ANALİZ: Rusya'nın ulusal TV kanalları salı gecesi sürekli Putin-Erdoğan görüşmesini uzun uzun gösterdi. Hep dostluk ve işbirliği mesajları verildi. Bundan sonra atılacak olası somut adımlar bir yana Erdoğan'ın gezisi iki önemli gerçeği perçinledi: 1- Rusya'da halk nezdinde en güçlü ‘kanaat önderi' olan Putin'in gösterdiği bu sıcaklık, hem Rus halkı hem Rus bürokrasisinde Türkiye'ye bakışı kökünden değiştirmeye başlıyor, iki ülke arasında yıkılan ‘duvar'ın yıkıntıları da temizleniyor. 2- Uzun yıllar boyunca Türkiye'yi hep "Batılı müttefiklerinden ayrı, bağımsız politika izlemeye gücü yetmeyen ülke" olarak algılayan Moskova, artık Ankara'yı "eşit temelde stratejik ilişki geliştirilecek muktedir ülke" olarak kabulleniyor. Ve en önemlisi son üç yılın eseri olarak, iki ülke arasında "güven" egemen.
1990'ların ortasında, özellikle PKK ve Çeçenistan'ın karşıklı "koz" olarak algılandığı gergin dönemde Türkiye ile Rusya arasındaki en temel sorun "karşılıklı güvensizlik" idi. Zaten Cumhuriyet'in ilk yıllarında "iyi komşuluk" temelinde gelişen ilişkiler Stalin'in yayılmacı emellerini seslendirmesiyle bozulmuş ve "demir perde"nin inmesiyle ilişkilere hep "güvensizlik" hakim olmuştu. Özellikle son üç yılda yaşanan değişim, karşılıklı olarak "güven tesisi"ni beraberinde getirdi. Bunda Erdoğan'ın attığı ilk adımın ve Putin'in buna aynı kararlılıkla karşılık vermesinin önemi büyüktü. Elbette ki ilişkilerin ivme kazanmasının temelinde, iki ülkenin karşılıklı olarak yarattığı "ekonomik potansiyel" yatıyor. Türk işadamları zaten 15 yıldır Rusya'yı fethediyor. Müteahhitlerimizin aldığı işler 12 milyar doları buldu. Özellikle 90'lı yıllarda Rusya ağrılıklı "bavul ticareti" Türk ekonomisine büyük katkı sağladı. Yatırımlarımız 2 milyar dolara ulaşıyor. 1.5 milyondan fazla Rusya vatandaşı Türk sahillerinde dinleniyor. Bunun karşılığında Türkiye aldığı doğalgaz ile Rusya için çok değerli bir "müşteri". Rus gazını ve petrolünü dünya pazarlarına taşıyarak daha fazla para kazanmak için Türkiye'nin transit ülke olabileceğini Moskova çok iyi biliyor. Ayrıca Türkiye'deki dev özelleştirmeler Rus sermayesinin iştahını kabartıyor. Buna ilaveten Rusya silah sanayi, Türkiye'de yenilecek çok ekmek olduğunun bilincinde. Velhasılı iki ülke de birbirine baktığında "zenginlik yaratacak eşsiz potansiyel" görüyor. Bundan sonrası, kimin doğru stratejik ve taktik adımları nasıl atacağına, kimin hangi projeleri nasıl hazırlayıp karşı tarafı ikna edeceğine kalıyor. Küçük pasta için kavga etmek değil, pastayı büyüterek herkesin dilimini de büyütmek gerekiyor. Ticarette dengeyi bir nebze de olsa sağlayacak adımları atak gerekiyor. Tabii bunun yanı sıra, terörden ve komşu ülkelerde kangren halini alan siyasal sorunlardan çok çeken ve hala da çekmeye devam eden iki ülke yaşadıkları bölgeyi daha "güvenli" kılmak için neler yapabileceklerini de düşünmek zorundalar. Sonuçta Türkiye-Rusya yakınlaşması ve işbirliği, hiç kimseye "karşıt" olmadan, herkesin yararına bir ilişki olmaya namzet. Elbette sorunlar, inişler-çıkışlar, eleştiriler var ve her zaman olacak. İki ülke de, insan haklarından bürokrasiye kadar birçok konuda "sütten çıkmış ak kaşık" değiller. Sorunlar, eleştiriler olmadan olmuyor. Mesela doğalgazın fiyatıyla ilgili tartışmalar sürekli gündeme geliyor ama Ruslar'a kalmadan, bu iddiaları yalanlayan Türk yetkililer, bakanlar oluyor. Ama önemli olan "rota"nın doğru olması. Önemli olan, bu kadar kısa sürede temin edilen "güven ortamı"nın devam etmesi. Yani anahtar kelime "güven". Ve bizim inancımız, bu gemi fırtınalı bir denizde bile olsa "doğru yolda" ilerliyor. İlerlemeye de devam edecek. Yeter ki "kaptanlar" dümeni sağlam tutmaya devam etsin. |