|
Suat Taşpınar, Radikal'deki "Gece Gündüz Moskova" köşesinde, uluslararası enerji mücadelesinde yaşanan son gelişmeleri değerlendirdi: "Ortalık toz duman. İşi bilenler soruyor: "Ne oldu? Ne oldu da, Ankara'nın son 10 yıldır Amerika'daki en güvenilir dağlarına kar yağdı?" Mevzu, ABD'deki en etkili Yahudi gruplarından birinin "Ermeni soykırımını tanıyoruz" açıklaması. "Bayram değil, seyran değil" diye hayretlere gark olmak mı lazım, yoksa "Görünen köy klavuz istemez" diye durumdan vaziyet çıkarmak mı doğru olur?
Cengiz Çandar, "Nereden çıktı Yahudi cemaatinin bu tornistanı?" diye düşünenlere diyor ki: "İlk kestirme cevap, Türkiye'nin son zamanlarda özellikle 'enerji alanı'nda, Washington'ı kızdıracak tarzda, İran ile yakınlaşmaya girmesi ve bazı anlaşmalar imzalaması. İsrail ve onun ölçüsünde, Amerikalı Yahudiler için İran, adeta 'bir numaralı düşman' konumunda. Türk dış politikasındaki bu açılımın 'rövanşı' mı bu acaba? Bu soruya 'evet' diyebilmek için, elimizde şu anda açık ve kesin veriler yok. Olabilir." Akşam'da deniyor ki: "Türkiye'nin enerji konusundaki girişiminin İsrail ve ABD'yi rahatsız ettiği biliniyor. Dışişleri'nin bu endişesini Enerji Bakanlığı'na aktardığı, Enerji Bakanı Hilmi Güler'in geçen günlerde gerçekleştirdiği İran ziyaretinden hemen önce, Dışişleri tarafından anlaşma imzalanmaması, aksi halde ABD Temsilciler Meclisi'nde bekleyen Ermeni tasarısı için sorun yaratabileceği yönünde görüş bildirildiği ifade edildi." Şimdi benim cahil kafamın almadığı birkaç soruya da işin ehli olanlardan cevap bekliyorum: Türkiye kısa süre önce Rusya ile 'Avrupa'ya daha fazla gaz sevkiyatı projelerinde transit ülke olmakta hevessiz olduğu ve enerjisini Nabucco'ya yönelttiği' gerekçesiyle sıkıntılı bir döneme girmemiş miydi? Yani Rusya'ya 'mesafe' konup ABD destekli, AB istekli boru hattı projelerine mavi boncuk dağıtılmamış mıydı? Bu kararı alan enerji politikası tayin edicileri, ABD'nin 'baş düşman' saydığı İran ile ilgili neredeyse 15 yıldır milim sapmadığı katı politikasından vazgeçmeyeceğini, İran'a yaklaşmanın 'reel politik'ten uzaklaşmak olduğunu bilmiyorlar mıydı? Enerjide çatışan iki başrol oyuncusu var: Rusya ile ABD. Türkiye ikisinin de yanında görmek istediği bir 'yardımcı oyuncu'. Ama Türkiye'nin tam Rusya'dan uzaklaşır gibi olduğu bir dönemde, ABD'yi de çileden çıkaracak adımlar atması, iki büyük oyuncuya da sırtını dönmesi sonucunu mu çıkarıyor? Türkiye ne zaman konjonktürü, reel politiği çöpe atıp, kendi 'milli politikası'nı uygulamaya karar verdi de kimsenin haberi olmadı? Bir de bu adımları atarken neyine güvendi, güveniyor? Tam da böylesi bir şaşkın adım sonrası Yahudi lobisi üzerinden gelen Washington kaynaklı mesaja ne demeli? Güngör Uras'ın Ayşe teyzeye tane tane ekonomi dersleri anlattığı gibi, bir babayiğit de bize 'enerji dersleri' versin, kulağımızı açıp dinleyelim. Rusya, "Seni Avrupa'ya transit ülke yapayım, beraber kazanalım" diyor, "Hayır" diyoruz. ABD, "İran ile ortaklık yapma" diyor, "Sen karışma" diyoruz. "Biz milli çıkarımızı düşünürüz, tek derdimiz Türkiye'ye daha ucuza gaz almak" vatanseverliğiyle cevap verilecekse, "Dönüp Dışişleri'yle konuşun, birileri size bu devirde ve bu coğrafyada ne gazın sadece gaz, ne boru hattının sadece bor hattı olduğunu anlatsın" diyesi geliyor insanın. Hamasetle peynir gemisi yürümüyor çünkü. İki ay önce "Nabucco da, 2. Mavi Akım da bazen Kandil Dağı'ndan geçer, bazen Strasbourg'dan çıkar" demiştik. Yahudi cemaatinin kısmi tornistanını belki de bu cümleyle birlikte okumakta yarar var. 26/8/2007
|