spacer
10/01/2009 02:35
TURKRUS.COM :: ana sayfa ::

HAKKIMIZDA REKLAMLARINIZ FORUM SARI SAYFALAR LİNKLER FOTO İLETİŞİM E-MAİL Siteyi Kaydet! ARKADAŞINA ÖNER
spacer

Son Eklenenler
spacer
Hayat ve Kader'in Hikayesi
Köşe Bucak Yazılar - Sarper ÇINAR
Son dönemde çok rastlamışsınızdır "Türkler Moskova'yı fethediyor" veya "Fırsatlar ülkesi Rusya" başlıklı yazılara. Türkiye'de Rusya ile ilgili yaratılan bu imajin, insanları derinden etkilediğine bizzat şahit oldum.

En azından  yakınımdaki eş, dost, akraba eşrafından.. Bi de üstüne üstlük her akşam ana haber bültenlerinde "Rus güzeller Antalya'yı fethetti", "Kuzey'in güzelleri Palandöken'de kar üzerinde bikiniyle güneşlendi" tarzı eğlencelik haberleri de seyredince "E bi de biz şunların memleketini fethetsek" diyesi geliyor insanin gerçekten de.. Ve cengaverlerimiz çıkıyorlar fetihe.. İşin ilginç yanı her sosyal statüden cengaverimiz mevcut. Bu seferki amaç Karadeniz'i yeniden Türk gölü haline getirmek değil. Direk kalbinden vurmaya çıkıyorlar yola, Türk'ün gücünü Moskova'ya göstermeye!! Evet çıkılan bu yolda yaşanan birkaç hikayeyi sizlerle paylaşmak istedim. Heralde birileri bizimkilere "gazaniz mübarek olsun" demeyi unutmuş..

Hayat yasanir mi yoksa insan kaderini mi cizer?

İki kardeş vardı isimleri lazım değil. Ben onları Kader ve Hayat olarak adlandırıyorum. İnsan ömrünün en güzel dönemindeydiler. Anadolunun mütevazi şehirlerinden birinde yaşıyor, günlerini mahalle kahvesinde okeye dört arayarak ve "kimin hanesinde kaç hatun var" muhabbeti yaparak geçiriyorlardı. Onların şehrine de kuzey komşumuz, hani şu hurilerin yaşadığı memleketten birkaç olağanüstü yaratık gelmişti. Niyeyse hepsinin ismi aynıydı. Hem zaten mühim olan isimleri değildi ki..

Yine bir gün kahvede oturuyorlar, masanın üzerinde ıstakalar yan yatmış, taşlar dağınık.. Kader, Hayat ve bir arkadaşları yine malum mevzuda. "Oluum bana bir arkadaş anlattı, onun bi arkadaşı gitmiş, dörtyolun ordaki otel var yaa.." diye başlayan cümle detaylarla devam ediyor. Bizimkiler kafalarında binbir fantezi pür dikkat anlatılanları dinliyor. Bi ara Kader isyan ediyor " eee yeter olum milletin kırdığı fındıkları biz mevzu ediyoruz, hadi dördü bulun da taşlar küsmesin." Tam o sırada mahallenin bıçkın delikanlılarından Faruk kapıda beliriyor. Lakabı da "Çapkın". "Nerdesin olm yaa? Hadi dizin taşları, kahvecii çaay çeek!" Faruk sigarasını yakmış, oltu taşlı tespihini şıkırdatıyor. Bugün herzamankinden farklı bir şıklık var, kolonya şişesini de üstüne boşaltmış. "dizsene oolum" diyor Hayat. "Bırakın şimdi taşı maşı, yarım saat sonra kaçacam ben" diye yanıtlıyor Faruk ve anlatmaya başlıyor: "Dört yolun ordaki otel var yaa.. İşte orda üç tane varmış, bizim bi abimiz referans verdi, yarım saat sonra randevüm var". Bizimkiler heyecanlı "günahı ne bu işin?" "bilmiyorum Adnan abi tezkere hediyesi dedi". Kader yine isyanda: Ne olursa olsun bize ne! Sigara parasını zor buluyoruz! Faruk kalktı, sırıtarak; "Ben gidiyorum. Hadi kalkın sizde en azından görürsünüz." Erkekliğin şanındandır, havası olsun. Kimse görmezse neye yarardı ki zaten, canlı şahit lazım. Bizimkiler hep beraber otelin yolunu tuttu. Lobide beklemeleri gerekiyordu. Adnan abi öyle söylemişti. Çok geçmeden Adnan abi bizimkilerde ilk defa kadın görüyorlarmış hissi uyandıracak iki bayanla geldi. Faruk kalktı, bıyık altından kinayeli bir tavırla; " Ben kaçtım, ayıp olmasın, akşam kahvede görüşürüz, dördü boş tutun haa". Bizimkileri derin bir keder aldı. "hizmet bedeli"ni bulup buluşturup gelseler de nereye kadardı? Zaten borç gırtlakta.

Arkadaşları yine anlatmaya başladı: "Var yaa, bu ne ki..Bizim Ahmet'in abisi bunların memleketinde çalışıyo, o anlatmış. Zaten buraya gelenler en çirkinleriymiş, oradakileri düşünsenize. Bi şişe votkaya, bı paket sigaraya bağlıyomuşsun işi.." Bizim iki kafadarın zihinlerinde hemen ampuller yandı! Gitmek lazımdı bu Rusya'ya. Hem iyi para kazanılır, hatunlar da cabası. Hayat destekledi; "Olm zaten orda adam gibi erkek de yokmuş, hepsi sarhoş, biz bi de esmeriz acaip rağbet görürüz haa" espriler gülüşmelerle devam etti..

Ahmet'in abisiyle baglantiya gecmek gerekiyordu. Ama nasil bulacaklardi? Adam gideli 3 yil olmuş. Birinci yılın sonunda bir kez gelmiş, milletin agzina bir parmak bal çalmiş ve gidiş o gidiş. Eski bıraktığı telefonda da ulaşmak mümkün değil. Ailesini, karısını, çocuklarını da aramıyormuş. Orada bir Rus'la yaşıyormuş söylentilere göre. Zaten gelirse de o mahalleyle işi olmazmış. Başka bir yol bulmak lazımdı. Çok geçmeden üç beş gün sonra üst komşularına İstanbul'dan misafirleri gelir. Okumuş çocuk mühendis. Üniversitede tanıştığı nişanlısına deliler gibi aşık. Bir yıl çalışıp para biriktirmek amacıyla bir inşaat firması aracılığıyla Moskova'ya gitmiş. Dönünce evleneceklermiş. Her ne hikmetse onunda Moskova'da dördüncü yılı. Üçüncü evliliği ve herbirinden birer çocuğu var. Uğruna para biriktirmek için gittiği nişanlısı nerede derseniz, onu zaten oda bilmiyor.

Bizimkilerin fırsat ayağına gelmişti. Bu çocuk onlara Moskova'da bir iş ayarlamalıydı. Ne iş olsa yaparlardı. Kalıp, boya ,sıva. Hayat bir ara düşündü. Rusya'ya giden iki kişinin hikayesini dinlemişti. Ve bu işte bir gariplik vardı. Sonra kendi kendine yine karara vardı. " Neyse canım biz evli değiliz barklı değiliz. Hayatımızı yaşarız hem para da kazanırız." Gerçektende gelen mühendisin çalıştığı firmaya,yeni açılacak şantiye için işçi,usta alınacaktı. Ama onları orada fazla umutlandırmadı. Ben size haber gönderirim diye açık kapı bırakmıştı. Bizimkiler umutluydu, genç mühendise güveniyorlardı. Ve çok geçmeden bekledikleri haber geldi. Mühendis çocuk işi ayarlamıştı. Bir adres vermiş, "Hemen pasaportlarını oraya göndersinler, vize alınacak" diye haber bırakmış. Bizimkiler işe koyuldular. Tabii önce pasaport çıkartmak lazımdı...

Üç hafta sonra pasaportları vizeleri alınmış olarak gönderdikleri adresten geri geldi. Biletleri de aldıkları zarfın içindeydi. Ama o da ne? Uçak İstanbul'dan kalkıyor. Neyse bu vesileyle İstanbul'u da görmüş olacaklardı. E tabii Moskova dünya metropolü,yutar adamı. Gitmeden önce bi İstanbul görmek en azından tecrübe olacaktı bizimkilere. Hayat ile Kader  Moskova'ya gitmelerinden bir gün önce İstanbuldalar. Günü güzel bir  şehir turuyla geçiriyorlar. Sultanahmet, Taksim, Bebek... artık bizimkiler büyük şehre alışık. Moskova onlara vız gelir... 

Evet Moskova günleri hızlı başlar. İşi tanımak insanlarla kaynaşmak derken birinci ayı devirirler. Akşamları koğuşlarda sıkı okey, batak, poker partileri dönmektedir. Bizimkilerin ihtisası okey üzerine... Mesai bitmiş,yemekler yenmiş, tıraşlar olunmuş. Artık kolonya olur mu? En kralından after shaveler sürülmüş. O gün fazla mesaiye kalan arkadaşlar Murat'ı bekliyorlar. Canlarina tak etmişti,neredeyse ikinci ayı dolduracaklar, hala şantiye ve yatakhanelerden ibaretti Moskova onlar için. E neredeydi bu huriler? Halbuki onlar daha geldiklerinin haftasında her ihtimale karşı bir şişe votka ve bir paket sigarayı dolaplarının en sağlam köşesine zulalamışlardı. İşte gün bu gündü. Murat o gün onlara kaldıkları muhitte güzel bir bar olduğunu anlatmış, oraya genelde Türklerin gittiğini, bu Rus kızlarının da biz Türklere hasta olduğu için özellikle şehrin her yerinden oraya geldiklerini söylemişti. Ama ilk defa Moskova gece aleminde milli olacaklar ya; tecrübeli birinin nezaretinde çıkmak lazımdı. Adettendir tüm hesaplarda işin erbabındadır. İşte Muratta geldi!

Bizimkiler barda ufaktan takılıyo. Hepsi birbirinden güzel hatunlar pistte tüm hünerlerini sergiliyor. Hepsi birbirinden güzel derken askerliğini yapanlar bilir, hani ilk çarşı iznine çıktığınızda dişi sinek görseniz... İşte o misal.

Hani bu milletin kadın kısmısı bize hasta ya, hani o barda bizimkilerin gittiği bar olarak ünlenmiş ya işte o yüzden bütün güzellikler orada toplanmış. Hiçbirinin kötü bir amacı yok, hepsi temiz iyi aile kızı. Zaten kapıda sabaha kadar nöbet tutan polis arabası da bizimkileri karakola götürürüz diye korkutup ceplerini boşaltmak için değil onların can güvenliğini sağlamak için orda. Herşey dört dörtlük.....

Günün geceyi aydınlatmasına az kalmıştı, bizimkiler dahil mekandaki herkesin kafası bir milyon. Ama hala tık yok. Hayat bir ara sıkılır gibi oluyor. "Hadi kaçalım yarın yine geliriz. Hem ertesi gün tatil" Kader zaten ayakta durmakta zorlanıyor. "Şu sigarayı içiyimde gideriz" Çıkışta paltoları alırken Kader'in pistte gözüne kestirdigi afetlerden biri yanaşıyor,yanında da kendi kaleminden bir tane daha var. Belli ki onlarda çıkıyor. İşte Murat bu noktada kendini göstermeliydi.Tüm girişkenliği ve muhteşem rusçasıyla "privet, kadila" demişti bile..Üstelik yarın şantiyede gecenin kritiği yapılacaktı, çocuklara ekmek yediremeden dönerse Murat milletin yüzüne nasıl bakardı..

Murat kızları benzersiz rusçasıyla bağlamıştı. Arada konuşurkrn bizimkileri işaret ediyor, kızların kafası bizimkilere dönünce bizimkiler de kaşları çatıp üç numaralı "vurucu" bakışı atıyolardı. On dakika kadar süren muhabbetin ardından Murat bizimkilerin yanına geldi "Hakkımı nasıl ödersiniz artık bilmem, şu benim evin anahtarını alın, taksiye ben yolu tarif edicem". Bizimkilere herşey rüya gibi geliyodu.Geceleri zaferle sonuçlanmıştı.Sabah hiç uyumadan mesaiye geldiler. Göğüsleri gururdan kabarık.. Evet Moskova Türk ün gücünü görmüştü, fethetmeye başlamışlardı artık.

Gün içinde tabii gecenin kritiği yapılıyor. Murat hepsinden daha muzaffer. Kader araya sıkıştırıyor "Abi bu ev işi şartmış, senin çevren var bize de ayarlasana" Murat hemen çözüm getiriyor "Ya kira bana zaten ağır geliyo, beş aydır çoluk çocuğa para gönderemedim, ben evi size devrediyim olsun bitsin".

Artık Moskova'da evleri de vardı. Kimse bizimkileri tutamazı. İki hafta sonra Hayat'ın doğum günüydü. Duymuştular ki; Moskova'da evde doğum günü partisi vermek iyi ayaktı. Yine Murat ve tecrübeli birkaç arkadaşları aracılığıyla doğum gününe hatun kısmından bikaç tane "türk hayranı" çağırmışlardı. Hayat pek alışık olmasa da o gece içmeliydi ne de olsa 27 yaşında ilk defa doğum günü kutluyordu. Kader zaten alkolizm belirtisi ilk kadehte zum.

Birazdan gün ağaracak, bu geceyi bu kadar sakin noktalamak olmazdı. O güne kadar gördükleri ya da kendi hayal güçlerinin eseri ne kadar cinsel fantazi varsa uygulamak lazımdı. Alt komşu işe gitmek için uyanmış, kahvaltısını ediyordu. Yukarıda yolunda gitmeyen birşeyler vardı. Çığlıklar, kırılan bardak sesleri onu polisi aramaya mecbur bırakmıştı. Çok geçmeden ekip arabası evin önünde belirdi.

Sesler kısmen azalmıştı. Kadın çığlıkları susmuş, yerini iki erkeğin kavga eder tonda bağrışları almıştı. Uzun uğraşlardan sonra polisler kapıyı kırıp içeri girdiklerinde zaten kızlardan biri yaşamıyor, diğeri de yarı baygın yerde yatıyordu.

İçeride olanları ben anlatmıcam, sadece hayal gücünüzün sınırlarını zorlayın!!

İkisi de orada tutuklanıyor. Mahkemeler sonuclandığında Hayat 24 yıl hapse mahkum oluyor. Kader çaresiz kardeşini kurtarmak için bir yol ararken(çünkü yine daha önce biryerlerde duymuştu ki;Rusya'da herşey parayla çözülüyomuş)soruşturmalar sırasında yapılan kan testlerinin sonucu ona ulaştırılıyor. Doğal olarak kendisi rapordan bişey anlayamadığı için türkçe bilen hemşireye gidiyor.. Hemşire nasıl söyleyeceğini bilemiyor "HIV virüsü pozitif çıkmış". Kader anlamsız şekilde hemşireye bakıyor, hemşire derin bir soluk çekip " Yani sen aıds sin".. Bir anda tüm Rusya macerası gözlerinin önünden şerit olup geçiyor " Arkadaşlarının anlattıklarıyla başlayan, Faruk, Adnan abi'nin hedıyesi, mühendis çocuk..". Artık dizlerinde vücudunu taşıyacak derman kalmamıştı,oraya yığılıp kaldı...

Hayat ve Kader'in hikayesiydi. Ama hikayeyi yazan ne "hayat" ne de "kader".

 
spacer

Run Search Request
Döviz
Anket
2008 yılı sizin açınızdan nasıl geçti?
 

spacer

© 2009 Turkrus.com

:: © TurkRus.com :: Sitede yer alan yazıların her türlü yayın hakkı TurkRus.com'a aittir. Yazılı izin olmaksızın, kaynak belirtilerek dahi kullanılamaz.