spacer
10/01/2009 00:18
TURKRUS.COM :: ana sayfa ::

HAKKIMIZDA REKLAMLARINIZ FORUM SARI SAYFALAR LİNKLER FOTO İLETİŞİM E-MAİL Siteyi Kaydet! ARKADAŞINA ÖNER
spacer

Son Eklenenler
spacer
ÖYKÜ: Moskova'ya ihanet ve hüzün, Bodrum’a lapa lapa kar yağıyordu...

Imageİlk öyküsünde, Moskova'ya çalışmak için gelen ve uçuruma yuvarlanan iki gencin dokunaklı öyküsünü yazmıştı Sarper Çınar. Sitemizin en çok okunan yazılarından biri oldu o öykü. Hemen herkes o satırlarda kendi payına bir şeyler buldu. İkinci öyküsünde yine Rusya-Türkiye ekseninde hüzünlü, ibret alınacak yaşamları kaleme aldı. Yine, "Acaba bu benim hikayem mi?" dedirtecek 'tanıdık' olayları, mekanları, tutkuları, pişmanlıkları anlattı.

Bodrum'a lapa lapa kar yağıyordu...

‘Kanki, bu sene de çaktıysak bize Moskova yolu gözüktü' dedi, Devrim arkadaşına, yarı anlaşılır yarı anlaşılmaz zamane ağzıyla. Bilgisayarın başına oturmuşlar, ÖSS sınav sonuçlarını öğreneceklerdi. O gün erken kalkmıştı pek alışık olmasa da, Bodrum'da geceler hızlıydı... Annesi Zeynep hanım da, lüks villanın bahçesinde hamağa uzanmış, heyecanla oğlundan hayırlı haberi bekliyordu. Mucizelere pek inanan bir kadın olmasa da, yine de Allah'tan ümit kesilmezdi.

Çok geçmeden Devrim merdivenlerin başında belirdi. Yüzünde o tanıdık, mutsuz ifade ve biraz da pişkinlikle: ‘Çakmışız anneciğim, peder beyi ara da hani o bir okul varmış ya, ayarlasın orayı'. Beklenen mucize gerçekleşmemişti. Annesi dört yıl aradan sonra ilk defa babasını arayacaktı. Oğlunun geleceği söz konusu olmasa  aramayı da düşünmüyordu. Ama bu vesileyle uzun zamandır hasret kaldığı kocasının sesini de duymuş olacaktı. Bunu gerçekten isteyip istemediğine emin olamıyordu..

Zeynep hanımın, kocası Timur bey'e dair hafızasında kalan son kare; dört sene önce karlı bir Moskova sabahında, havaalanındaki mahmur bakışlar ve mecburi veda kucaklaşmalarıydı. Pasaport kontrolüne girmeden önceki o klasik uzaktan el sallamayı da yapmamıştı. Güçlü olmak zorundaydı, eğer arkasını dönerse gözlerinden boşalacak sele mani olamayacağını biliyordu. Kocasının hafizasında kalacak son karenin de, ‘gözü yaşlı kadın' olmasını istemiyordu. Hem zaten o anda gururunu ayaklar altına alıp dönse bile kocasını göremeyecekti. Timur bey, arkasına bakmadan terketmişti havaalanını.

Zeynep hanım uçaktaki yerini aldıktan sonra saatlerdir boğazına tıkanmış düğüm, gözlerinden süzülen damlalar halinde çözülmeye başladı. ‘Kör Moskof'un kızına değiştin beni. Allah seni bildiği gibi yapsın' diye geçirdi içinden. Her şeye rağmen endişeleniyordu kocası için, o kadının kendisi kadar iyi bakamayacağından korkuyordu kocasına. Vefakardı, anaydı, Türk kadınıydı...
Hemen yanındaki koltukta, elinde aynası, kalemi ve rujuyla, zaten abartılı olan makyajını tazeleyen orta yaşın biraz altındaki sarışın kadının ‘Ştoo?' sesiyle yerinden sıçradı. Kelimenin ‘Ne' anlamına geldiğini biliyordu. Zaten bilmese de, vurgunun tonundan ve kadının ‘nezaketinden' tahmin etmek çok da zor olmazdı. O anda sesli düşündüğünün farkına vardı. ‘İzvinite' demeyi de ihmal etmemişti.

 Aynı sırada, koridorun diğer kenarında oturan, düzgün giyimli, hallice olan adam, paltosunu yukarı rafa koyarken Zeynep hanımın çantasını düşürdü. Doğal refleksle kafasını o tarafa çevirdiğinde şoka uğramış gibi oldu. Adam özürünü dile getirdiğinde ise, şaşkınlığı bir kat daha arttı. İnsanlar gerçekten de çift yaratılıyormuş, diye düşündü. Ama ses tonu ve konuşma tarzı da bu kadar benzer miydi? Bir saat kadar önce havaalanında bir daha görmemek üzere ayrıldığı kocası kıyafet değiştirip ardından gelmiş ve ona ince bir süpriz mi hazırlamıştı? ‘Hayır hayır o kadar ince olsaydı gözlerim yaşlı burada değil, onun yanında olurdum' diye içinden geçirirken olayın sadece kötü bir tesadüften ibaret olduğunu anladı
.
Bu karmaşık duygular içinde uykuya daldı. Uçak inişe geçerken kahkaha sesleriyle irkilerek uyandı. Belli ki yine bir kabus görmüşü. Bir an gözleri yanındaki kadını aradı çünkü olması gereken koltukta değildi. Koridorun karşı tarafına kafasını uzattığında, gördüğü manzara asıl kabus oldu onun için. Çünkü yanında olması gereken sarışın bayan oradaydı. Sarmaş dolaş haller, masanın üzerinde dibinde az kalmış viski şişesi ve kahkalar... Hemen adamın yüzük parmağına kaydı gözü; evet ‘bu hatta' ne ilk ne de sondu!

 İstanbul'a indiğinde, Moskova kadar olmasa da, soğuk bir hava vardı, kar serpiştiriyordu. Kardan da nefret eder olmuştu artık. Okullar yarı yıl tatilindeydi, ikinci sömestrin başlamasına bir hafta vardı. Hiç vakit kaybetmeden o sene lise ikinci sınıfta olan Devrim'i de alıp Bodrum'da bir önceki yaz kocasının aldığı lüks villaya taşındı. Her metrekaresi hatıralarla dolu bir evde, hatta şehirde, yaşamak istemiyordu. Yeni bir perde açmalıydı hayatta. Oğlunun eğitimine çok önem veriyordu, bu yüzden özel koleje devam ettirdi. Kocasının maddi desteğini reddetmeye cesaret edemezdi, hiç çalıştırmamıştı onu Timur bey. Üniversiteyi ikinci sınıfta, Devrim'e hamileyken bırakıp, hayatını kocasına ve doğacak oğluna adamıştı. Devrim hep iyiye alışmıştı. ‘Hayatta insanın başına gelebilecek en kötü şey, gördüğünden geri kalmasıdır' derdi Timur bey ve bu felsefeden hareketle onları hep iyi yaşatmaya mecbur hissediyordu kendini. Devrim'in baba sevgisinden geri kalacağını düşünmüyordu Zeynep hanım, Çünkü hiç görmemişti...

Timur bey, Devrim daha ilk yaşını doldurmadan ‘ideolojik sevdalarla' ilk kez gitmişti Sovyetler Birliğine. Henüz Perestroyka'nın başlarıydı.. Zeki, ileri görüşlü biriydi ve aynı zamanda ticari bir dehaydı. Kızıl Meydan'da emekçi türküleri söyleyip, oğlunun ismini haykırmaya gittiği Moskova'dan kafasında değişik ticari projelerle döndü. Yeni kurulacak Rusya'nın ‘Kral'ı olmaya kararlıydı. Nitekim on beş yıl zarfında ‘Kral' lakabını kazanmıştı da. Taa ki geçen seneye kadar..

Zeynep hanıp tereddütle ve titreyen parmaklarla çevirdi numarayı. Daha ilk çalışta karşıdan "aloo" sesini beklemiyordu, sanki dili tutulmuştu,o daha ilk cümlesini kurguluyordu kafasında ancak çabasının boşuna olduğunu anlaması çok zaman almadı.
"Aloo,alooo??"
"Timur... Ben Zeynep"
"Haa Zeynep şu an pek musait değilim, var mıydı önemli bişey?"
"Devrim, üniver.."
"Ben zaten aldırıyorum onu haftaya, ayarladım herşeyi."
"Bi de şeey, sen nasılsın? işler falan, bi sıkıntın..?"
"İyi iyi.Ben seni sonra ararım.Hadi görüşürüz!."

Bu ve takip eden günlerdeki benzeri birkaç konuşmadan, yolunda gitmeyen birşeyler olduğunu sezmişti Zeynep hanım kocasının ses tonundan. Timur bey konuşmak istemese böyle kısa cümlelerle geçiştirmezdi. Zeynep hanım onu çok iyi tanırdi, ne de olsa hayatını adadığı adamdı, yıllar boyu ondan başka bir meşguliyeti olmamıştı. Üniversiteyi bıraktıktan sonra ihtisasını Timur bey üzerine yapmıştı. Bunun yanında bugüne kadar hisleri onu hiç yanıltmamıştı.. Bu nitelikler ona kocasının sıkıntı içinde ve yardıma ihtiyaci olduğunu söylüyordu.. Oğluyla birlikte Moskova'ya gidip onun ilk zamanlarında yanında olmayı aklından geçirdi fakat yemini vardı bir kere, bozamazdı. Zeynep hanım gözyaşlarıyla Devrim'i uğurladıktan sonra tam manasıyla kendi inzivasına çekildi..

Devrim'in Moskova günleri  "bunalım takılma" ile başladı.. Ağustos ayının sonlarıydı ve Rusya'da okulların açılma tarihi olan 1 eylül'e çok kalmamıştı, rusça hazırlık sınıfına başlayacaktı. Hem zaten açılsa ne olacaktı ki, bu şehir "sarmamıştı" Devrim'i.  Çünkü, ne "trendy" mekanları öğrenebilmiş, ne de pahalı markaların toplandığı alışveriş merkezlerini.. Neresi "in", neresi "out"?, "cool" olmanın kriterleri neler bu şehirde?v.b.. kafasını en çok kurcalayan sorulardı..

Soruların cevaplarını bulması fazla zaman almadı. Okul başlamış, üç ayı geride bırakmıştı ve "kendi frekansından" arkadaşlar edinmesi de çok zor olmamıştı çünkü babası onu, "hatırlı dostları"nın aracılığıyla Rusya'nın en "prestijli" okuluna yazdırmıştı. Şehrin merkezindeki lüks dairesi zaten o gelmeden hazırlanmıştı, hep hayalini kurduğu son model spor arabasına da kavuşunca artık Moskova "yaşanılacak şehir" olmuştu onun için. Şimdi "alemlere akma" zamanıydı..

Devrim'in gelişiyle okuldaki bir diğer Türk olan Deniz'in de hayatı değişmişti. Deniz'in henüz Moskova'da ikinci yılı olmasına karşın rusçayı bayağı ilerletmiş, arkadaşlar edinmişti. Yakışıklılığı ve parlak kişiliği sayesinde ise popülaritesi tavan yapmıştı. Devrim'in "imkanları", Deniz'in "etrafı" ile ayrılmaz ikili olmuşlardı. Herşey yolunda gidiyordu..

Yeni yıl yaklaşıyordu.. Okulun "tiki" tayfasını toplayıp, evde parti vermek için yılbaşından daha güzel bahane ne olabilirdi ki?..

Yeni yılın ilk saatleri, alkol limitleri çoktan aşılmış.. Evin içinde esrar dumanından göz gözü görmüyordu.. Devrim ile Deniz bir köşede kız arkadaşlarıyla gecenin tadını çıkarırlarken, aslında tanımadıkları, bir arkadaşlarının aracılığıyla orda bulunan çocuk, yaklaşıp Deniz'in kulağına birşeyler fısıldar. Deniz, endişeli gözlerle çocuğun teklifini Devrim'e iletir: "Yauw Devo, bak bu herif ne diyo.. Kuru, sulu karıştırdık bişey olmadı, ortamda biraz da "damar takılalım" falan diyo.. Bak sensin ev sahibi karar ver!" Devrim'den beklemediği bir yanit alir: "Baba herif haklı, harbi kesmiyo, getirsin bakalım o da kesmezse yenisine bakarız haah haah haah.."  Deniz şüpheli: "Eroin oluum eroiin!!"..

 Sonun başlangıcıydı o gün..

İki ay geçmişti aradan, farkında olmadan, aslında göz göre göre bataklığın içindelerdi artik.. Birinin tutup diğerini çıkarma ihtimali de yoktu, ikisi de boğazlarına kadar gömülmüştü.. Dönüşü olmayan yola girmişlerdi bir kere..

İki aylik zaman zarfında Devrim babasının yüzünü hiç görmedi, görse de belki tanıyamazdı..

Zeynep hanım'ın Timur bey'le ilgili endişeleri yersiz değildi. Yine hisleri yanıltmamıştı onu maalesef.. Kral'ın tahtı sallantıdaydı. Uğruna eşini terkettiği kadının, bir yıldır, ismi desturla  anılan bir "işadamı" ile beraber olduğunu öğrenmişti. Tehdit telefonları ve yapılan baskılar sonucu artık terk-i diyar eylemenın zamanı geldiğini biliyordu hem de sadece ceketini alarak, çünkü arabuluculuk için başvurduğu "hatırlı dostları" dahi "bizi bu işe bulaştırma" demekten öteye varmıyorlardı..

Arkadaşları zamanında onu çok uyarmışlardı işlerini o kadının üzerinden yapmaması için ama o bildiğini okumuştu. Şimdi çaresiz, arkadaşlarına akıl danışıp bir çözüm yolu arıyordu. Güvendiği iki dostunu arayıp aksam buluşmak istedigini söyledi. Yenen yemeğin ardından Timur bey arkadaşlarına, yürüyüş mesafesinde olan Kızıl Meydan'da adımlayıp, hava almayı teklif etti: "Karlar altında bir başka güzel Kızıl Meydan.. Biliyormusunuz buraya ilk defa tam yirmi yıl önce gelmiştim, oğlum daha sekiz aylıktı.. neerden nereye.. Şimdi onu da alıp dönücem memlekete, karımın ayaklarına kapanıp af dileyeceğim. O vefakar, o cefakar, o merhametli, yufkayürekli kadın.. Beni affeder..."

Tam o esnada Timur bey'in telefonu çaldı, telefonun diğer ucundaki donuk ses ise Devrim'in arkadaşı Deniz'e aitti. Kara haberi Timur bey'e iletip telefonu kapattı ve birdaha ondan da haber alınmadı..

Devrim, ardında bıraktığı bir mektupla sonsuz yolculuğa çıkmıştı..

Timur bey karların üzerine dizlerini çöker ve oğlunun ismini haykırır var gücüyle Kızıl Meydan'a..
Şuursuz biçimde telefona sarılıp Zeynep hanım'ı arar .Zeynep hanım, şöminenin yanındaki divana uzanmış, üzerinde kat kat battaniyelerle televizyon seyretmektedir. Bodrum tarihinde görülmemiş bir soğuk yaşanmaktadır.. Yukarı katta çalan telefonu açmak için merdivenlere doğru yöneldiğinde ise anahaber bültenlerinde birinci sıradan "tarihi" haber verilmekteydi:
Bodrum'a lapa lapa kar yağıyordu...

 
spacer

Run Search Request
Döviz
Anket
2008 yılı sizin açınızdan nasıl geçti?
 

spacer

© 2009 Turkrus.com

:: © TurkRus.com :: Sitede yer alan yazıların her türlü yayın hakkı TurkRus.com'a aittir. Yazılı izin olmaksızın, kaynak belirtilerek dahi kullanılamaz.