|
“İstikrar”, yabancı bir ülkede iş yapanlar, yaşayanlar için ab-ı hayat suyudur. Hele sermaye; politik ya da ekonomik istikrarsızlığa hiç gelmeyen ürkek bir kuş gibidir. Havadaki buluttan nem kapar. Rusya’da iş yapanlar, yerlisiyle yabancısıyla, son 7 yılda genelde “devr-i saadet”i yaşadı. Putin’li yıllar, tam da petrol fiyatlarının 11 dolardan 100 dolara doğru fırladığı bir döneme geldi; ekonomik ve politik istikrar kol kola girip ülkeyi uçurdu. Rusya, “herkesin kazandığı” muazzam bir döneme sahne oldu. Peki bundan sonra ne olacak? 2008 nasıl geçecek?
Sözünü ettiğimiz bir temel sözcüğe ve onun iki şekildeki yansımasına bakarsak, cevaba yaklaşabiliriz. Yani “istikrar”a ve bu ay parçasının yansıdığı sulara, yani “ekonomi” ve “politika”ya... Medyadan okuduklarımıza, kulak verdiğimiz uzman görüşlerine bakarsak, ekonomide zor bir döneme girildiğini düşünmek mümkün. Sorun belki doğrudan Rusya değil, ama dünya ekonomisindeki kara bulutların Rusya semalarına taşıyabileceği gök gürültüsü ve yağmur... Mortgage krizinin Amerikan ve Avrupa şirketlerine asıl büyük darbeyi dördüncü çeyrek bilançoları açıklandığında vuracağı, 2008 başında dünya piyasalarında “kara günler” yaşanabileceği söyleniyor... Dünya ekonomisinin yavaşlayacağı, petrole talebin durulacağı, fiyatların düşebileceği söyleniyor... Bizzat Rusya Finans Bakanlığı, 2010’da bütçe fazlasının kalmayacağını, eksiye geçileceğini söylüyor... Seçim arifesinde kesenin ağzının iyice açıldığı, maaşlara verimlilik dengesini gözetmeden popülist zamlar yapıldığı yorumları güçleniyor... Güçlenen ruble hem enflasyonist baskı yaratıyor, hem içeride üretim yapanların rekabet gücünü kırıyor... Dünya hapşıracak olursa Rusya’nın zatürre değilse de nezle olmasının kaçınılmazlığı dillendiriliyor... İşin “politik istikrar” cephesine gelince: Bir kere, “herşeyin açık ve net olduğu” koca bir sekiz yılın ardından, “ne olacağı, kimin başkan olacağı, Putin’in bizzat Kremlin’de oturmaksızın tüm ipleri kayıtsız şartsız nasıl elinde tutacağı” kestirilemeyen bir döneme geçiliyor. Bugüne dek Putin’in konumu “güvence” idi. Bugün, o konumun “ne olacağı” tam olarak bilinmediği için “kuşku” kaynağı. Bugüne kadar Putin, Rusya’da iş yapanların soru işaretlerine gönül rahatlığı ile verilen bir cevaptı. Bugün neyin nasıl gelişeceği kestirilemediğinden, bizatihi “soru işareti” durumunda... Rusya hafta sonunda seçime gidiyor. Adı “milletvekili seçimi” olsa da, aslında “başkan seçimi” havasına giren, Putin’e güvenoylaması anlamına gelecek bir seçime... Rusya’da bugün Putin’e güvenmeme diye bir durum zaten sözkonusu değil. Onun alternatifinin olmadığını da herkes biliyor. Ama sesi pek duyulmayan-duyurulmayan eleştiriler bir yana, halkın ve iş dünyasının kafasında şu sorular uçuşuyor: “Ülkede güvene ve istikrara dayanan bir düzen var iken, sözde demokrasi gösterisi uğruna neden gereksiz bir belirsizlik, gerginlik ortamı yaratıldı? Acaba bu kadar soru işareti havada uçuşacağına, usulüne uygun bir anayasa değişikliği ile Başkan’ın görev süresi uzatılsa ülke için daha iyi olmaz mıydı? Demokrasinin beşiği İngiltere’de bile başbakanlık koltuğuna halkın oy vermediği, sadece delegelerin parti başkanı seçtiği bir isim otururken, neden Rusya’da bu kadar karmaşık yollara sapıldı?” Bu sorulara herkesin kendince bir cevabı var. Ama her cevap yeni soruları getiriyor. Son tahlilde, 2008’in zor geçececeği anlaşılıyor: Hem ekonomik, hem de politik açıdan. Rusya’da hepimiz aynı gemideyiz. Geminin su almaması, kayalara çarpmaması, rotasından şaşmaması herkesin çıkarına. Bunun için “bilinmezlikler” denizinden, herşeyin adının konduğu limanlara bir an evvel varılması farz... Keşke pazar günü halkın önüne dolaylı bir “güvenoyu” sandığı değil, “Başkanın görev süresinin bir dönem daha uzatılmasına imkan veren anayasaya değişikliğini onaylıyor musunuz?” denerek referandum sandığı konulsaydı. Aranan meşruiyet böylece bulunabilirdi. Ama “Rusya akılla anlaşılmaz” sözünü en son Putin’in kendisi tekrarlamamış mıydı zaten? 28.11.2007
|