|
Putin ve Bush, "devlet başkanı" sıfatıyla muhtemelen son zirvelerini hafta sonunda Sidney'deki Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği Zirvesi'nde yaptılar. Suat Taşpınar, Radikal'deki "Gece Gündüz Moskova" köşesinde, iki liderin ilişkilerinin buzdağının altında kalan yanlarını yazdı: Bush gevrek gevrek gülüyor. Ya olup bitenin farkında değil, ya da farkında olmanın sıkıntısı dudaklarına hüzünlü bir tebessüm olarak yansıyor. Putin, yüzünde bir maskeyle dolaştığı hisse verse de gözlerinin içi gülüyor. "Gel seneye Sibirya'da balık tutalım" derken, aslında "Uyan da balığa gidelim" demek istiyor. Çünkü oyun bitti. Bush kaybetti. Putin kazandı. Şimdi ders çıkarma zamanı:
Size bir tek örnek vereceğim. Pek çok şeyi özetleyecek: Putin, Bush ile aynı dönemde, 2000'de seçimle başkan oldu. Bush'un zaten pırıltısı olmayan yıldızı Irak işgaliyle kaydı. Putin'inki hızla parladı. Birinin halk desteği yerlerde sürünüyor, öbürü sadece kendi halkının gözünde değil, tüm dünyada pop yıldızlarına nasip olacak bir ilginin odak noktası. Eğrileri, doğruları, hepsi bir yana, son tahlilde Putin'i çok değil, sadece on yıl zirvelerinde dolaştığı Kremlin'de kırk yıllık kulağı kesik siyasetçilere nasip olan 'devlet adamı' payesine taşıyan faktörlerden biri bence şudur: Bush ile olan ilişkisi. Bir düşünün: Bush'u Avrupalı müttefikleri bile terk ederken, her gün mitinglerde kuklaları yakılırken, tüm öfke şimşeklerine paratoner olurken Putin ne yaptı? Önünde iki yol vardı: Ya 'popülist' olacak ve düşen Bush'a bir tekme de o savuracaktı. Ya da 'pragmatist' olacak ve içinden gelse bile, tekmek atmaktan kendini alıkoyacaktı. O, ikincisini yaptı. Hatta çok sıkıştığı zamanlarda Bush'a destek verdi. İkinci seçim öncesinde 'Onu seçmemenin El Kaide'ye amacına ulaştığı duygusu vereceğini' söyleyerek can simidi bile attı. Peki bunu neden yaptı? Putin'i anlamak için belki biraz judoya, biraz onun da beslendiği Konfüçyus öğretisine bakmak lazım. Judo, 'nazik yol' anlamına geliyor. Bu sporda yumuşaklık sertliğin önüne geçer; teknik ise güçten daha önemlidir. Öte yandan Konfüçyus, "İyiliğe iyilikle, kötülüğe adaletle karşılık ver" diye pragmatizmi öğütler. Tersten bakarsak, anlamak daha kolaylaşır: Putin Bush'a 'dostum' demek yerine cepheden ateş açsaydı, Irak'ın işgali dahil her konuda şamar oğlanına dönen Bush'u ele güne rezil edip popülizme meyl etseydi ne olurdu? İddialı da olsa cevabım şu: Rusya, bugün yeniden 'süper güç' rütbesini kazanmanın eşiğine kolay kolay gelemezdi. Washington, insan hakları ihallerinden bağımsız medyanın susturulmasına, Yukos'un özelleştirilmesinden enerjideki devletleştirmeye kadar her şeyi Moskova'ya karşı kullanır, tansiyonu iyice yükseltir, iyi bildiği propaganda silahlarını ateşleyerek Batı kamuoyunu Rusya'ya karşı ayaklandırır, Putin'in Rusya'sını tuzaklara düşürebilirdi. Bence, Putin bunu zamanında gördü. Köprü geçilirken 'gerçek ve tehlikeli bir düşman' yaratmaktansa 'sanal bir dost' yaratmanın ülkesi için daha hayırlı olduğunu anladı ve gereğini yaptı. Zor zamanında Bush'a 'men dakka dukka' mesajı yolladı. Yani 'çalma kapımı, çalarlar kapını' dedi. Her buluştuklarında sarmaş dolaş olarak, beraber balığa çıkarak, ilk Sovyet otomobiliyle gezdirerek, her fırsatta 'dostum Corc' muhabbeti yaparak istediğini elde etti. İstediği, Rusya yeniden başını kaldırıp dünya siyaset sahnesine süper güç olarak dönene kadar, ABD'yi başında at sineği yapmamaktı. Bunun için popülizmin tuzağından uzaklaştı, pragmatizmin ipine sarıldı. Ve bugün, iki lider de koltuğu teorik olarak terke hazırlanırken tablo ortada: Satranç oyununu kazanan Putin oldu. İki gündür Avustralya'da halvet olduğu Bush her zamanki gibi gevrek gevrek gülüp gaflarıyla milleti kendine güldürürken, Putin'in maskeli suratında gözlerinin içi ışıl ışıl. Bush belki kendi ülkesi ve dünya için arzu edilen şeyler yapmadı, ama Rusya açısından bulunmaz bir şans oldu. İşlevini yerine getirdi. Rusya'nın başına bela olmadı. Putin kazandı. Rusya, petrolden gelen paralar ve Putin'den gelen demir yumrukla, kaybettiği mevzileri büyük ölçüde geri almış olarak, süngüsü dimdik yine cephede. "Bizim en büyük zaferimiz asla düşmemek değil, her düşüşümüzde yeniden ayağa kalkmak" diyen bilgenin sesi Putin'in kulağında olmalı. Bush hâlâ gülüyor. Halbuki, game is over. İlk oyunu ABD kaybetti. Ama parti devam ediyor. 9.9.2007
|