|
Refet Kayakıran, Rusya'daki en eski turizmcilerimizin başında geliyor. Kayakıran, Rusya'yı "akvaryum hayatı" gibi yaşamayan, aksine hayatın tam ortasında, hayatın renklerine bulanarak yaşayan ve keskin gözlemlerini sık sık keyifli yazılarla kağıda döken bir isim. Turizmgazetesi.Com'daki köşesinde yayınlanan son yazısında, Türkiye ile Rusya arasındaki bir farklılığın altını çiziyor. "Bakar mısınız?" ve "Söyler misiniz?" diyenlerin farkını irdeliyor. "Hem bakar mısın diye seslenip hem de ‘’Ne bakıyon ulan’’ cinayetlerinden yılda 20-30 kişinin telef olmasıdır, konumuzun temeli" diyor. İşte Refet Kayakıran'ın güldüren, düşündüren ve bir kez daha düşündüren yazısı:
http://www.turizmgazetesi.com/articles/article.aspx?id=36495 BAKAR MISINIZ? SÖYLER MİSİNİZ? Bakar mısınız? Bakar mısın kardeşim? Teyze, bakar mısın? Amca, Dayı, Abi, Oğlum, vs… bakar mısın? Oysa, isteğimiz bir şey sormak, bir şey söylemektir tanımadığımız kişiye… Hem akraba yaparız kişiyi hem de nedense bakılsın isteriz . Soracağın alt tarafı bir adres… Noluyor öyle Bakmak, abicim, oğlum, teyzem gibi ailesel durumlar? Oysa, Söyler misiniz? Söyler misin Kız, Kadın, Genç Erkek, Adam der Ruslar. Bakar mısınız değil, ‘’Söyler misiniz’’ der Ruslar ve yaşa, cinsiyete bağlı sıfatla seslenirler. Kimse kimsenin abisi, teyzesi, amcası, oğlu değildir. Hala ‘’Genç Adam’’ gözükebildiğim yaşlarda geldiğim Moskova’da şimdi orta yaşlı ‘’Adam’’ sıfatına yükseldim. Çünkü ‘’Malodoy Çelevek’’ olan ‘’Genç Adam’’ yani Türkçe Kardeşim veya Abicimden, ‘’Muşina’’ olan ‘’Adam’’, yani Türkçe Amca sıfatını yapıştırıverdi bakkal, manav. Arada bir Genç Adam diyen de çıktığı gibi, bir üst ‘’Deduşka’’ yani tam ‘’Dede’ olmama da daha var sanırım çok şükür. Ama kadınların ‘’Babuşka’’ ünvanı, bir asalet timsali gibi tüm ninelerce şerefle taşınır. Bizdeki büyük aile, göçebe kabile, veya aşiret düzeninden galat olsa gerek, dünyadaki en özgün ve bol aile-hısım sıfatları, kalabalık yurtta başka türlü ayrılamayacağından, ‘’Hoop baksana anacım, babacım, abi, abla, amca, dayı, yenge, enişte, vs…’’ sıfatları başlı başına bir dünya rekoru olsa gerektir. Yani kalabalık aile obasında, hangi Ayşe olduğunu anlatana kadar, ‘’eltime gidiyom’’ diyerek bir çırpıda anlaşmanın kolaylığı ile, ‘’dünürler geliyor’’ pratikliği başlı başına bir dil yaratıcılığı olsa gerektir, emsali hiçbir dilde olmayan. Ama bu sıfatlar bir kenara; hem bakar mısın diye seslenip hem de ‘’Ne bakıyon ulan’’ cinayetlerinden yılda 20-30 kişinin telef olmasıdır, konumuzun temeli. Moskova Mayıs 35 dereceyle rekor kırarken, soyundu hepsi kadınların ve çırılçıplağa bir adım kala geziyorlar sokaklarda. Kimse kimseye de dönüp bakmıyor… Benden başka… Neden bakıyorum! Neden biz hep bakarız! Bakar mısın diye seslendiğimiz için mi? Biz hep bakarız birbirimize. Neden bakarız? Süzeriz… Konuşmayız ama öyle bakarız, keseriz… Burada kesme, kesişme yok. Konuşma var. Konuş ve anlaş. Bu kadar basit… Bakışların anlamı yok. Baktığın zaman acaba bir gariplik mi var diye hisseder, bakılan burada. Bakılan olmak rahatsızlık verir burada. Bakar mısın deme, Bakma… Konuş, sor ve söyle derdini, isteğini, arzunu… Bakmayacaksın kimseye. Yanından çıplak geçene bakmayacaksın ki, rahatsız olmasın… Bakışınla onun özgürlük alanına girme. Ben baktıkça, o örtünüyor. Bakmazsam örtünmeyecek. Örtünen Ruslar var Antalya’da yaşayan. Neden herkes bakıyor diyorlar. Örtününce bakmıyorlar, rahat ediyorum diyorlar. Biz bakıyoruz. Biz kadın-erkek hepimiz birbirimize bakıyoruz. Neden bakıyoruz? Süzüyoruz, kesiyoruz? Söyleyemediğimiz, konuşamadığımız için mi acaba? Yoksa okumadığımız için mi? Okumaya, okumaya, konuşamıyor ve ancak bakıyoruz… Oku diye başlayan kitaba rağmen. Üstelik, satır arasındaki örtünmeyi bir numaralı hayat felsefesi yapıp, girişteki OKU’yu yok saymacasına. Okursan, ‘’Bakma’’ emrinin daha etkin olduğunu görecek ve örtünmeye gerek kalmayacak.
|