|
İstanbul'daki KEİ zirvesini izleyen ve Türk-Rus enerji ilişkilerinde son yaşananları değerlendiren bazı yazarlar, "kötümser" tablolar çiziyor. Radikal'den Murat Yetkin "Türkiye, Rusya ve ABD arasında 'tost olmak' üzeredir" derken, Sabah'tan Erdal Şafak "Türkiye bu "Büyük Oyun"da saf dışı kalırsa ya da saf dışı bırakılırsa, yalnızca stratejik önemini değil, AB üyeliğinde en önemli kozunu da yitirebilir. Hızla karşı hamlelerini yapmak zorunda" görüşünü savunuyor. İşte konuyla ilgili yazılar:
Rusya ve ABD arasında... Murat Yetkin Dün Rusya'nın hissettirdiği ağırlığa ve konuların çeşitliliğine bakılınca Karadeniz Ekonomik İşbirliği'nin 15 yıl önce Türkiye'nin projesi olarak kurulduğuna inanmak güçleşiyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin hali, tavrı, konuşmalarıyla adeta 'Karadeniz benim çöplüğüm' diyordu. Cumhurbaşkanı Sezer zaten hep mesafeli ve protokolerdir, ancak Başbakan Erdoğan'ın Putin karşısındaki tavrı ve tutumu şunu gösteriyordu: Türkiye'nin birkaç yıldır izlediği siyaset, Karadeniz işbirliğini enerji konusuna hapsetmiştir. Hazır dün Karadeniz Zirvesi için İstanbul'a gelmişken, DEİK tarafından üst düzey bir enerji toplantısı düzenlenmesi de bunu gösteriyor, örneğin kuzey-güney enerji koridoru terminali olmaya talip İsrail'in, tıpkı (artık doğal olarak diyeceğiz) ABD gibi toplantıları yakından izlemesi de... Ancak bu toplantıya Rusya üst düzey hiçbir temsilci vermiyor, Putin 'ben diyeceğimi dedim' havasında. Zaten dün İstanbul'a gelmeden önce Gazprom ile İtalyan Eni'nin Rus gazını Bulgaristan'ın Burgaz limanından Avrupa'ya sunmak için fizibilite protokolü imzaladıklarını duyurmaları, Türkiye'ye 'İşi daha da uzatırsan, kaybedeceksin' uyarısı değil mi? Karadeniz havalisinde ipler hem petrole, hem doğalgaza sahip olan Rusya'nın elinde olduğu için de Türkiye, kuzey petrol ve doğalgazına sahip Rusya ile, Irak ve Azeri petrol ve doğalgazında söz sahibi olan ABD arasında sıkışmış kalmış görüntüdedir. Teşbihte hata olmaz; enerji siyaseti nedeniyle Türkiye, Rusya ve ABD arasında 'tost olmak' üzeredir. Düne kadar, dünya petrol ve gaz ticaretinin yedide birine talip olan Ankara, birkaç aydır oyun kurucu olmak bir yana, oyunun dışında kalmamak için çabalar hale gelmiştir. Karadeniz altından Rus gazını Anadolu'ya oradan Güney Avrupa'ya taşıyacak İkinci Mavi Akım konusunda dün yapılan nispet, görünüşte ABD'nin tercihi olan Şahdeniz'i öne çıkarıyor. Oysa bu durumda da Türkiye ABD'nin bölgesel enerji tercihleri karşısında seçeneksiz kalıyor. Üstelik Rusya kuzey hattını işletirse tek başına Azeri gazının Şahdeniz'e yetip yetmeyeceği de belirsiz. Bu durumda Irak gazını Ceyhan'a getirme projesi de yalnız ABD değil, Irak hükümeti ve PKK nedeniyle ciddi sorun yaşanan Kürdistan Bölgesel Yönetimi insafına, bir yerde PKK konusuna bağlantılı kalacak. Bu koşullar altında Eni'nin, İsrailliler ve Gazprom ile kurgulamaya çalıştığı Samsun-Ceyhan petrol boru hattının geleceği de gölgeleniyor. Henüz iş işten geçmedi. Ama gelişmelerin birkaç ayda terse dönmesi, Dışişleri bürokratlarının ve hatta mühendis temeliyle kısmen Enerji Bakanı Güler'in uyarılarına rağmen, Başbakan'ın izlediği siyasete bağlı. Erdoğan, 'hepsini ve hemen' alabilmek için, 'maksimalist' bir hat izledi. Aslında bu hat, cumhurbaşkanı seçiminde izlediği hatta da benziyordu. Buna göre, Türkiye kendisine önerilen 'Geçiş ülkesi olma' seçeneğini reddederek, dağıtım ülkesi olmayı talep etmeliydi. Dışişleri ve enerji bürokrasisi, bu talebe karşı çıkmıyor, ancak Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmamak için, geçiş ülkesi olma konusundaki fırsatları iş işten geçmeden değerlendirmek istiyordu. Hatanın düzeltilmesi için çok geç denilebilecek noktaya henüz gelinmese de, o noktaya çok yakınız. Erdoğan büyük oynuyor, kazanırsa ne âlâ, kaybederse, Türkiye kaybedecek. * * * * * AB'den de kötü haber Karadeniz işbirliği, Bulgaristan ve Romanya'nın üyeliği ardından AB'nin radar ekranında görünür oldu. AB, Kafkaslar, İran ve Orta Asya'ya açılmak için Bulgaristan ve Romanya üzerinden Karadeniz'den yararlanmayı gündemine aldı. Bu durum, Ankara'nın söylediği gibi, Türkiye'nin öneminin bir kez daha anlaşılması manasına gelmiyor. Tersine, tıpkı enerji siyasetinde olduğu gibi, Türkiye'ye seçenek oluşturabilecek coğrafi rotaların gündeme alındığı manasına geliyor. Türkiye'nin Karadeniz'de Rusya'nın ağırlığına 'suyun başını tutması' nedeniyle karşı duramadığı dünkü zirve, AB'nin Fransa'nın baskısıyla Türkiye ile 3 değil, 2 müzakere başlığı açmasına tesadüf etti. AB Başmüzakerecisi, Hazine Bakanı Ali Babacan bu durumu 'Kaç başlığın açılıp kapandığı önemli değil' sözleriyle azımsamak istese de, gerçeğin bu olmadığını bilen biliyor. AK Parti iktidarının, iç güç mücadelesi nedeniyle AB ne derse desin karşı durma takati olmadığını varsayan Fransa (ve şu anda onu kalkan edenler), adeta Türkiye'nin dayanma sınırını deniyor. Bu varsayım doğru mu, yanlış mı ayrı konu. Ancak Türkiye'nin AB reformlarından geri adım atmadan, yeni bir AB siyaseti benimsemesi gereği her gün biraz daha ortaya çıkıyor.
Erdal Şafak- Sabah Putin'in hamleleri Batılılar'ın "Mister Gazman" lakabını taktıkları Rusya Federasyonu Başkanı Putin dün Çırağan Sarayı'nda Cumhurbaşkanı Sezer ve Başbakan Erdoğan'la ikili görüşmelere girerken yüzündeki zafer tebessümünü gizlemekte hayli zorlandı. Doğrusu haksız sayılmaz: Son 5 haftada peş peşe yaptığı hamlelerle Türkiye'yi enerji koridoruna dönüştürmeyi amaçlayan projelerin pek çoğuna darbe indirmeyi başardı. Önce Türkmenistan ve Kazakistan'la imzaladığı anlaşmayla bu ülkelerin petrol ve gaz kaynaklarının Batı'ya ihracat ve taşıma tekelini ele geçirdi. Böylece 21'inci yüzyılın en büyük enerji projesi olarak gösterilen ve Hazar havası gazını Viyana kapılarına ulaştırmayı öngören Nabucco boru hattının kaynaklarını kuruttu. Ayrıca BaküTiflisCeyhan petrol boru hattına Kazakistan petrolünün pompalanmasının da önünü kesti. Ardından Macaristan'ı yanına çekerek, yani saf değiştirterek, Nabucco'ya ikinci çelmeyi taktı. Sonra Bulgaristan ve Yunanistan'la imzaladığı BurgazDedeağaç petrol boru hattı projesiyle Türkiye geçişlerine alternatif yarattı. Ve nihayet İtalya ile imzaladığı, Karadeniz altından döşenecek boru hattıyla Bulgaristan'a, oradan da Avrupa'ya uzanacak gaz boru hattıyla bu büyük satranç oyununda "Şah" dedi. Çok değil, bir yıl önce Putin'e diş gıcırdatan Bakü-Tiflis-Ceyhan hattından ilk petrolün tankerlere yüklenmesi töreninde vazgeçilmez enerji koridoru konumuna gelmenin güveni ve gururu içindeki Türkiye'nin bu kadar kısa sürede eli nasıl böylesine zayıfladı? Sorunun bir değil birçok nedeni var. Ve bu nedenlerin bir bölümü Ankara'nın, pek çoğu da Batı'nın stratejik hatalarından kaynaklanıyor. AB ikili mi oynadı? Türkiye'nin hatalarını iki başlıkta toplayabiliriz: 1-Bir yandan doğalgazda Rusya'ya bağımlıyken, bir yandan da Rusya'yı devre dışı bırakacak projelerin odağında bulunma ikilemini aşacak politikalar geliştirmekte zorlanması. 2-Bu projelerin içini doldurmak için en önemli tedarikçiler olan Türkmenistan ve Kazakistan'ın uzun süre ihmal edilmesi, sonuçta ikisinin de Rusya'ya kaptırılması. Ancak AB'nin hataları bu sonuçta çok daha etkili oldu. Bir ay önce İstanbul'da düzenlenen Türkiye-AB enerji konferansında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler konuklarına şöyle seslenmişti: "AB bazen birlik olarak hareket ediyor, bazen ayrı ayrı devletler olarak hareket ediyor. Burada birlikte hareket etmek gerekiyor. Yeri geldiği zaman ayrı ülke, yeri geldiği zaman birlik olmaz." Bu tespit son üç günde bir kez daha (kim bilir kaçıncı) doğrulandı: AB'nin enerji güvenliğinde Türkiye'nin hayati öneminin vurgulandığı Brüksel zirvesi bildirisinden yalnızca birkaç saat sonra Roma'da Nabucco projesine ölümcül darbeyi indiren İtalya-Rusya anlaşması imzalandı. Yukarda verdiğimiz örneklerde de belirttiğimiz gibi, İtalya'dan önce Macaristan, Yunanistan, Bulgaristan da aynı yolu izlemişlerdi. Hatta Avusturya da. Peki, sonuçta Türkiye'nin enerji köprüsü olma umutları suya mı gömüldü? Tam değil. Örneğin Nabucco için İran ve Irak doğal gazı seçenek olabilir. Ne var ki, İran hem Batı ambargosuyla kuşatıldı, hem de altyapısının eskiliği yüzünden üretimi bu projeyi beslemeye yeterli değil. Irak'a ise istikrara kavuşmadan -en az 10 yıl gerekiyor-bel bağlanması mümkün değil. Türkiye bu "Büyük Oyun"da saf dışı kalırsa ya da saf dışı bırakılırsa, yalnızca stratejik önemini değil, AB üyeliğinde en önemli kozunu da yitirebilir. Hızla karşı hamlelerini yapmak zorunda. Sofraları ayırdılar... Karadeniz Ekonomik İşbirliği (KEİ) Zirvesi'nde her şey 15 yıl öncesindeki gibiydi. Dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal ile Başbakanı Süleyman Demirel arasında 15 yıl önce yaşananlar dün tekrar etti. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'le Başbakan Tayyip Erdoğan, kapıları 10 metre uzakta olan duvarları bitişik iki ayrı odada, zirveye katılan liderlerle görüştü, ancak birbirleriyle ne yüz yüze geldi, ne de bir duvar öteye geçip temasları hakkında fikir alışverişinde bulundu. Ne de zirveye katılan liderler onuruna verdikleri yemeklerinde bir araya geldi.
Bakan da gitmedi Daha da ilerisi, cumhurbaşkanının yabancı bir devlet veya hükümet başkanı ile görüşmesi sırasında yanında bir bakanın bulunması yönündeki diplomatik teamül de dün işlemedi. Programda bulunmasına karşın Cumhurbaşkanı Sezer'in devlet ve hükümet başkanları ile yaptığı görüşmelerinde hükümetten herhangi bir bakan hazır bulunmadı. Hatta bu durum yapılan temasla da çözülemedi. Sezer, ilk ikili görüşmesini Gürcistan Devlet Başkanı Saakaşvili ile gerçekleştirdi. Programda bu görüşmede Sezer'e Enerji Bakanı Hilmi Güler'in eşlik edeceği belirtiliyordu. Ancak Güler, Sezer'in görüşme yaptığı odanın hemen yanındaki koridorda bulunmasına karşın görüşmeye girmedi. Sezer'in, Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev'le görüşmesine kısa süre kala, Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Zergün Korutürk, Güler'in yanına gidip, görüşmeye girip girmeyeceğini sordu. Güler, teklifi kibar bir dille reddetti: "Sayın Başbakan'ın görüşmeleri devam ediyor. Beni her an çağırabileceğini söyledi. Burada beklemememi istedi." İlginç olan ise Cumhurbaşkanı Sezer'le görüşen zirveye katılan liderlerin, hemen yan odaya geçip Başbakan Erdoğan ile görüşmesi veya tam tersi trafiğin işlemesiydi. Muhataplarının Sezer'e söylediğinden Erdoğan, Erdoğan'ın muhatabına söylediğinden veya dinlediğinden de Sezer haberdar olmadı. Öğle saati gelip yemeğe geçildiğinde de tablo değişmedi. Sezer, Erdoğan'ın liderler onuruna verdiği öğle yemeğine katılmadı. Erdoğan da Sezer'in verdiği akşam yemeğinde bulunmadı. Bu gelişmeleri izleyen bir Rus diplomatın Tolstoy'un Savaş ve Barış romanına atıfta bulunarak söylediği şu söz ise her şeyi anlatıyordu: "Bolkonsky evinde her şey karışık..." Karamanlis'ten destek KEİ'nin 15'inci yaş gününün kutlandığı Zirve'de ilgi odağı ise Putin oldu. Putin, Sezer'le görüşmesinin hemen ardından yan odada bulunan Erdoğan'la görüşmeye geçti. Aktarıldığına göre, enerji, güvenlik alanlarında işbirliğinin geliştirilmesi konusunda karşılıklı iyi niyet mesajları verildiği sırada Erdoğan Putin'e baş başa görüşme önerdi. Erdoğan ve Putin 15 dakika baş başa görüştükten sonra yanlarına Enerji Bakanı Güler'i de çağırdı ve 15 dakika kadar da üçlü görüşme gerçekleşti. Erdoğan'ın temaslarının en renklisi ise "dostum" dediği Yunanistan Başbakanı Karamanlis ile gerçekleşti. Görüşmenin bir noktasından sonra resmiyet bitti, iki Akdenizlinin muhabbetine dönüştü. Karamanlis, seçim kampanyalarını çok yakından izlediğini belirtip ekledi: "Mitinglerini izliyorum. Demokratikleşme kampanyanın çok iyi gittiğini görüyorum. Yeniden iktidara geliyorsun..." Karamanlis, Yunanistan'daki seçim kampanyalarından da örnekler verdi ve "Bizdeki ile sizdekinin hiç farkı yok" dedi. KEİ Zirvesi'nden geriye 15 yıl önceki görüntü kaldı. Mehmet Ali Birand Türkiye Putin’i çok arayacak… Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatının 15 inci yıldönümü kutlanırken farkına vardık ki, elimizin altında son derece önemli bir örgüt var, ancak bizler farkında bile değiliz.Dünkü törenler aklımızı başımıza getirdi.
Herkes böyle midir bilemem…Ancak bizler, burnumuzun dibinde sessiz sedasız çalışan dev bir teşkilatın farkında bile değilmişiz. Dün, 15 inci yıldönümünü kutlayan Karadenız Ekonomik İşbirliği (KEİ) Teşkilatından söz ediyorum. 15 yıl önce, Özal’ın temelini attığı, Başbakan olarak Demirel’in ev sahipliğini yaptığı kuruluş toplantısını hatırlıyorum. Aynı gün, Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Yeltsin ile 32.Gün için söyleşi yapmıştım. Büyük hayal kırıklığıydı. Öğle yemeğinde votka’ları devirdikten sonra, karşıma oturttukları Yeltsin’i konuşturabilmek için neler çektim bilemezsiniz. Ne sorsam evet veya hayır diye yanıtlıyordu. Eminim, yardımcılarına kızmış, benimle söyleşiyi kabul etmelerine köpürmüş, ancak kalkıp gidemeyeceği için, beni başından savmaya çalışıyordu. Doğru dürüst hiçbir şey söylemedi. Benim de en sıkıntılı söyleşim oldu. KEİ’nin kuruluşu büyük bir başarıydı. Özal, uzak görüşlüydü ve 12 ülkeyi bir masa etrafına toplayabilmişti.KEİ sadece Karadeniz etrafındaki 12 ülkeden oluşmuyor. 13 gözlemci ülkesiyle birlikte, Arnavutluktan, Ukrayna Rusya’ya, Gürcistan’dan Ermenistan’a kadar son derece geniş bir alanı ve 370 milyon insanı kapsıyor. Dışişleri eski müsteşarlarından Em.Büyükelçi Özdem Sanberk ile KEİ’nin genel sekreter 1 inci yardımcısı Büyükelçi Murat Sungar’ın 5 haziran’da Radikal’de yayınlanan son derece önemli ortak makalelerinde değinildiği gibi, KEİ Türkiye açısından bir şanstır. Yeter ki, siyasetçilerimiz bunun ne olduğunu anlasınlar ve gereken önemi versinler. KEİ, Türkiye’nin bölgesel işbirliği ve dayanışmaya öncelik veren bir başarısıdır.Türk dış politikasının çok boyutluluğunu gösterir.Türkiye’nin Balkanlar’I ve Kafkaslar’I içeren zengin tarihi ve kültürel kimliğinin ispatıdır.Aynı zamanda, Türkiye’nin stratejik derinliğini,Akdeniz ile sınırlamak isteyen Fransız yeni Cumhurbaşkanı Sarkozy’e bir yanıttır.Türkiye’nin , sadece Akdenize sığdırılamayacak kadar büyük olduğunun en güzel simgesidir.
KEİ, askeri bir örgüt değil. Amacı, giderek önemi artan Karadeniz havzasında işbirliğini arttırmak, birbiriyle anlaşmazlık içindeki ülkeleri aynı masanın etrafında oturtup konuşabilmelerini sağlamak. Ayrıca, somut projeler üreterek işbirliğini sağlamak. En son örneği de, Belgrad’da 12 ülke dışişleri bakanının imzaladığı dev otoyol projesi. 7500 kilometrelik bu otoyol, Karadeniz kıyısındaki ülkeleri ve diğer KEİ ülkelerini birbirine bağlayacak. Müthiş bir turizm patlaması yaşanacak. Türkiye artık KEİ’ye sahip çıkmalı. Kendi elleriyle kurduğu bir Örgütü bu kadar ucuza başkalarına bırakmamalı. X X X
TÜRKİYE PUTİN’İ MUMLA ARAYACAK… Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı Putin’in görev süresi bitiyor. 2009 yılından itibaren Rusya’nın başına yeni bir Çar geçecek. Ancak, şu anda adı geçen adaylar içinden hangisi gelirse gelsin, hiçbiri Türkiye’nin ne anlama geldiğini onun kadar anlayamayacak. Putin’in özellikle Erdoğan’a duyduğu güven, Türkiye’ye bakışını da etkilemişti. Bunu 2005 yılında bizlere anlatmıştı.Bir gurup gazeteci ile Soşi’de uzun uzun konuşmuş ve Türkiye anılarını anlatmıştı.Ardından da, Erdoğan hakkında, hepimizi şaşırtan şu sözleri söylemişti: “…Henüz Başbakan olmamıştı. Moskova’ya geldi ve oturup bana uygulayacağı politikaları anlattı. PKK ile ilgili görüşlerine değindi. Ben de ona Çeçen teröristlerin yaptıklarını anlattım ve destek vermesini istedim. Çeçen teröristlerin Türkiye’den destek almayacaklarını söyledi. Önce pek inanamadım. Zira onun daha önceki partisi (Refah) Çeçen’leri destekliyor, hatta para toplayıp buraya yolluyordu.Ancak bir süre sonra hayretler içinde, Türkiye’nin gerçekten teröristlere geçit vermediği anlaşıldı. Bu nedenle ,ben Türkiye’ye büyük güven duyarım…” Gerçekten de Putin tüm Başkanlık döneminde, Türkiye ile ilişkilerin bozulmaması için elinden geleni yaptı. En sıkışık konularda dahi, Ankara’dan yana karar verdi. Türkiye’yi, Rusya’nın doğal müttefiği olarak görürdü. Bu ittifakın eninde sonunda gerçekleşeceğini söylerdi. “ Avrupa Birliğinden beklentilerinizi bulamadığınızda, bizden başka dönecek nereniz var? Müslüman ülkeleri mi? Orta Doğu mu? Onların size verecekleri birşey yok ki…”demesini hiç unutmuyorum. Putin hakkında herkesin farklı görüşü var. Türkiye’nin penceresinden bakıldığında, iki dönemli Başkanlığının çok olumlu sonuçlar verdiği söylenebilir. Rusya Federasyonu ile Türkiye, belki de tam farkına varmadan yakınlaşıyorlar. Yalçın Doğan, Hürriyet Türkiye için pişirilen ortaklık
"SİZ en iyisi Karadeniz’de kendi aranızda birlik olun".
Bu öneri, tesadüf olmasa gerek. İstanbul’da dün Karadeniz Ekonomik İşbirliği (KEİ) toplanıyor. Bugün de, Brüksel’de Türkiye-AB görüşmelerinde, yeni başlıkların açılmasına ilişkin toplantı var. Bu iki toplantı, çok başka bir açıdan, üst üste getirilmek isteniyor. KEİ onbeş yıl önce kuruluyor. Karadeniz’de kıyısı bulunan ülkeler arasında ekonomik işbirliğini öngörüyor. AB gibi, siyasal birlik oluşturma niyetinden uzak, sadece ekonomik dayanışmanın ön planda geldiği bir kurum. Hem Karadeniz bölge olarak, hem KEİ yıllarca unutuluyor. Şimdi enerji nedeniyle, yeniden Avrupa ve Amerika’nın gündemine giriyor. Orta Asya’dan Avrupa’ya uzanan petrol ve doğalgaz boru hatları Karadeniz’in cazibesini yeniden arttırıyor. İstanbul’da dün zaten en çok enerji konuşuluyor. ON BİRİ KARŞI Brüksel’de bugün Türkiye’nin AB tam üyeliği yolunda, yeni bir engel var. 2004’te AB’nin kabul ettiği görüşmelerde, çevre, tarım, sağlık, sanayi, istatistik gibi konu başlıkları tek tek ele alınıyor. Görüşmeler o başlıklar çerçevesinde yürütülüyor. Ele alınan konular hem yavaş gidiyor, hem de konu başlıklarından bazılarının açılması istenmiyor. Örneğin, para politikasının açılması istenmiyor. Para politikası, bir anlamda tam üyeliğe giden yol olarak görülüyor. Herkes Fransa’nın bizi istemediğinden söz ediyor, oysa, on bir AB ülkesi Türkiye’nin AB üyeliğine karşı. Görüşmeler, o nedenle ağır, aksak gidiyor. TÜRKİYE-RUSYA Çeşitli AB ülkelerindeki araştırma kuruluşları, ortaya şimdi yeni bir proje ile çıkıyor. Arkalarında siyasal destek bulunan bu kuruluşlar, Türkiye’ye yeni bir öneri getiriyor: "Sizin yeriniz AB değil, sizin yeriniz Karadeniz". Onlar, KEİ’yi ilerde AB gibi bir kuruluş olarak görmek niyetinde. Böylece, özellikle Türkiye’ye alternatif şemsiye hazırlığında. Bu öneriyi yaparken, son yıllarda Türkiye ile Rusya arasındaki yakınlaşmaya dikkat çekerek, "bu formül iyidir" demeye getiriyor. Hatta, bu yakınlaşmanın analizinde, Türk-Rus ilişkileri tarihinden farklı örnekler veriyor. Örneğin, Çar 1. Nikola’nın ünlü sözü, "Boğazın hasta adamı" nitelemesinden yola çıkarak, tarihte Rusya’nın Türkiye üzerinde oyunlar oynandığını belirtiyor. Ama, günümüzde Tayyip Erdoğan ile Putin arasında yakınlaşmaya işaret ediyor, "Türkiye ile Rusya artık iki iyi dost" diyerek, şunu vurguluyor: "Siz en iyisi, kendi aranızda Karadeniz’de birlik olun". AB’nin Türkiye’ye biçtiği son rol bu. Bu rol resmi olarak dile getirilmiyor. Araştırma kuruluşları ve bazı basın organlarıyla eliyle, alttan alta pişiriliyor. Onlar ne derse desin, bizim yerimiz Batı. |