve 1500 yılların da rastlanır. En eski demir endüstrisine Hititlerde M .Ö. 1300 yıllarında rastlanır. M.Ö. 1100 yıllarında şimdiki Suriye kıyılarında yaşıyan Doriens'ler demir kılıçlarla Grekler'i istila ederler. Bizanslılar Kubbe inşaatında demiri çekme için kullanırlar, İtalyanlar Rönesansta demir kuşaklarla kubbelerini sararlar. En bariz misal Roma'daki St. Pier Kilisesi'nin Kubbesi. Demir: Element, madenlerin en harcıalemidir. Yeryüzünde çok yaygını cithospherin % 4. 5'u teşkil eder. Bir teoriye göre de arzın iç tabakasını teşkil eden maddede de öncelikli. Avrupa'da kullanılmasında problem eritilmesi için kullanılan fazla miktardaki odundu. Gemi yapımı için kullandığı ahşabı yakmak istemeyen İngiltere 1784'de kok kömürünü kullanmaya başlar. Fransa'da ahşap işçilerinin 1845'de yaptığı genel grevde, çözüm demir aksamın daha çok kullanılmasında bulunur. Bir başka rengi vardı betonun iskenderun'da. Adı Kontinü betondu 24 saat sürerdi ve başında bulunmak şarttı. Eve gidilmez beton kontrol edilirdi uzaktan yakından, bazen çevredeki güzel bir bardan. Sonra sevildi bu sistem. Betonların çoğu Kontinü dökülürdü İskenderun'da... Giresun'un yağmuru, İskenderun'un rüzgarı, Libya'nın güneşi, Suudi Arabistan'ın sıcağı ve Rusya'nın dondurucu soğuğunda dökülecek, dökülüyor betonlar, yükseliyor binalar. Mimarlıkta betonun kullanılması 20. yüzyılın başlarına rastlar. 19. yüzyılın ortalarında mühendislerin tamamen teknik olarak kullandıkları bu malzeme mimarların da dikkatini çeker. 1850'1erde A. Baudot ve F. Henneibique betonda artistik araştırmalara başlar. 1925 yılında Auguste ve Gustave Perret'nin yaptıkları ChampsElysees Tiyatrosu elimizde kalan tek görkemli misaldir. Mimarların devreye girmesiyle kalıp üzerinde yapılan araştırmalar da hızlandı. 1926 yılında H. Besnard St. Christophe De Javel Kilisesinde Prefabrike sistemi denendi. Bundan sonra yapılan betondaki ilerlemeler yalnız mühendislerin değil mimarların da eseri oldu. (1869‑1948) Tony Garnier beton kasabalar yaparken mimarlığı barajlara bile sokar. 1926 yılında Le Corbusier Stutgart'a şehir merkezini, 1922 de Robert Mallet Paris'te bir oteli tamamen betondan yapar. Bu devrelerde betonun karışımı ile de ilgilenilir. Katkı malzemeleri için kimyevi araştırmalar yoğunlaşır. Kalıp, normal kalıplıktan çıkıp çelik, tırmanır, kayar olmaya başlar. Boşluklu beton ve ön gerilimli beton tipleri düşünülür. 1910'da S. Boussiron, Paris‑Berly Garı'nın üstünü betonla örter. 1936'da Frank Llyod Wright (Şelaledeki Ev) de betonun bütün nimetlerini kullanır. Büyük açıklıkların daha kolay geçilmesi dini binalarda araştırmalara yol açar. A. Perret'nin 1922'de yaptığı Raincy Katedrali, 1955'de Le Corbusier'in yaptığı Ronchamp Katedrali, 1957'de P. Luigi Nervi'nin yaptığı Spor Sarayı betonu şiirleştirir. Sidney Operası, Penver Hilton, Chandigarh Şehri, Hammond Kapalı Parkingi ve daha buraya sığdıramadıgım yüzlerce eser kalıp, demir, betonun harika yüzü olarak duruyor. Binalar bitti yenileri geliyor, yapılıyor, yapılacak. Çoğunun mimarları da göçüp gitti, adları kaldı yadigar. Kalıbı yapan, demiri kesen, betonu döken dünyanın her yerindeki binlerce işçimize benden selam. Haziran 1988 |
|
|
|
|
|