|
Arkadaşımız Neslihan AKTAY, yeni yazısında Rusya'da yaşayan Türklerin ortak yarasına hem tuz basıyor, hem de ilacını yazıyor: "Son birkaç gündür hüzünle karışık bir telaş hakim bizim eve. Moskova’da olan babasının özlemi dayanılmaz olunca yollara düşme görevi bu kez oğluma kaldı. Henüz 10 yaşında bir bebek O! Yalnız olarak yurtdışına ilk kez çıkacak olmanın heyecanı özlemle bir arada olunca uykusuz geceler birbirini kovaladı. Anne – baba arasındaki nasıl olacak türünden bitmeyen telefon konuşmaları 13 Nisan tarihli bir THY uçağı ile mutlu sona doğru yol aldı."
THY’nin yalnız uçan çocuk yolculara ilgisi biraz rahatlasa da anne yüreği bir tuhaf oluyor. Havada olduğu bu saatlerde yazılan bu yazı Türkiye Rusya arasındaki çocukların durumu ile yüzleşmemize de bir davet olsun, benzer sorunları yaşayanların durumlarını da dile getirelim diyerek sorunlarımızı ve önerilerinizi tartışmaya açmak istiyorum bu kez. Yıllardır süren bir çabamız var. Ne yazık ki hep başka baharlara ertelenen ve bahar günleri çocukların yalnız başına Rusya yollarına düşmesine neden olan! Değil 10 yaş, 6-7 yaşlarından itibaren yalnız başına Rusya’ya baba ziyaretine giden çocuklar olduğunu söylüyor vize işlemlerimizi yapan yetkili. Bu noktada “Neden ?” sorusu ile karışık sitemler çoğalıyor… Moskova’da Türkçe eğitim veren, Türkiye’den geçiş yapılmasına imkan sağlayan bir Türk okulumuz olsaydı, çocuklarımızın bu özlemi son bulup, babaları ile doyasıya oyun oynama şansları olsaydı fena mı olurdu? Bir arkadaşımın 10 yaşında olan kızı geçenlerde derslerine yardım eden dedesinin yanında annesine dönüp, “Ne kadar şanslı olduğunuzun farkında mısınız? Böylesi bir babanız var ve hep yanınızda… Babam, benim sömestrdeki karnemi bile göremedi henüz” diyerek sitem ediyor. Annesinin yorumu ise : “Bakışlarımı kaçırmaktan başka bir şey gelmedi elimden” Konu özlem, ayrılıktan başlasa da iyi mi, kötü mü işin içinden çıkamadığımız bir konu daha var iki arada büyüyen çocuklarla ilgili. Nedense bu çocuklar yaşıtlarından daha olgun, anlayışlı olmak gibi bir rolü kendi kendilerine biçiyorlar. Türkiye’de kalan anneye her konuda yardımcı olma hissi onları büyütüyor bir bakmışsınız ki minik bir çift el gece açılan yorganınızı örtmeye uzanır olmuş. Şımarıklık yapamadan geçen çocukluklarına mı üzülürsünüz, yoksa hayata daha hazır, ayaklarının yere sağlam basacağına mı sevinirsiniz orasını biz buradaki anneler bir türlü çözemedik. Benzer durum Moskova’da yaşayan Türk ailelerin çocukları için de geçerli aslında. Nineler ve dedeler tarafından şımartılmayan, parkta yanındaki çocuğa babuşkasının verdiği çikolatadan kendisine ikram edilmeyen, sokaklarda edepsizce ağlayamayan, okulundaki arkadaşlarına hep anlayışla yaklaşmak zorunluluğu olan Rusya’daki Türk çocuklarını da hayat büyütüyor, olgunlaştırıyor. Acımasızlığın ve alayların hüküm sürdüğü çocuk dünyasında makul davranmayı ve psikolojik tahliller yapabilmeyi daha ilkokul sıralarında öğrenmeye başlıyorlar. En büyüklerinin henüz 15’li yaşlarda olduğu Rusya’da yetişen ikinci kuşağın olası sıkıntılarına destek olabilecek, farklı olmadıklarını hissetirecek bir danışma servisi olsa… Mesela şu yıllardır hayal ettiğimiz Türk Kültür Merkezi içinde… Çok şey mi istemiş oluruz? İki arada olanların anlatacak daha çok sorunları var ama; 2008 yılının Rusya’da Türkiye Kültür Yılı olarak kutlanmaya başladığı şu günlerde hiç olmazsa eğitim ve kültür ile ilgili şu iki ana sorunumuza tekrar bir el atılsa, çocuklarımız Türk okulu ve kültür merkezinin olduğu bir Moskova’da Rusya’ya entegre olsa… Çok şey mi istemiş oluruz?
17.4.2008 |