spacer
10/01/2009 00:54
TURKRUS.COM :: ana sayfa ::

HAKKIMIZDA REKLAMLARINIZ FORUM SARI SAYFALAR LİNKLER FOTO İLETİŞİM E-MAİL Siteyi Kaydet! ARKADAŞINA ÖNER
spacer

Son Eklenenler
spacer
Totaliter "flash mob"

Image Rusya'nın en saygın haftalık ekonomi dergisi Ekspert”te Oleg Naskov yazdı:  İkinci kanalın “İmia Rossii” (Rusya'nın Adı) adlı büyük projesinin kesinleşmemiş sonuçları, insan haklarını savunan liberal çevrelerde kayda değer bir karışıklığa yol açtı. Demokratik dönüşümlerin on yedinci yılında, Rus vatandaşlar sempatilerini kanlı diktatör Stalin’den yana kullandılar. Aslında Stalin totalitarizminin uzun yıllar boyunca bolca yargılanmasından sonra böyle bir sonuç almak,  genç Rus demokrasisinin yüzüne tükürmek demektir.

 

Evet, “İmia Rossii” listesini yapanlardan biri, tarihçi Lavrov, sürecin teknik boyutuna gönderme yaparak liberal kamuoyunu biraz yatıştırmaya çalıştı: güya tutkun Stalinciler binlerce kez oy atıyorlarmış. Hâlbuki Puşkin’ e öncelik veren  “saygın insan”, böyle bir davranışta bulunmayı kendisine izin vermiyormuş.

Şöyle midir, böyle midir türünden ayrıntılara girmeyeceğiz. Önemli olan Stalin’in reytinginin yüksek oluşunun şaşırtıcı olmadığıdır. En azından toplumsal eğilimlerin ve toplumun ruh yapısını iyi bilenler ve bu konuyla ilgili boş hayalleri olmayanlar bu sonucu şaşkınlık verici bulmadılar. Liberallerin, çok açık olan bu olguyu itiraf etmek istemeyişleri,  tam da kendilerine uygun düşmektedir. Sayın tarihçiler onlara, “saygın insanlar” ve “Stalinciler “ bağlamında ne tür ikna edici ve rahatlatıcı argümanlar sunmaya girişseler de, boşuna. 17 yıldır yüksek öğretim kurumlarında ders veren biri olarak diyebilirim ki, önde gelen bu Sovyet tiranı, üniversite öğrencilerinde hiçte olumsuz duygular uyandırmamaktadır. Her ne kadar yabani, fanatik bir coşku uyandır masada, belli bir ilgi ve hayranlık payı var. Bu yüzden anket verilerini tam anlamıyla bir gösterge olarak değerlendirebiliriz.

Projenin kendisini tartışmayacağız şimdi. Puşkin’le Stalin’i aynı potaya koymak ya aptalca bir zevkin, ya da tasarlanmış bir provokasyonun işaretidir. Fakat toplumsal haleti ruhi yenin göstergesi niteliğinde olan bu tasarı, fena işlemiyor. Stalin’e hayranlık besleyenler olarak, trajik bir şöhrete sahip, yaşlı Nina Andreevna veya kendinden geçmiş komünist petrogradlılar tarzındaki insanları örnek gösterebileceğimiz zamanlar çoktan geride kaldı. Şimdi diktatörün dinleyici kitlesi gözle görülür biçimde oldukça gençleşti. Ama bununla beraber bu sempatinin sebepleri de değişti.

Yaşlı petrogradlılar Stalin’i propagandanın etkisinde kalarak sevdiler. Doğaları itibariyle kusursuz ahlakçı olduklarından, Sovyet önderini, yönetiminin kanlı boyutunun varlığına inanmak istemeden,  olabilecek tüm insani iyiliklerin timsali olarak düşünüyorlar. Genç hayranlarla ise durum farklı, hatta tam aksi yöndedir. Onların sempatileri, propaganda sayesinde değil de,  aksine ona RAĞMEN oluşmuş durumdadır. Ahlak onları hiç ilgilendirmiyor,  kanlı ifratlar da umurlarında değil ( altını çiziyorum- hiç). Onlar için Stalin, sadece birilerini giydirdiği, karnını doyurduğu, koruduğu, ayağa kaldırdığı için iyi biri değil. Onun iyi oluşu, SARP, SIKI biri, tahayyül edilemeyecek derecede sarp biri oluşundandır. Gençlik işte ona bu “sarp oluşundan”  ötürü saygı duyuyor. Ve bu yüzden, sürgünler, kollektivizasyon ve sair felaketler türünden, liberallerin 20 yıldır çığırmakta olduğu propaganda, hiçbir şekilde önderin değerini onların gözünde azaltmamaktadır. Bu demek değil ki, gençler onun kanlı bir diktatör oluşuna hayranlık duyuyorlar.  Anlaşıldığı kadarı ile onlar için bu çok önemli bir kişilik ölçüsü değil. İşte bu noktayı bizim liberaller kayda değer bulmuyorlar. Ve boşuna.

Dostoyevski’nin diliyle ifade edeceksek, bizim toplumumuzda ahlaki bir sapma palazlanmaktadır: iyi ve kötü kavramları son derce muğlâk, ahlaki değerlendirmeler ikinci plana itiliyor ve herhangi bir ehemmiyeti kalmıyor, özellikle genç neslin yaşamında. Toplumda güce tapma kati bir olgu haline gelmiştir. Değerlendirme baremi de bu suretle oluşuyor. O yüzden günümüz genç Stalincileri idollerinin kaç kişiyi ölüme yolladığını önemsemiyorlar. Önemli olan, “düşmanları ıslatmayı” başarmış olması, “ herkesi hizaya” getirmiş olması, “savaşı kazanmış” olması. Hitler örneğin, yüce değildir, çünkü o “looser” di (mağlup), “keriz”di. Stalin ise bütün dünyaya ne kadar daha sarp, sert biri olduğunu gösterdi. Böyle birine nasıl hayranlık duyulmaz?

Gelin şimdi düşünelim bu tür kavramlar nerden başa üşüştüler? Okullarda, resmi medya organlarında, yanılmıyorsam eğer, halen hümanizm, siyasi dürüstlük, hoşgörü öğretiliyor. Gençliğimiz yaşamla ilgili bu tür barbarca kavramları nerden kaptı? Cevabı bulmak için çok uzağa gitmeye gerek yok? Cevap zaten yüzeyde halen akıp gitmekte ki yaşamımızda, en yeni tarihimizin belirgin özelliklerindedir. Gözlemlenebilen, sezinlenebilen tüm gerçeklik, onları düello da hayatını kaybeden bir şairden ( ki o bir keriz değil midir?) yana değil de, ne denli sarp oluşunu gösteren kanlı diktatörden yana tercihte bulunmalarını zorunlu kılıyor. Liberal reformlarla ilgili tüm deneyimlerimiz, Stalin’e olan sempatiyi körüklüyor. Putin propagandasını buraya katmaya gerek bile yok. Her şey çok önceden başladı.

Gelin Putin’in o ünlü “tarihi” cümlesini anımsayalım:”Gerekirse klozet deliğinde ıslatırız”. Liberaller şoke oldu. Toplum ise başkanın bu bataklık lügatine başka türlü tepki verdi, oysaki onun reytingi, hatırladığımız kadarıyla bundan ötürü sadece yükseldi. Çünkü , “klozet deliğinde ıslatmak” sarp oluşun göstergesidir.  Halkın sarplığa olan sevgisini günümüzdeki televizyon dizileri, sinema filmleri de görsel olarak yansıtıyor. Ekranlarda oluk, oluk kan akarken çocukları hoşgörü ile terbiye etmek gülünç oluyor. “Herkesi ıslatma” ve “herkesi hizaya getirme” becerisi, sevgiden ve duygudaşlıktan daha değerli sayılıyor. Ve fakat bu bir olgudur ( ne yazık veya değil, herkes kendi kararını versin, şimdiki zamanlar demokrasi zamanları).

 İşte, Stalin’e sempatilerinin artış kaynağı.  Asla propagandadan değil.  Adları, zenginler listelerinin ilk sıralarında dolaşan, ülkenin en başarılı insanlarının diğerlerinin tepelerine basarak çıktığından her vatandaşımız emindir. Onlarda bunu kamuoyu önünde itiraf etmediler mi? Her hangi bir liberal bu tür itirafların ahlaki etki derecesini değerlendirdi mi acaba? O halde gençlik neden Stalin’i yargılasın, eğer başarının yolu – ülkemizdeki en başarılı insanların özgeçmişlerinden yola çıkarak- hilesiz, hurdasız, zorlama ve kan olmadan mümkün değilse? Çoğunluğun hatıralarında Stalin’ in onlardan farkı ne… – sadece o daha sarp. İşte onun üstünlüğü de bundan ibaret. Eğer, diyor bizim vatandaşlarımız, iktidarda şimdi o olsaydı, tüm bu oligarhlara gününü gösterirdi, hepsini” hizaya sokar”, “hepsini ıslatırdı” . Olağan Rus insanının gizli hayali bu: giden tiranın ruhunu çağırıp enkarnasyonla yeni bir görünümde ortaya çıkmasını dilemek. Ve işte bundan sonra siz hoşgörüyle harmanlanmış liberal, siyaseten düzgün oluşunuzu nereye sokuşturacaksınız?

*flash mob (ing.)(ç.n.): Önceden planlanmış kitlesel bir eylem; büyük bir insan grubu (mobberler) aniden bir toplu mekânda beliriyorlar, bir kaç dakika süreyle ciddi görünümlü insanlar önceden tasarlanmış anlamsız içerikli bir takım eylemler gerçekleştirip çarçabuk dağılıyorlar, sanki hiç bir şey olmamış gibi.

Fleşmob’un psikolojik ilkesi: mobberler anlaşılmaz, absürt bir durum yaratıyorlar, fakat, sanki tüm bu olanların kendileri için çok normal ve doğal olduğunu gösterecek şekilde davranıyorlar: yüz ifadeleri ciddi, hiç kimse gülmüyor, herkes aklı selim bir durumda, soğukkanlı ve sorumlu.

Çeviren: Özran Yılmaz

Çeviri Sponsoru: Dynamic Logistics 

 
spacer

Run Search Request
Döviz
Anket
2008 yılı sizin açınızdan nasıl geçti?
 

spacer

© 2009 Turkrus.com

:: © TurkRus.com :: Sitede yer alan yazıların her türlü yayın hakkı TurkRus.com'a aittir. Yazılı izin olmaksızın, kaynak belirtilerek dahi kullanılamaz.