75 yıl önce İstanbul'a akın eden 150 bin Rus'un öyküsü: Ekim devriminden sonra İstanbul'a kaçan Beyaz Ruslar, yüzyıl başında Osmanlı başkentine damgasını vurmuştu. Bugün hala onların torunları İstanbul'da yaşıyor, açtıkları restoran borş pişirmeye devam ediyor.
1990'ların başında, SSCB'nin dağılmasıyla birlikte Rusların İstanbul'a akını başladı. Ceplerinde birkaç yüz dolar, ellerinde bavullarla İstanbul'a giden bu insanlar, 75 yıl önce Rusya'dan İstanbul'a can havliyle kaçan onbinlerce insanın öyküsünü biliyorlar mıydı acaba? Onlar Rusya'daki ekonomik krizden kurtulmak için umutlarını Türkiye'ye bağlamışlardı. Dedeleri ise iç savaştan kaçıp canlarını kurtarabilmek için İstanbul'a akın etmişlerdi. Tam 150 bin ‘Beyaz Rus'un hüzünlü hikayesinden bugün yaşayanlar ne kadar haberdar bilinmez. Ama anlatmakta yarar var. Giriş sözünü, büyük yengesi İstanbul'a gelen ilk Beyaz Ruslardan olan İstanbul Boğaziçi Üniversitesi profesörlerinden Jak Deleon'a bırakalım: "1917 devriminden sonra dünyanın yedi bucağına dağılan Beyaz Ruslar, önce ilk durak, ardından özgürlüğe uzanan köprü olarak Türkiye'yi seçtiler. Bu seçim iki nedenden dolayı mantıklıydı: Kırım üzerinden kaçan çoğunluk için en yakın ve aynı zamanda (denizaşırı olması nedeniyle) en güvenli ülkeydi Türkiye. İkinci neden ise Osmanlı İmparatorluğu'nun engin hoşgörüsü ve tarihsel konukseverliğiydi. Bu konuda şunları söylüyor bir Rus göçmen: ‘Rusya'dan kaçarken hep şunları düşündük: 1492'de İspanyol engizisyonundan kaçan Yahudilere kapılarını açan tek ülke olan Türkiye, 1920'lerde bizi de geri çevirmeyecekti." Gerçekten de, son günlerini yaşayan Osmanlı, Rus göçmenlere kucak açmaktan kaçınmadı. Bolşevik İhtilali'nden kaçarak 1921 yılına kadar İstanbul'a gelenlerin sayısı 150 bini bulmuştu. İstanbul onlara ikinci vatan oldu. Osmanlı Kızılay'ı aşevleri ile onları doyurdu, sadece Türkler değil İstanbul'daki tüm azınlıklar da bu talihsiz insanların acılarını azaltmak için çabaladı. Özel hastaneler ve okullar kuruldu, çadır kentler açıldı. Beyaz Ruslar, İstanbul'un toplumsal hayatına büyük renk kattı. Beyaz Rus olgusu 1918'den 1940'lara kadar yaşandı. Onların varlığının İstanbul'a en fazla damgasını vurduğu dönem 1920-1924 yılları arasıdır. Bu yıllarda İstanbul'un kültür, sanat ve eğlence hayatının kalbi olan Beyoğlu semti Beyaz Rus istilasına uğramıştır. Ana caddeler üzerinde kabareler, arka sokaklarda meyhaneler açılıyor, Rus lokantalarının masaları kaldırımlara taşıyor, şarkılı ve danslı gösteriler İstanbul gecelerine renk katıyordu. Çoğu Rus burjuvasine mensup, Avrupa görmüş kadınlar ve erkeklerin İstanbul'da moda rüzgarları estirdiği de anlatılır. Göçmenler, Türkiye'ye çok şey vermiş, unutulmaz izler bırakmışlardır. Bu fırtınalı dönem, Beyaz Rusların çoğunun Fransa, Amerika ve Arjantin'e vize almasıyla duruldu. Onlar, vatanlarını yitirmenin acısıyla yeni ufuklara yelken açan ‘sürgün'lerdi. Bir yazar, "Her Rus göçmeni 20. Yüzyıl Robensonu'dur. Ateşin ve suyun sınavlarından geçip evrensel vatandaş olmuştur" der. Rus göçmenlerin çoğu, İstanbul'u ‘cankurtaran köprü' yapıp, sonra çoğunlukla Batı Avrupa veya Amerika'ya yerleştiler. İstanbul'da kalanlar ise ya iş kurup yeni hayata alışanlar, ya da Türklerle evlenenlerdi. Beyaz Ruslar, açtıkları Rus lokantaları, müzikleri, yaşam biçimleriyle İstanbul'a unutulmaz bir atmosfer getirmişler, İstanbul'un ve Türkiye'nin mozayiğinin renkli bir dilimini oluşturmuşlardı. Bugün hala o göçmenlerin torunları, kendilerini hem Rus hem de Türk hissederek Türkiye'de yaşamaktadırlar. 1924 yılında İstanbul'da Babak ve Oğlu Matbaasında basılan "Spassibo" adlı kitap, İstanbul'dan ayrılan Rus göçmenlerin minnet duygularını yansıtır. Kitabın girişinden bir bölüm: "Spassibo İstanbul! Bize kollarını açtın, barındırdın, iş buldun, hayatımızı kurtardın! Seni hiç unutmayacağız, dünya güzeli şehir!" Kitabın "Senin için Türkiye!" başlıklı bölümü de yine duygu yüklüdür: "İkinci vatanımızdayız. Gözyaşları ve umutsulukla kıyılarına ayak bastığımız Türkiye'de sıcak bir dostlukla karşılaştık. Türk dostlarımız acılarımızın dinmesi için ellerinden geleni yaptılar. Bu konuksever topraklar bizi bir kardeş kucağı gibi sardı ve ısıttı. Bize kardeş ünvanını veren Türk ulusu, kahraman olduğu kadar duygusal olduğunu pek güzel kanıtlamıştır. Biz Ruslar olarak hiçbir zaman bu kadar iyilik ve cömertlik görmedik. Bu nedenle kardeşçe şükranlarımızı ve yine kardeşçe elvedamızı lütfen kabul edin. Aslanın soyluluğunu, gururunu ve cesaretini biraraya getiren Türk ulusuna her zaman hayran kalacağız." O yıllara damgasını vuran birçok Rus, bugün gerçek İstanbullularmış gibi sevgiyle hatırlanır. Tüm bu göçmen Rusların dokunaklı öyküleri, günlükleri Profesör Jak Deleon'un "Beyoğlu'nda Beyaz Ruslar" adlı eserinde tüm çarpıcılığıyla bulunabilir. Bu kitabın Rusçaya çevrilmemiş olması büyük kayıptır aslında. Eğer birgün yolunuz Beyoğlu'na düşerse, İstiklal Caddesi'nin hemen kıyısındaki "Rejans Lokantasını" sorup bulun. 1930'dan beri ayakta duran bu Rus restoranı, Beyaz Rusların anılarıyla doludur. Rusya ile Türkiye arasında bağları son beş-on yıla mal edenlerin aksine, onyıllar öncesine uzanan bir dostluğun varlığını anlatır bu restoran. Beyoğlu'nun her sokağında bugün bile hala bir parça Beyaz Rusların sesi, kokusu, müziği vardır. |