|
Bugün İstanbul’da yapılacak zirve nedeniyle KEİ yine gündemde. KEİ’nin neden kurulduğunu, neleri amaçladığını, neden hala önemli olduğunu, Türkiye ve bölge açısından ne anlam ifade ettiğini bilenlerin sayısı çok az. KEİ’nin Genel Sekreter Yardımcısı, büyükelçi Murat Sungar ile emekli büyükelçi Özdem Sanberk’in Radikal’e yazdıkları yazı, bu soruların cevabını veriyor:
Karadeniz Ekonomik İşbirliği veya barış mantığı ÖZDEM SANBERK MURAT SUNGAR Karadeniz Ekonomik İşbirliği'nin kuruluşunun 15. yıldönümü münasebetiyle 25 Haziran'da İstanbul'da, örgüt üyelerinin ve gözlemcilerinin devlet ve hükümet başkanlarının davetli olduğu bir tören yapılacak. Dünya medyasının projektörleri, bu kez olumlu bir konuda İstanbul üzerine çevrilecek. Örgütün 12 asli üyesi, 13 de gözlemci üyesi var. Karadeniz Ekonomik İşbirliği sırf Karadeniz'e kıyısı olan ülkelerden ibaret değil. Arnavutluk ve Sırbistan'dan Ukrayna ve Rusya'ya, Gürcistan'dan Ermenistan'a kadar uzanan çok geniş bir alanı ve 370 milyon insanı içine alıyor. Yani Güneydoğu Avrupa, Balkanlar ve Kafkasya ülkelerini kapsıyor. Ama gözlemci ülkeler arasında, Mısır ve Amerika gibi bölge dışı ülkeler de bulunuyor. Sekretaryası İstanbul'da, İstinye'de. Olumlu gündem 25 Haziran'da bütün bu ülkelerden kaç tanesinin devlet ve hükümet başkanlarını İstanbul'da görebileceğiz? Acaba içimizden kaç kişi bu örgütten haberdar? KEİ yıllardan beri bizim kendi medyamızda ne kadar yansıma buldu? Hangi politikacımızın bu örgütten söz ettiğini duyduk? Biz kendi kamuoyumuzun ilgisini uyandıramamışsak, dünya'nın ilgi göstermesini ve kutlama törenlerine çok görkemli bir katılma bekleyebilir miyiz? Ne yazık ki politikacılarımız olumlu gündemler üzerinden siyaset yapmaktan pek hoşlanmıyorlar. Hele içinde bulunduğumuz seçim ortamında korku, gerginlik ve savaş söylemleri siyasi yaşamımıza egemen. Bu söylemler bizi dünyadaki sorunlu ülkeler kümesine yerleştirmiyor mu? Türkiye'den dünyaya barış, demokrasi, dayanışma ve başarı mesajları yansıyamaz mı? Sarkozy'ye yanıt Oysa KEİ tam da böyle bir Türk girişimi. Türk diplomasisinin, bölgesel işbirliği ve dayanışmaya öncelik veren bir başarısı. Türk dış politikasının çok boyutluluğun bir kanıtı ve Türkiye'nin Balkanlar'ı ve Kafkaslar'ı da içeren zengin tarihi ve kültürel kimliğinin ispatı. Aynı zamanda Türkiye'nin stratejik derinliğini Akdeniz'le sınırlamak isteyen yeni Fransa Cumhurbaşkanı'na da bir yanıt. Türkiye sırf Akdeniz'e sığmayacak kadar büyük, ama kimsenin toprağında gözü olmayan, etrafında barış, demokrasi, ekonomik işbirliği ve dayanışma ağları kurma hedefinden başka emelleri bulunmayan olumlu ve yapıcı bir ulus-devlet. KEİ'nin bilançosu Türkiye'nin 15 yıl önce bölgemizdeki Karadeniz işbirliği girişimi bu söylediklerimizin kanıtı. KEİ, o zaman Sovyetler Birliği'nin dağılması ve NATO ve Avrupa Birliği'nin nüfuzunun henüz Orta ve Doğu Avrupa'ya erişmemiş olduğu bir dönemde, bölgede doğan stratejik boşluğu doldurmak amacına yönelik olarak Türkiye tarafından ortaya atılan yapıcı, ama aynı zamanda gerçekçi bir adımdı. Dönemin istikrarsızlık ve belirsizliklerle dolu olan koşulları altında bölgeye barış ve işbirliği perspektifleri açan yaratıcı bir girişimdi. Bu niteliğiyle aslında bir nevi geçici karakter taşımakla beraber, birbirleriyle anlaşmazlık halinde olan birçok ülkeyi birlikte yaşamaya ve beraber çalışmaya alıştıran bir işbirliği platformu oluşturdu. Gerçekten de, aralarında derin anlaşmazlık bulunan, hatta bazen diplomatik ilişkileri dahi olmayan, örneğin Türkiye ile Ermenistan gibi, Azerbaycan'la Ermenistan gibi komşuları, birbirlerini tehdit olarak gören Rusya ile Ukrayna ve Gürcistan'la Rusya gibi ülkeleri aynı masa etrafında beraberce oturtmayı ve beraberce karar aldırmayı başardı. Bu başarının temel nedeni ise, zamanın Türk hükümetince örgütün yapılanmasının, ekonomik işbirliği ve dayanışmayla sınırlı tutulacak, hiçbir ülkenin nüfuzu altında olmayacak ve beraber yaşama ve çalışma arzusunu gösteren hiçbir bölge ülkesine kapalı bulunmayacak şekilde kurgulanmış olmasıydı. KEİ dolayısıyla, Karadeniz ve ona komşu bölgeler ülkeleri, Sovyetler Birliği'nin dağılım sürecinin siyasi şokunu daha kolaylıkla atlattı. Yeni bağımsızlığına kavuşan eski komünist ülkelerin ve Varşova Paktı üyelerinin bir bölümünün çoğulcu demokrasiye ve serbest pazar ekonomisine yumuşak inişle geçiş yapmalarına ve aralarındaki anlaşmazlıkların daha ciddi çatışmalara yol açmamasına katkıda bulundu. Karadeniz bölgesi, son 15 yılda KEİ sayesinde daha güvenli bir bölge oldu. Ancak KEİ hiçbir zaman Avrupa Birliği gibi ekonomik entegrasyon veya NATO gibi askeri entegrasyon hedefini taşımadı. Aksine bölge ülkelerinin Avrupa ve Atlantik toplumundaki yapılanmalarla bütünleşmelerine yardımcı olan, bu süreçleri kolaylaştıran bir işlev gördü. Aslında bugüne kadar yaşama başarısının temelinde hedeflerini erişilebilir mütevazı ölçüler içinde tutması yatmakta. NATO Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği: İlerleyen yıllarda Avrupa Birliği ve Atlantik İttifakı genişledi ve güçlendi. Bu iki dünya örgütünün yarattığı çekim gücü Romanya ve Bulgaristan gibi ülkelerin önceliklerini değiştirdi. Her ikisi de NATO'ya, Avrupa Konseyi'ne ve AB'ye üye oldu. Anılan iki ülkeye ilaveten, kendilerini tehdit altında gören Ukrayna ve Güney Kafkasya ülkeleri olan Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan da 'Barış için Ortaklık' şemaları çerçevesinde NATO ile ilişki kurdular. Aslında bu gelişmeler tarihin akışına uygun ve olumlu yönde oldu. Çünkü Orta ve Doğu Avrupa ve Batı Karadeniz bölgesi güvenlik, istikrar ve refaha kavuştu. Bölgenin büyük bir kısmının da payını aldığı bu istikrar ve refaha, KEİ de, yarattığı birliktelik, dostluk ve diyalog platformuyla ciddi katkılarda bulundu. Ama bölgenin şimdilik sadece batısında hissedilen bu güvenlik, refah ve istikrar ne yazık ki halen oldukça kırılgan ve birçok yeni riskleri ve tehditleri barındırıyor. Donmuş ihtilaflar Bölgede müzminleşmiş, hatta donmuş etnik ihtilaflar, sınır ve toprak anlaşmazlıkları var. TransDniester, Çeçenistan, Abhazya, Osetya, Acaristan, Yukarı Karabağ bunlardan sadece en göze batanları. Bu anlaşmazlıkların çözümsüz kalmaya devam etmesi bölgede gerginlikleri ve sıcak çatışma olasılıklarını her zaman gündemde tutmakta. Burada Rusya Federasyonu'nun varlığı Karadeniz ve etrafındaki geniş alana stratejik bir özellik kazandırıyor. Halen kendisi de yapısal dönüşüm içinde olan Rusya, tabii sırf Karadeniz'de değil, bizzat Avrupa kıtasında, hatta küresel düzlemde birçok bakımlardan tayin edici güç niteliğini sürdürmekte. Bunların başında enerji geliyor. Avrupa Birliği'nin bilhassa doğalgaz tedarikinde Rusya Federasyonu'na ciddi bağımlılığı var. Evet Rusya artık Soğuk Savaş yıllarında olduğu gibi dünya barışına bir tehdit olarak algılanmıyor. Artık ideoloji ihraç etmiyor. Şimdi ideoloji yerine enerji ihraç eden ve çevresiyle ve dünyayla daha fazla ticaret yapmaya önem veren ülke. Ama Avrupa Birliği'nin Rusya'ya doğalgaz alanındaki bu bağımlılığı, bazılarına göre, birliğin bölgeyi etkileme kapasitesini sekteye uğratıyor ve bölgenin istikrar ve güvenliğe kavuşma sürecini olumsuz etkiliyor. Enerji alanı, diğer taraftan, Türk-Rus ilişkilerinde hem yakın bir işbirliği yapılan, hem de bir rekabet içinde olunan yeni ve çok önemli bir boyut oluşturuyor. Rusya ile enerji rekabetimiz muhakkak ki sürecek. Ama Türkiye bu komşusunu artık bir tehdit olarak görmüyor. Avrupa'da istikrarın konsolidasyonu: Orta ve Doğu Avrupa'da bugün yaşanan istikrar ve güvenliğin konsolide edilmesi Karadeniz'in tamamının istikrar ve güvenliği sağlanamadan mümkün olamaz. Yukarıda bahsedilen ihtilafların bütün aktörleri Karadeniz ülkeleri. Hemen hepsi KEİ üyesi. Karadeniz bölgesinde çoğulcu demokrasi, açık toplum ve ekonomik refah sağlanamazsa, kendi ülkelerindeki kırılganlıkların üstesinden gelmelerinin zor olacağının bilincindeler. Montreux Karadeniz'de şimdi bir değil, üç kıyıdaş NATO üyesi var. Bu gelişme Türkiye'nin Karadeniz politikalarında Montreux Sözleşmesi'ne taraf olmayan Amerika boyutunu gündeme getirmekte. Montreux Antlaşması 1936'dan bu yana Boğazlar'dan geçişi güvenceye almakta. Karadeniz'de hem bölge ülkeleri arasında, hem de bölgeyle bölge dışı güçler arasında bir çatışma çıkmasına meydan vermeyerek mevcut istikrarın devamını sağlıyor. Bu nedenle sağladığı dengenin korunması küresel barış açısından önem taşımakta. Karadeniz artık merkez bölge Yukarıdaki karmaşık tablonun gösterdiği bir gerçek var: Karadeniz'in güvenlik, refah ve istikrarının kalıcı olarak sağlanabilmesi ancak Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne tam üyeliğiyle gerçekleşebilir. Çünkü ancak o zaman bölgede çoğulcu demokrasi ve temel özgürlüklerin ve serbest pazar ekonomisinin uygulama alanı tedricen ve hazmedilerek kuzeye ve doğuya doğru yaygınlaşabilir ve çevresini dönüştürücü etkisi altına alabilir. Karadeniz, uluslararası jeopolitik ve jeostratejik bakımlardan, bugün artık bir kanat bölge değil. Türkiye'nin de dahil bulunduğu bir merkez bölge olma niteliğine sahip. Sarkozy'nin siyasi miyopluğunu kanıtlayan ufuksuzluk tam da bu noktada kendini gösteriyor. Çünkü Türkiye'nin birlik içinde yer alması veya birlik dışında kalması bölgenin tüm ağırlık merkezinin, güvenli, istikrarlı ve müreffeh Orta ve Doğu Avrupa'ya doğru mu, yoksa nispeten güvensiz, yoksul ve istikrarsız Hazar Havzası ve ötesine doğru mu kaykılacağını tayin edecek. Bu gözlemler, Avrupa Birliği'nin geleceğini Akdeniz'in değil, geniş ölçüde Karadeniz bölgesindeki siyasi ve stratejik gelişmelerin belirleyeceğini kanıtlamakta. Yasadışı göç, insan kaçakçılığı, terör ve organize suçların tehdidine bu taraflardan maruz kalan Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri ile Baltık ülkeleri ve Nordikler bu gerçeğin farkında. KEİ güncelliğini koruyor Bu nedenlerle Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü'nün artık zamanını tamamladığı söylenemez. Hiç şüphesiz KEİ, bugünkü yapısıyla bütün bu gelişmelere yön verebilecek veya bu sorunları çözebilecek bir örgüt değil. Zaten görev talimatı böyle bir hedefe müsait değil. Bununla beraber, son yıllarda ürettiği somut projelerle geniş bir işbirliği zeminini ve siyasi alanda bunun yaratacağı katkıyı sağlama yolunda. Bunun en çarpıcı örneği nisan ayında Belgrad'da 12 ülkenin dışişleri bakanları tarafından imzalanan 'Çevre Otoyolu (Ring Highway)' projesi. 7 bin 500 kilometrelik bu otoyol, Karadeniz kıyı devletlerinin ve diğer KEİ ülkelerini birbirine bağlayacak ve bölgenin ticaret ve turizm potansiyelini ciddi boyutlarda arttıracak bir proje. Daha şimdiden bu projenin olumlu etkileri çerçevesinde birbirleriyle sorunları olan ülkeler dahi daha anlayışlı bir tutum içine girmiş görünüyorlar. KEİ ayrıca Karadeniz limanları arasında seyrüseferi kolaylaştırıcı bir mutabakat muhtırasının imzalanmasından, kamyon sürücülerinin vize işlemlerinin kolaylaştırılmasına kadar muhtelif alanlarda yürüttüğü çalışmalarla bu bölgede bir karşılıklı bağımlılık (interdependence) yaratma yolunda. Şu muhakkak ki, bu işlevini başarıyla yerine getirebilmesi ancak Avrupa Birliğinin de kendi yeni Karadeniz Politikasını ve iki yıl önceki 'Yakın Komşuluk Stratejisi'ni yeniden gözden geçirmesine ve bu politikalarını KEİ ile senkronize etme, yani uyumlaştırma basiretini göstermesine bağlı. Barış mantığından uzaklaşmayalım: Konuya Türkiye açısından bakıldığında, Türkiye'nin Karadeniz'in kendisine sağladığı olanakları değerlendirmesi ve risklerini hesaplaması gerekli. Ama bunun için Türk politikacılarının zaman ve enerjilerini biraz da dış dünyaya harcamaları lazım. Şimdi seçim vakti de olsa, dikkatlerini biraz da olumlu gündem vaat eden konular üzerinde yoğunlaştırmaları halinde çok boyutlu, geniş ufuklu, yaratıcı, yapıcı ve kapsayıcı politikalar üretebilirler. Türkiye, bölgemizde siyasi bakımdan istikrarlı, hukukun üstünlüğüne öncelik veren çoğulcu, laik ve demokratik bir anayasaya sahip, ekonomik bakımdan sosyal içerikli liberal, diplomatik bakımdan çevresinde barış ve işbirliği kuşağı kurmak isteyen, yurtta barış dünya'da barış ilkesine bağlı tek ülke. Son zamanlarda nedense bu niteliklerimizden bahsetmez olduk. Bunları konuşmadıkça kendimiz de unutmaya başlıyoruz. Barış mantığından uzaklaştıkça savaş mantığına kayıyoruz. Bu zemin kaymasının tehlikeleri ise açıklanmaya ihtiyaç göstermeyecek kadar meydanda. Türkiye kendi eseri olan Karadeniz Ekonomik İşbirliği'nin kurucu mantığına ne kadar çabuk avdet ederse, içinde bulunduğu gerginlik ve krizden o kadar çabuk kurtulur. İşte bir kaç hafta sonra örgütün, İstanbul'da uluslararası törenlerle kutlanacak 15. kuruluş yıl dönümünün bu kapsamda ve bu anlayışla değerlendirilmesi gerekiyor. Özdem Sanberk: Emekli büyükelçi Murat Sungar: KEİ Genel Sekreter Yardımcısı, bir önceki AB Genel Sekreteri, büyükelçi
|