spacer
30/08/2008 14:23
TURKRUS.COM :: ana sayfa ::
HAKKIMIZDA REKLAMLARINIZ FORUM SARI SAYFALAR LİNKLER FOTO İLETİŞİM E-MAİL SIK KULLANILANLARA EKLE ARKADAŞINA ÖNER
spacer

Son Eklenenler
spacer
Kırışıklık yapan krem

YANA TEMİZ yazıyor: Akrabalarım, komşularım ve ünlü artistler...  Hepsi korkunç bir şekilde yaşlanıyorlar.  Korkarak ve istemeyerek... Artistler bazen bir süreliğine ortadan kaybolarak gençleşebiliyorlar; akrabalarımın ve  komşularımın da hayali bu... Moskova’da büyüyen kızım bir gün “Yaşlıları sevmiyorum! Umarım sen de öyle olmazsın!” diye korkunç bir açıklama yaptı.



Kısa Moskova yaşamı (altı sene ve altı kış) ona  yaşlılığı doğal tarafıyla göstermemişti. Dar kot  pantolon ve genç işi kısa mont giyen, saçının modelinin ve yeni bir “mucize krem”in telaşına düşen yaşlı kadınlar ve arkadaşları...

Çoğu, torunlarının kendisine ismiyle hitap etmesini  istiyor ve hemen hemen hiçbiri benim zamanımdaki
yaşlılardan farklı olarak ne çamaşır yıkıyor ne de sabah pişireceği börek için akşamdan mayalı yufka hazırlıyor. İnsanın dili onlara yaşlı  demeye varmıyor. Diyen olursa da zaten çok  alınıyorlar. Onlar açıkça “yaşlılığın mutluluk  getirmediğini” savunup, olabildiğince bu  gerçekten uzak durmaya çalışıyorlar.

 Diğer yandan, metrolarda ve altgeçitlerde yatıp kalkan dilenci ve kirli yaşlılar... Başka bir  gezegenden gelmiş, garip, ürkütücü ve hemen yanlarından uzaklaşıp bir an önce unutmak istediğiniz yaratıklar... İşte, başka türlü bir yaşlılık görmediği için, kızımın anladığı yaşlılık kavramı bu. Doğal olan yaşlılığı ise, yalnızca ekranlarda ve ondan nasıl kaçılacağını anlatan reklamlarda görmek mümkün.

Burada, Türkiye’de ise yaşlılık var. Utangaçça saklanıp gençliğin maskesine gizlenmeden var. Arkadaşım Fatoş’un annesi, benim annemle yaşıt. Ancak bu iki kadın birbirinden öylesine farklı ki! Bir yanda kot pantolon, saç bakımı, masaj seansları, vitaminler ve kremler... Diğer yanda ise hiçbir boyanın kapatamadığı beyaz saçlarını örten baş örtüsü, artık önüne geçilmesi imkansız olan kırışıklıklar ve bu durum karşısıdaki umursamazlık.
Ne dersiniz, tüm bunlarla neyi anlatmak istiyorum? Türk kadınlarının acı kaderini mi?

Tabii ki hayır. Çünkü anlattığım bu iki yaşlı kadından biri her zaman için tatlı, içten, sakin ve çevresindekilerden ve kendisinden memnunken; öteki ise daima huzursuz, öfkeli, titiz ve
sinirli. Sanmıyorum ki bu anlatımımdan hangisinin hangisi olduğunu anlayabilesiniz.

İşte zıtlıkları tam da burada!  Caddede “Yavrucuğum!” diye bir ses yükseliyor.  Kime bu? Otuzunu, hatta kırkını aşmış bana mı?!  Balkondan yaşlı bir bayan “Sana sana, sana  diyorum!” diye sesleniyor (Tahminen benim
gösterişli, kot pantolunlu annemle yaşıt). 

Şuradan bir demet maydonoz getirsene, lütfen!

Yalnız son söz alışkanlıktan ve formaliteden  söylenmiş gibi. Bayanın öyle bir ses tonu var ki, verdiği emri “rica” olarak tanımlamak imkansız. Duymamazlıktan gelmek ise mümkün değil. Genç satıcı (Meğerse tam da onun
tezgahının önünden geçiyormuşum, durum buymuş!) ise bana maydonoz demetini uzatıyor bile; yüksek
yerden gelen bu emiri yerine getirmeyeceğim onun da aklından bile geçmiyor.

Ve ben emiri yerine getiriyorum; maydonozu alıyorum, taşıyorum, merdivenleri çıkıyorum, teslim ediyorum, satıcıya ödemek üzere parayı alıyorum ve lütüfkar bir gülümsemeyle, kibirle söylenmiş bir “sağol”la karşılaşıyorum.

Burada, Türkiye’de ailenin büyükleri çar gibi davranıyorlar ve emir dağıtıyorlar. Abartı değil. Bu, büyük şehirlerde bile hala geçerli olan bir mucize. Bilgisayar ve elektronik çağının önüne geçemediği bir yaşam tarzı. Burada yaşlılara saygı, sadece ara sıra bayramlarda sarfedilen boş sözlerden ibaret değil.

Ailenin bir üyesi olarak İzmir’e ilk geldiğim zaman kocamın ablası alışkın ve yukarıdan bakar  bir tavırla bana elini uzatmıştı. Peki ne yapmam gerekiyordu? Çok yükseğe kaldırmıştı, sıkabilmem zordu. Halbuki aile büyüğüne saygı gereği eli öpüp daha sonra da alnıma götürmem gerekiyordu.

Yaşınız ya da toplumdaki veya çalıştığınız firmadaki konumunuz her ne olursa olsun, eğer karşınızda sizden büyük biri varsa bu seremoniyi yapmanız gerekiyor. Aynı şekilde siz de sizden küçüklere elinizi uzatıyorsunuz.
Görümcem odaya girdiği zaman, çocuğumu emziyor olsam bile ayağa kalkmam gerekiyor. Burada ailenin genç üyeleri her zaman (Yalnızca önemli bayramlarda değil, her zaman!) büyüklerine ince belli bardaklarda çay servisi yapıyorlar. Çay çok fazla içildiği için de, defalarca bu bardaklarla mutfağa koşup geri geliyorlar. Ve
gençlik - onbeşinden ellisine kadar-, bunu bir görev bilip en ufak bir memnuniyetsizlik sergilemeden itaatle koşturuyor. Yaşlılara yer veriyorlar, yol veriyorlar ve bütün ricalarını ve kaprislerini yerine  getiriyorlar. Onlar ise kırışıklıklarından  korkmuyor, saçlarındaki beyazlardan çekinmiyor ve yaşlarına uygun bir biçimde giyiniyorlar. Ve bundan dolayı daha kötü de görünmüyorlar.

Doğal yaşlılık... Belki de beni Türkiye’de en  çok şaşırtan ve de neşelendiren şey bu oldu.
Bizde ise, tüm klasiklerde bile dile getirildiği gibi, yalnızca “ataların küllerine ve  mezarlarına saygı duyuluyor”, değil mi? Peki  hala hayatta olanlara gündelik hayatta  gösterilen saygıyı nerede görmek mümkün?
Yalnızca televizyon reklamlarında mı? Kim  Moskova’da veya St.Petersburg’da tanımadığı  yaşlı bir kadın için elinde bir tutam maydonozla  oradan oraya koşturur? Ya da zaten o yaşlı böyle bir ricada bulunmaya cesaret edebilir mi?  Yaşlılara karşıdan karşıya geçmelerinde yardımcı olmak, Timur ve adamları zamanından kalma bir
anekdottan ibaret.

Buradaki yaşlılar kendilerini aciz olarak görmüyorlar. Onlara sık sık caddelerde, otobüslerde rastlayabilirsiniz. Müdavimi oldukları mütevazi kafelerde belli günler toplanırlar. Yalnızlık ve acizlik onları ürkütmüyor. Akrabaları olmazsa komşuları ya da başka biri, ama mutlaka ilaç ya da maydonoz almaya yollayacak birilerini her zaman için
bulurlar. Biz daha genç olanlar ise bu duruma itiraz etmiyoruz. Ve giden yaşa takılıp kalmamayı ve
geri dönüşümü olmayan değişimler karşısında ağırbaşlı davranmayı öğreniyoruz. Bizim de zamanımız gelecek, öyle değil mi? O zaman da bizden daha genç birileri bulunacak ve biz köşeye çekileceğiz. Madalyonun öbür yüzü her zaman görünmüyor; fakat hak verin ki, o günler çok yakın. 

Türkiye’deki yaşlı bayanlar genç kalma kaygısı taşımamalarının yanı sıra, gençlerin kendilerine gösterdikleri tartışmasız saygıyı da hiç sıkılmadan kullanıyorlar. Onlar da yıllarca hizmet ettikleri için, emir vermeyi kendilerinde hak görüyorlar. Ah, eğer talepleri maydonozla, otobüste kendilerine yer verilmesini beklemekle ve bir bardakçık çayla sınırlı olsaydı! Fakat maalesef yıllardır görüyorum ki, gençliklerini çoktan geride
bırakmış, çocuk yetiştiren, ev bakan ve yoğun bir şekilde çalışan kadınlar, yaşlı akrabalarının kaprislerini ve nazlarını çekmek zorunda kalıyorlar.

Sabrediyorlar, fakat sonra kendi gelinleriyle tanışıp rahat bir nefes alınca bu sefer de onlar onlara çay servisi yaptırıyorlar. Çayı getirince bu sefer de şeker için yolluyorlar. Şeker geliyor, beğenmiyorlar, diyet şeker istiyorlar. Peçeteyi beğenmiyorlar, başka peçete getirtiyorlar. Çay kaşığı istiyorlar, sonra “Bu düştü, yenisi gelsin!” diyorlar. “Sağol canım, büyüyünce sen de böyle olursun. Koy koy, daha koy; ya da dur, iyisimi kahve getir”.

Bana kırışıklık yapan bir krem verin lütfen. Burada, Türkiye’de yaşlı olmak çok güzel!

                                
                                

 
spacer

Run Search Request
Döviz
Anket
Rusya'nın Kosova'yı emsal gösterip G. Osetya ve Abhazya'yı tanıması...
 
Kompas-Pusula

spacer

(C) 2008 Turkrus.com

:: © TurkRus.com :: Sitede yer alan yazıların her türlü yayın hakkı TurkRus.com'a aittir. Yazılı izin olmaksızın, kaynak belirtilerek dahi kullanılamaz.