|
“Dünyanın en hassas ekonomilerinden biri gelişmeye devam ediyor, ancak politik belirsizlik büyümeyi frenleyerek, yakın gelecekte kriz ihtimalini güçlendiriyor.” Bu yorum Rusya’nın önde gelen ekonomi dergilerinden Ekspert tarafından Türkiye için yazıldı. Derginin Londra muhabiri Aleksandr Koşkarov’un kaleme aldığı analizde Türkiye ekonomisinin gidişatı ele alındı. İşte yazıdan, arkadaşımız Sonat Kerem'in çevirdiği bazı bölümler:
“Avrupa’nın kapısındaki ‘aslan’” başlıklı yazıda, ödemeler dengesindeki açık ve dışa olan ciddi bağımlılığından dolayı, 1,5 yıl öncesine kadar Türkiye’nin, uluslararası finans krizinin olası kurbanlarının başındaki ülke olarak gösterildiği, ancak 2008’in başında ekonominin beklenenin üstünde büyüdüğü (ilk çeyrekte yüzde 4,9’luk GSYH büyüme oranı tahminine karşın bu oranının yüzde 6,6 olarak kaydedildiği) savunuluyor. Yazıyı kaleme alan Koskorav’a göre, Türkiye ekonomisi için bugün risk yaratan faktörlerin başında iç siyasal belirsizlik geliyor: “Siyasal belirsizlik firmaları ve ev ekonomisini olumsuz etkiliyor. Firmalar yatırımlara ihtiyatlı yaklaşırken, sıradan vatandaşlar da tasarruftan sakınıyor ve tüketimi azaltıyor. Ve kimse belirsizliğin ne zaman son bulacağını bilmiyor.” Rusya vatandaşlarının çoğu için Türkiye’nin, Rusya ve BDT ülkelerinin pazarları için ucuz tüketim malları kaynağı ve sahillerden ibaret olduğuna dikkat çeken yazar, “Bunlar doğru. Ancak ekonomik büyüme yılları Türkiye ekonomisinin çehresini radikal bir biçimde değiştirdi” diyor. Milli gelir hesaplama yönteminin değiştirilmesinin ardından resmi olarak açıklanan kişi başı milli gelirin 5,5 bin dolardan 7,5 bin dolara yükselmesini de “Türkiye ekonomisinin büyüdüğünün” göstergelerinden biri olarak yansıtan yazar, “Milli gelir hesaplama yönteminin değiştirilmesinden sonra Türkiye’nin gelişmekte olan ekonomiler içinde ekonomik büyüklük bakımından ilk 10’a girdiğine” işaret ediyor. Fortis bankası uzmanlarından Erkin Işık’ın “Türkiye’de bugün sanayinin rolünün giderek arttığını ve Türkiye’nin yeni bir sanayi ülkesi haline geldiğini” söylediği de aktarılan yazıda, bazı sanayi rakamları ışığında bu görüşün doğruluğu savunularak, Türkiye’nin bugün sanayileşme bakımından dünyada 21’nci sırada yer aldığı ve ülke ekonomisinde tarımın payının giderek azaldığı belirtiliyor. Türkiye’deki zengin-yoksul uçurumuna da değinilen yazıda, ülkenin batısında yaşayanlar ile doğusunda yaşayanlar arasındaki gelir eşitsizliği sürse de, “yeni yaratılan zenginliklerin İstanbul dışında da dağıtılmaya başladığı” savunularak, “Kişi başı gelirin en yüksek olduğu şehir ülkenin finansal ya da siyasal başkenti değil, Kocaeli” deniliyor. “Son yıllardaki ekonomik atılımın” ardından Türkiye ekonomisinin durgunluk dönemine girdiği belirtilen yazıda, bunun nedenleri ise “iktidarın ekonomi politikasını değiştirmesi ve makroekonomik reformlar yerine popülizme kayması” olarak gösteriliyor. Yazar, özelleştirmeleri, sosyal güvenlik yasasını, yabancı sermayedeki artışı ve enflasyonun düşürülmesini” de hükümetin başarıları olarak yansıtıyor. Hükümetin, “GAP projesinin bölgedeki yaşam seviyesini yükselteceği ve ayrılıkçılığı azaltacağı”nı iddia ettiğini de aktaran yazar, “AKP’nin Güneydoğu kalkınma projesiyle bölgede 4 milyon yeni istihdam alanı yaratmayı planladığını” söylüyor. Bir yandan da, Merkez Bankası’nın enflasyonu kontrol altına alabilmek için para politikalarını sertleştirdiğine dikkat çeken yazar, Türkiye’deki iç siyasal krizin ekonomide karar alınmasını engellediğini savunuyor. 23.07.2008
|