spacer
04/12/2008 00:08
TURKRUS.COM :: ana sayfa ::
HAKKIMIZDA REKLAMLARINIZ FORUM SARI SAYFALAR LİNKLER FOTO İLETİŞİM E-MAİL Siteyi Kaydet! ARKADAŞINA ÖNER
spacer

Son Eklenenler
spacer
Putin'in sözcüsü Peskov'un Türkiye'si: "Önce şoke oldum, sonra aşık oldum"

ImageDmitri Peskov, Başkan Putin’in basın sözcüsü olarak Kremlin Sarayı’ndaki en önemli isimlerden biri. 40 yaşındaki Peskov’u Türkler açısından daha “özel” yapan şey, mükemmel Türkçe konuşan, Türkiye’ye aşık olan, hayatının en verimli 8 yılını Türkiye’de geçiren, bizi bizden iyi tanıyan birisi olması. Eşi de kendisi gibi Türkçe bilen, evinde Türk yemekleri yapılıp Türkçe müzik dinlenen Peskov, Kompas-Pusula’ya verdiği özel röportajda hayat hikayesini, renkli Türkiye anılarını anlattı. Daha önce Peskov’un TürkRus.Com’a verdiği demeci ve Türk-Rus ilişkilerine ilişkin değerlendirmesini okurlarımızla paylaşmıştık.


İşte, üniversitede Türkçe bölümüne düşünce  üzüntüden neredeyse ağlayan, ama zamanla Türkiye’yi hayatının kopmaz parçası yapan Peskov’un yaşamından, Kompas’ta yayınlanan  sayfalar:

Üniversiteye girmeye çalışan delikanlı, sonucu öğrendiği an sanki kafasından aşağıya kaynar sular boşalmış. Çünkü hiç istemediği, aklından bile geçmeyen bir bölüme düşmüş: “Türkçe”. Yıllar sonra, kader onu Başkan Putin’in sözcüsü yaptıktan sonra, Kremlin Sarayı’ndaki odasında kusursuz bir Türkçe ile bize anılarını anlatırken, “O an şoke olmuştum. Zamanla Türkiye’ye aşık olacağımı, bugün bile evimde hala Türkçe şarkılar dinleyip Türk yemekleri yiyeceğimi aklımın ucundan bile geçirmezdim” diyor.

Dmitri Peskov, Rus diplomasisinin en genç ve parlak isimlerinden biri. Henüz 40 yaşına girmek üzere.  Gerçi şu an, kendi deyimiyle “çok alakasız” bir görevde. Kremlin Sarayı’nda Yabancı Basın Merkezi’nin başkanı. Aynı zamanda Başkan Putin’in Basın Sekreter Yardımcısı. “Basın ile ilişkiler hiç bildiğim ve aklımdan geçen bir konu değildi. Ama 2000 yılında Ankara’da görevliyken çağrıldım ve yeni hayatıma başladım” diyor. Özellikle dış basında, CNN, Reuters, New York Times gibi ünlü medya organlarında onun ağzından çıkan her söz, Başkan Putin’in görüşü sayılarak yazılıyor. Yani son derece önemli bir sorumluluk makamında oturuyor.

Dmitri Peskov, biz Türkler için çok özel, çok farklı bir kişi. Bunun nedenleri çok. Bir kere, bizim kadar güzel Türkçe konuşuyor. Sonra hayatının en verimli gençlik yıllarının çoğunu Ankara’da görevli olarak geçirmiş ve Türkiye’yi Türkler kadar tanımayı başarmış bir isim. Bir başka sebep, Türkiye’de akvaryum hayatı yaşamamış; yani sıradan hayatların da içine karışmış, dostlar edinmiş, Türkiye’yi karış karış gezmiş, hatta tesadüfen de olsa tuttuğu bir Türk futbol takımı var. Hele bir de kızı Liza Türkiye’de doğmuş ki, bu durum hem Liza’yı, hem de baba Peskov’u bizim gözümüzde “bizden” yapmaya yeter de artar bile. Çünkü biz fazlasıyla duygusal bir milletiz ve bize bir adım atan dostlara en az iki adım atarız!

Dmitri Peskov’un ilginç bir hayat hikayesi var. 1967’de doğmuş. Zaten aileden diplomat. Babası, SSCB döneminde Libya’dan Birleşik Arap Emirlikleri’ne kadat farklı Arap ülkelerinde görev yapmış. Bugün de Rusya’nın İslamabat’taki (Pakistan) büyükelçisi olarak, en deneyimli diplomatlardan biri. Çocukluk yılları Arap ülkelerinde, İslam dünyasının içinde geçmiş. Okul yıllarını ise Moskova’da geçirmiş. Sovyet döneminin gözdesi, İngilizce eğitim veren kolejlerden birinde eğitim görmüş. Dile zaten merakı varmış. Moskova’nın en prestijli filoloji bölümü olan  Asya Afrika Enstitüsü’nde Arapça okumak istemiş. Babası da “Arabist” olduğu için böylesi daha cazip gelmiş ona. Ama kendi istediği bölümü seçme hakkı, sadece liseyi “kusursuz notlarla” bitirenler veriliyormuş. Dmitri Peskov ufak tefek not eksiklikleri yüzünden “kusursuz” sayılmadığı için, “Sen kendin seçemezsin, biz sana uygun olan bir bölümü vereceğiz” demişler. Ve “Sen Türkçe öğreneceksin” diye uygun görmüşler.

Peskov o günü gülerek hatırlıyor. “Şoke olmuştum. Damdan düşmüş gibiydim! Çünkü Türkiye ile ilgili aklımda sadece bir anı vardı ve o da çok kötüydü” diyor ve anısını anlatıyor: 

“Yanılmıyorsan 1971’de Türkiye askerlerin yönetime müdahale ettiği, sıkıyönetim ilan edilen bir dönemdi. Babamın görev yaptığı Libya’dan gemi ile Rusya’ya dönüyorduk. Gemi İstanbul’a geldi. Orada bir gün geçirdik. Her yerde eli silahlı askerler, polisler, askeri araçlar vardı. Korkutan bir manzaraydı. O yüzden Türkçe bölümüne alındığımı söylediklerinde o gün aklıma geldi ve çok üzüldüm, moralim bozuldu.”

Herşey, ilk dersler başladıktan sonra büyük bir hızla değişmeye başlamış.  Son derece güçlü gelenekleri olan, saygın hocaların ders verdiği Türkoloji bölümü, Dmitri Peskov’un Türkiye’ye bakışını da, daha ikinci kez Türkiye’yi bile görmeden 180 derece değiştirmeye başlamış. “Eğer bir yabancı dili ciddi olarak öğrenmeye başlıyorsanız, bir süre sonra o ülkeye aşık oluyorsunuz. Öyle de olması lazım. Bu aşkın doğmasında hocalarımızın büyük payı oldu. Çünkü onlar bize sadece Türkçe dilini değil, Türkiye’yi tarihiyle, coğrafyasıyla, edebiyatıyla, gelenekleriyle mükemmel bir şekilde öğretmeye başladılar” diye anlatıyor o yılları.

1980’lerin sonunda, Türk işadamları yavaş yavaş SSCB’nin kapısını aralamaya başlarken, Türkçeyi sökmeye başlayan Dmitri Peskov da ilk pratik yapma imkanını o işadamlarına fuarlarda tercümanlıkyaparak bulmuş. “O zaman Türkiye’den gelen bir gazete bulduğumuzda, bir Cumhuriyet ya da Milliyet geldiğinde bayram ederdik. Belki daha her on kelimeden sadece ikisini anlıyorduk ama o gazeteyi elimize almak bize müthiş mutluluk veriyordu” diyor.

Enstitü 1989’da bitince Dmitri Peskov babasının izinden girmek ve diplomat olmak için hemen Dışişleri Bakanlığı’na girmiş. Ve 1990’da, hayallerinin ülkesi Türkiye’ye ilk düşük düzeyde bir memur olarak yollanmış. “Türkiye’ye gittiğimde, yabancı bir yere değil de sanki çok iyi bildiğim, tanıdığım bir ükeye girmiş gibi hissetim kendimi. Bunun sebebi, bizim hocalarımızın Türkiye’yi çok iyi ve gerçekçi anlatmış olmalarıydı” diye hatırlıyor ilk izlenimlerini.

Peskov, SSCB’nin dağılmak üzere olduğu, ancak Ankara ile Moskova arasındaki ilişkilerin özellikle ilk doğalgaz anlaşması sayesinde çok iyi düzeye ulaştığı bir dönemde Ankara’ya gelir. SSCB’nin Ankara Büyükelçisi Albert Çenişev’dir. “Kendisi benim için büyük bir şanstı, büyük bir hocaydı” diyor, “Ben hayatımda, yabancı bir ülkede bu kadar çok sevilen bir elçi görmedim. Onunla neredeyse tüm Türkiye’yi karış karış dolaştık. Ben tercümanlığını yapmaya başladım. Çok güzel yıllardı”.

Peskov soğuk terler döktüğü, kendi deyimiyle “iki ceket ıslattığı” bir tercümanlık olayını da kahkahalarla hatırlıyor. Türkiye, SSCB, Romanya ve Bulgaristan arasında bir FIR (uçuş hatları) hattı toplantısında tercümanlık yaparken ne sıkıntılar çektiğini anlatıyor: “İşin ilginç yanı, konu o kadar teknik ve karışıktı ki, ben söylenenlerin Rusçasını bile tam anlamıyordum. Bir de onları Türkçe’ye çeviriyordum! Onun dışında Türkiye ile Rusya arasında hiç bitmeyen TIR karneleri müzakerelerinde de hep kan ter içinde kaldığımız tercüme işleri olurdu”.


1994’te Peskov “1. Ankara Seferi”ni tamamlar ve Moskova’ya, Dışişleri Bakanlığı’na döner. Yine Türkiye’den kopmaz. Dışişleri’nin Türkiye Masası’nda görev yapar. 1996 yılında ikinci kez Ankara yolu görünür Peskov’a. İkinci katip olarak gider ve başkatip olarak dönene kadar, dört yıl daha kalır Türkiye’de. 1998 yılında, belki de Türkiye’de yaşadığı en mutlu an gelir: Kızı Elizabet, Ankara’sa Çağ Hastanesi’nde dünyaya gelir. “O zaman kızının Türk vatandaşlığını hak etmiş” diyoruz gülerek. “Verseler kesinlikle alırdım!” diyor neşeyle.

Peskov, Ankara’da siyasi ilişkilerden sorumlu olarak son derece yoğun bir tempoda çalışırken, 2000 yılında hiç ummadığı bir teklif gelir. Kremlin’den ararlar. Yabancı basın ile ilişkiler şubesini kurmak için Moskova’ya davet ederler, o da kabul eder. Dmitri Peskov, “Benim hayatım boyunca basın ile hiçbir ilişkim olmamıştı. Bu çılgın ve bambaşka bir dünyaydı benim için. Önce iki kişi ile çalışmaya başladık, bugün kadromuzu ve işlerimiz büyüttük. Dönüp bakınca müthiş bir tempoda yedi sene geçtiğini görüyorum. Rüzgar gibi geçmiş!” diyor.

Peskov, diplomsi ile basınla ilişkileri ilginç bir örnekle karşılaştırıyor. “Diplomasi son derece muhafazakar, çok az değişen bir alan. Diplomaside acele işe şeytan karışır. Ama basın işleri tamamıyle ters: Burada herşey acele, burada şeytan işin içinden hiç çıkıp gitmiyor!” diye espri yapıyor. Ve yine keyifli bir örnekle işin inceliğini anlatıyor:

“Bazen diplomat arkadaşlarım ‘Cumhurbaşkanlığı’nda işler nasıl?’ diye soruyorlar. Ben onlara diyorum ki: Düşünün, siz küçük bir elçilikte çalışıyorsunuz ve devlet başkanı sadece bir günlük ziyaret için geliyor. O kadar yopun hazırlık yapıp çalışıyorsunuz ki, o gittekiten sonra bir haftada kendinize gelemiyorsunuz. Bizde ise şöyle oluyor: Düşünün ki başkan bir günlüğüne geliyor ve hiç gitmiyor! Sürekli kalıyor! İşte buna benziyor.”

Peskov, Başkan Putin ile çalışmanın muazzam bir tempo gerektirdiğini söylüyor. “Bizim devlet başkanımız olağanüstü aktif bir insan. Onunla ülkenin her kçşesini değil, dünyanın her köşesini geziyouz. Ve her gezi, öncesiyle sonrasıyla çok yoğun hazırlık ve çalışma gerektiriyor” diyor.

Dmitri Peskov, Türkiye izlenimlerini anlatırken, “Ankara’yı çok severim, ama İstanbul’a aşığım” diyor. Ankara’ya en son birkaç ay önce gitmiş. Gördüğü değişiklik karşısında çok şaşırmış: “Ankara modern, Avrupai bir şehir olmuş. Tüneller, yollar şehri çok değiştirmiş. Ben şimdi direksiyon başına geçsem yolumu zor bulurum!” diyor. Tatil yöreleri içinde Peskov’un favorisi ise Kuşadası ve çevresi.

Peskov’un ailesinden de ilginç notlar aktarmadan geçmeyelim. “Eşim Katya neredeyse Türk” diyor. Meğerse eşi de, diplomat olan babasının Türkiye’de görev yapması sayesinde yaklaşık 15 sene Türkiye’de yaşamış ve mükemmel Türkçe biliyormuş. Peskov, “Eşim benden daha fazla Türk! Bizim evde hep Türk yemekleri pişer. Başka yemek yemekte zorlanırız. Türk müziği dinleriz. Sezen Aksu, Ajda Pekkan, Barış Manço, Tarkan CD’leri çalınır bizde. Ama ben daha çok Sufi müziği severim” diyor.

Türkiye’de bu kadar uzun süre yaşayan biri, Türklerin, hele de erkeklerin biraraya geldiğinde muhakak sohbeti futbola getirdiğini bilir. Biz de Peskov’a “hangi Türk takımını tuttuğunu” soruyoruz. “Aslında benim futbol ile hiç alakam yoktur. Ama Türkiye’de önce şakayla, sonra ciddi ciddi Trabzonspor’lu oldum” diyor. Buna şaşırıyoruz. Çünkü genelde Türkiye’de Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş gibi büyük İstanbul takımlarının taraftarı fazladır. Peskov anlatıyor: “Ankara’da sürekli gittiğim bir çöp şişçi vardı. Tranbzonlu kardeşlerin restoranıydı. Ne zaman gitsem futbol konuşulurdu. Onlar yüzünden Trabzonspor’u tutmaya başladım.”

“Ankara’yı, Türkiye’yi, daha sakin bir jayatı özlüyor musunuz?” diye soruyoruz. “Elbette zaman zaman özlüyorum. Ama kısmet. İleride ne olur, kim bilebilir ki? Ben fırsat buldukça Türkiye’ye giderim, dostlarım var onlarla sık sık görüşürüm. Biz gideriz, oınlar gelir, telefonlaşırız, bağlarımız hiç kopmaz” diye cevap veriyor.

Son olarak Türkler ile Rusların benzerliklerin geliyor konu. Peskov görüşlerini çöyle paylaşıyor: “Biz birbirimize çok yakınız. Biz de siz de Avrasyalıyız. Avrasyalı olmak, Avrupalı olmaktan farklı bir şey.  Biz içimizde hem Avrupa’nın hem de Asya’nın genlerini taşıyoruz. Bir bakıma biz Avrupalılara ve Asyalılara göre daha zenginiz. Türkler ve Ruslar bu açıdan birbirine çok yakın. Duygusallık, misafirseverlik ilk akla gelenler. Kaçınılmaz olarak farklılıklar da var aöa benzer noktalarımız daha fazla” .

Kremlin Sarayı’nda, Lenin mozolesinin hemen arkasındaki o ünlü binada Dmitri Peskov ile sohbetimiz Türkçe başlıyor, Türkçe bitiyor. Ağzından çıkan her sözcük Batı basınında “Kremlin dedi ki...” diye aktarılan genç diplomatın; Türkiye’yi bu kadar yakından tanıyan, Türkçeyi bu kadar mükemmel konuşan ve Türkiye’yi bu kadar candan seven bir isim olarak, Başkan Putin’in en yakınındaki isimlerden biri olmasının Türk-Rus ilişkileri için ne kadar büyük bir şans olduğunu düşünerek ayrılıyoruz saraydan...

Eski dostlar: Dmitri Peskov ve Georgi Tufar

Kremlin’de Dmitri Peskov ile buluşmamızın mimarı Georgi Tufar idi. Onu 1980’lerden bugüne kadar, yani SSCB yıllarından Rusya’ya gelene dek, Türk-Rus ilişkilerine ve Türk işadamlarına yaptığı katkılarla pek çok kişi tanıyor, takdir ediyor, seviyor. Bir Gagavuz Türk’ü olarak SSCB yıllarında devlette yükselen Georgi Tufar, 1980’lerde Ankara’daki SSCB Ticaret Ataşeliği’nde görev yaparken, Başbakan Turgut Özal’ın aklına ilk doğalgaz boru hattını sokanlardan, dolayısıyla ilişkilerimizin bugüne gelmesinde katkısı inkar edilemeyecek bir isim. Türk şirketlerinin SSCB’ye ilk mal satım anlaşmaları da, büyük şirketlerimizin Rusya’ya ilk adımlarını atmaları da hep Georgi Tufar’ın, ya da Türkler arasındaki ismiyle “Tufar Bey”in çabalarıyla desteklenmiş. Deneyimli Türkolog olarak, Georgi Tufar’ın Dmitri Peskov’a öğrencilik yıllarında ağabeylik yapması, fuarlarda Türk işadamları ile tanıştırıp Türkçesini geliştirmsine önayak olması unutulmamış. Georgi Tufar, “Dmitri Peskov mükemmel Tükçesi ile her zaman ayrı bir yere sahip oldu, onunla gurur duyduk ve gurur duymaya de devam ediyoruz” diyor.

22.8.2007

 
spacer

Run Search Request
Döviz
Anket
Kendi işinizde ekonomik krizin etkilerini görüyor musunuz?
 

spacer

© 2008 Turkrus.com

:: © TurkRus.com :: Sitede yer alan yazıların her türlü yayın hakkı TurkRus.com'a aittir. Yazılı izin olmaksızın, kaynak belirtilerek dahi kullanılamaz.