|
"Boşlukla Krypton 86 atomunun 2p10 ve 5d5 seviyeleri arasındaki radyasyonunun 1.650.763,73 dalga uzunluğuna mukabil uzunluğa eşittir." Ekim 1960'da ağırlıklar ve ölçüler genel kongresinde alınan bir karara göre metrenin tarifi; Moskova'da inşaa edeceğimiz Petrovsky Pasajı'nın projesini tetkik ederken, bu işin ölçüsü ne, denince aklıma geldi de çıkıverdi ağzımdan.
Bildiğimiz gibi havada bulunan nadir gazlardan biri olan krypton havadan, elektronik işlemlerle, ayrıldıktan sonra elde edilen altı izotoptan en ağırı olan, izotop 86 diğerlerinden sökülüp parçalanarak birazda toparlanarak ekilip, biçilerek, birazda serinletilerek üstelik bir de (Planck) kat sayısıyla da çarpılarak bütün kainatta aynı olan bir dalga boyu veriyormuş! Bu dalga, boşlukta sabit 299.792.458 m/s lik bir hız ile yayılırmış... ve bir sayfa boyu yazmam gereken işlemler yapıldıktan sonra, Fransız İhtilali'nin 8'nci yılında (1799) prensip kararına varılan ve 1899'da ilk toplantısı yapılan ağırlıklar ve ölçüler genel kongresinde tesbit edilen metreyi buluyorduk. Yıllar önce Paris'te görmüştüm kendisini: Garip bir (X) kesitinde platin kanşımlı bir ray, devamlı eriyen, buzlar arasında bana bakıp sırıtıyordu. - Meridyenin dörtte birinin on milyonda biriyim diye - Şimdiki aklım olsa kendisine söylerdim meridyenin dörtte birinin 10.002.288 m. olduğunu Şu ölçü işi hep aklımı karıştırmıştır. Boyum henüz 110 cm iken asık suratlı hocalarım (frere)ler "ölçülü olunuz" derlerdi kaç santimdi bahs ettikleri ölçü? O zaman bildiğim metrenin kaç katı idi istedikleri? Müziğe başladığım yıllarda tik tak eden bir ölçü çıktı karşıma, piramit şeklinde kutunun içinden ters sarkan bir demir parçası iki yana sallanarak bana tik tak tik tak diye ölçüler veriyordu. Sonra şefin sopası yeni ölçüler yaratmaya başladı; 2/4, 3/4, 4/4 marşlar, valsler, senfoniler. Astronomi hocası dünya, ay, gezegenler, güneş ve yıldızları mükemmel bir şekilde sığdırırdı da karatahtaya, ölçüye gelince karışırdı işler. Işık yılı derdi de kolay olmazdı anlamam. Bir saniyede yani gözümü açıp kapayana kadar o kocaman dünyayı birkaç kere dolaşan ışık bir dakikada ne giderdi ya, saatte, ayda, yılda, bir milyon yılda? Halen hesabını yapar da hayal edemem ne olduğunu korkunç hayal gücüme rağmen. Elimde bulunan cetvelle nasıl ölçerim diye düşünürken hoca eklerdi, "Bütün bu sistem sonsuz bir hızla boşluğa doğru düşüyor ve ..." Büyükleri anlamaya çalışırken, fizik ile bilyoloji ufaklarla uğraşmaya başladı küçüldükçe küçüldü herşey metreleri değil milimetreyi unutturdu mikron; ışık yılına inat küçüldükçe küçülüyordu. Ve insan bu iki sonsuzun arasında birşeyler ölçmeye çalışıyordu; 17 yaşında konikleri bitirip 19 yaşında ilk hesap makinesini yapan Pascal ölçünün envayi çeşidinde zamanının çok ilerisindeyken hepsini bırakıp otuz yaşlarında kendini insanın ölçüsüz yönüne kaydırıp dini ve felsefi eserler yazmaya başlamıştı. Mikron ile ışık yılından bir netice bulamayınca insanda ölçüyü aramaya calıştım. A. Camus'nun (Yabancı) sı ile yeni bir boyut J.P. Sartretin (L'Etre et le Neant) ile de kendimi boşlukta buldum. "... Geçen hafta bir kızla sinemaya gittim. Kız iki dirhem bir çekirdek..." diyordu arkadaşım fısıltı halinde biri duyar diye korkarak. Anlatmak istediği kızın güzelliği yine ölçüye gelmiyordu birkaç gram, bir kız nasıl güzel olurdu. Halbuki balık etinde teyzem aile toplantılarında bir gram etin bin ayıp örttüğünden söz ederdi sık sık. Ölçüler karışıyordu. Kimin ölçüsü doğruydu? Tabii ki hiç birinin. Zamanla, kalça, bel, göğüs ölçülerinin ideali ile hakikilerini karşılaştırdım, neticede tam bir kaide bulamadımsa da ölçüden başka faktörlerin de olduğunu öğrendim. Tahsil, müzik, spor, seyahat, dirhem çekirdek derken... Normal giden bir ölçüde de değişiklik oldu. Zaman değişti aniden. Eskiden geçmeyen yıllar hemen geçer oldu sanki, mevsimler kısa, günlerse dersleri yapamayacak kadar yetersizdi. "...Yapacak işim kalmadı..." lafları, "...Yapacak vaktim kalmadı..." ya dönüştü. Deniz kenarındaki gezintiler, çayırlarda toplanan papatyalar, batan güneşin seyri Moda parkından, Mavi gözler, sarı saçlar, o kalabalık ailemin içinde sonsuz bir yalnızlık hissettiğim geceler... Çabucak geçen aylar, gelip çatan imtihanlar, yetmeyen zaman, bitmiyen dersler ve o mavi gözler... "... Zamanı geldi göçüp gitti zavallı." dediler karlı bir Şubat sabahı anneannem için. On yedisinde ölen Ülkü için ne diyeceğimi bilemiyordum, zamanı gelmiş olamazdı amma gitmişti. Ölçüyü yine tutturamadım. Yanlış doğru herşeye bir ölçü veriliyor sonra da düzeltiliyor, düzeltiliyordu. Bütün mesele ölçüde değil ölçülendeydi, ve uğraşılıyordu anlatabilmek için anlatılamıyanı. Neticede ölçüye sığdırılamayan yalnız sevgi kalıyordu. Onun için sevgi ile yazdım bu kitapçığı. (1988, Moskova) |