|
HABER ANALİZ// İki takım da bu akşam “kader maçına” çıkıyor. İkisi de kazanamazsa, işleri mucizelere kalacak. İkisi de kendi üstündeki takımlarla oynuyor. Türkiye Yunanistan ile, Rusya İngiltere ile. Benzerlikler burada bitiyor. Birinin hocası göreve geldiğinden beri kredisi eriyor ve önlenemez düşüşte. Öteki takım ünlü hocasıyla önlenemez yükselişte. Bir hoca “ben” demeyi, öteki “biz” demeyi seviyor. Bu akşamki sonuçlar ne olursa olsun, elemelerde oynan maçların görüntüsü şöyle: Rusya güzel futbol oynayama başladı, Türkiye futbol oynamayı unuttu. Hiddink “iyi örnek” olmaya, Terim ise kendisiyle çelişmeye devam ediyor. İşte farklı bir Türkiye-Rusya kıyaslaması:
2 Eylül 2003’te, Türkiye futbolda Dünya 3’üncülüğünün keyfini sürerken, Rusya yerlerde sürünürken Suat Taşpınar’ın Radikal’de yayınlanan bir yazısının son bölümü şöyleydi: “Derken bir başka kanalda spor haberleri başladı. Spiker, Rusya A Milli Futbol takımının içler acısı halinden bahsediyor, son bir yılda üçüncü teknik direktörün göreve geldiğini anlatıyor, Rusya'nın ikinci kez Avrupa şampiyonasına katılamama ihtimalinin yüksek olduğundan dem vuruyordu. Sovyetler dağıldıktan sonra Rus futbolu çökmüştü. Bizim artık unuttuğumuz malum 'şerefli yenilgiler devri' şimdi Rusya'da yaşanıyordu. Kaçan keyfim, bir anda yerine geldi. "Bak hayatım" dedim, "başarı bir anda gelmez. Çok çalışmak lazım. Biz futbolda nasıl 'dünya markası' olduk sanıyorsun? Önce Derwall geldi, sonra Piontek, sonra Fatih Terim. Galatasaray'ın zaferleri, Avrupa'ya futbolcu ihracı, milli takımın başarıları derken bugünleri gördük. Demek ki neymiş? Sistemli çalışmak lazımmış! Siz çalışmaya devam edin. Futbolda dünya üçüncüsü olduğunuz gün gel konuşalım!" Arkamdan bir terliğin uçtuğunu hissettim. Kendimi mutfağa zor attım. Ne yapalım, dünyanın her yerinde 'sistem' tartışmaları biraz gürültülü, hatta bazen kanlı olmuyor mu?” O yazının üstünden dört yıl geçti, köprülerin altından çok su aktı. Türkiye’de 2005’te Fatih Terim, Rusya’da 2006’da Guus Hiddink milli tkımlarda işbaşına geldi. Ve şemsiye tersine döndü. Başarı Türkiye'den uzaklaşmaya, Rusya'ya koşmaya başladı. İki hocanın tarzları, yöntemleri taban tabana zıttı. Fatih Terim, “eski tüfekleri” topladı, kendi takımlarında yedek bile soyunmayan kimi futbolculara sürekli şans verdi. Hiddink, ünlü ama yaşlı olan futbolcularla, Avrupa’nın gözde takımlarında oynamalarına rağmen vedalaştı. Yaş ortalaması 25’i geçmeyen, birçoğu ilk kez milli formayı giyen oyunculardan yepyeni bir takım yaratı. Hiddink, daha en başta “İyi sonuçlar almak için önce iyi futbol oynayan bir takım yaratmak gerektiğini, sabırlı olunmasını, alınan sonuçlardan çok, oynanan futbola bakılmasını” istedi. Bir yıllık sürenin sonunda, 9 maçta 5 galibiyet, 3 beraberlik ve 1 mağlubiyetle hem parlak bir karne aldı, hem de izleyenlerin zevk aldığı bir takım yarattı. Tarihi İngiltere maçına çıkmadan, yani Avrupa Şampiyonası’nı daha garantilemeden Rus milli takımın iki yıl daha teknik patronluğuna ikna edildi. Tevazuyu hiç elden bırakmayan, saygılı, sakin, parlak kariyerine rağmen çalışkan tavrından hiç vazgeçmedi ve “örnek bir insan” olarak alkışlandı... Tartışmasız Türk futbol tarihinin geçmişte gördüğü en başarılı teknik direktör olan Fatih Terim ise, geçen iki yılda, kendi futbol felsefesinden uzaklaşan, aklından çok duyguları ve sıkça da öfkesiyle karar veren, gerilim politikasından beslenen, eleştirileri kabul etmeyen bir tavırla kredisini eksiltti. Hepsinden önemlisi, alınan başarısız sonuçlardan da önemlisi, Türk milli takımı artık “güzel futbol” oynamaz oldu. Bugün iki ülke de çok önemli maçlara çıkıyor. Türkiye Yunanistan’ı, Rusya İngiltere’yi devrimek istiyor. Futbol bu; kazanmak da kaybetmek de var. Ama son tahlilde çok daha önemli şeyler var: Güzel futbol, tevazu, saygı, sevgi, hak edene emeğinin karşılığını verme, çocuklarımıza örnek göstereceğimiz portreler yaratma kaygısı, “miras yeme” değil “miras bırakma” derdi gibi... Ne yazık ki son birkaç yılda iyi örneklerin yeri değişti; Türkiye’de değil Rusya’da duruyor. Bugün sadece üç puan alma değil, silkinip “insanlığımıza” geri dönme, skorla değil hatalarımızla yüzleşme zamanı... Çünkü herkes geçmişteki güzel günlere ve güzel insanlara tekrar kavuşmak istiyor. 17/10/2007 |