|
Sosyal demokrat eğilimi ile bilinen İngiliz The Guardian gazetesinde Neil Clark imzasıyla yayınlanan yazıda, Bush yönetiminin Kosova politikası eleştirildi ve Rusya öne çıkarıldı. Yazar, "İnsanlığın barışı ve ilerlemesi adına en büyük umudun ABD heyulasının geriletilmesinde yattığına inananlar için, Kosova meselesinde Rus ayısının tavrını koyması şart" diyor. İşte yazının Radikal'de çevirisi yayınlanan tam metni:
Bush'un Kosova'dan istediği ne?
Neil Clark Başka söze ne hacet! Bu hafta sonu İtalya Başbakanı Romano Prodi'yle yaptığı görüşmenin ardından ABD Başkanı Bush, Kosova'nın bağımsızlığı meselesini 'bir hale yola koyma' vaktinin geldiğini ilan ediverdi. Diğer bir deyişle, Kosova BM Güvenlik Konseyi onay vermese bile bağımsız olmalı. İmparator konuştuğuna göre, Sırbistan'ın bu ihtilaflı bölgesinin geleceğini tartışmanın gereği kaldı mı? Evet kaldı. Mesele, sadece Sırbistan'dan ulusal tarihinin beşiğini yasadışı biçimde gasp etmek ve 1999'dan beri yaklaşık 200 bin Sırp, Çingene, Türk ve diğer Arnavut olmayan insanın bölgeden kaçması veya sürülmesinin sorumlusu eski Kosova Kurtuluş Ordusu üyelerinin şiddet kampanyasının ödüllendirilmesi değil. Ortada bir de şu mesele var: Tehlikeli ve küresel yasallığa sahip olmayan bir devletin, yani George W. Bush'un ABD'sinin, dünya haritasını gönlüne göre yeniden çizme hakkı var mı yok mu? Bağımsızlık ırkçılık sorununu çözmez Bush Kosova'nın 'bağımsızlığı' için bastırıyor ve kelimenin tırnak içine alınması gerekiyor, zira ABD'nin zihnindeki Kosova, Irak veya Afganistan'dan daha 'bağımsız' olacak falan değil. Washington'ın Kosova konusundaki tavrını, Gürcistan ve Moldova gibi Rus yanlısı ayrılmış bölgelere yönelik tavrıyla bir kıyaslayın; ilkinin bağımsızlığı desteklenirken, son ikisinin devlet iddiaları sürekli reddediliyor. Zira Bush 'Batı'nın stratejik konsepti' denen bir sürecin son aşamasını inşa ediyor, yani tam bağımsız ve askeri açıdan güçlü bir Yugoslavya'nın yıkılması, onun yerine bir dizi zayıf ve bölünmüş Dünya Bankası-NATO vilayetinin konulması. Birçokları Kosova'nın bağımsızlığını kendi kaderini tayin hakkı gibi gayet basit bir temelde destekleyecektir: Kosovalıların yüzde 90'ına yakını Sırbistan'dan ayrılmayı istiyor. Fakat Kosova o kadar basit bir vaka değil. Bölgenin son dönem tarihi göz önüne alındığında, Arnavut olmayan nüfusun azınlık hakları da esaslı bir kaygı sebebi. Ve Azınlık Hakları Grubu'nun şu değerlendirmesi pek de umut vermiyor: "Avrupa'da azınlıkların sadece etnik aidiyetleri nedeniyle bu kadar yüksek düzeyde saldırıya ve hakarete uğradığı bir başka bölge bulmak zordur... Bölge yakın gelecekte yüksek bir etnik temizlik, hatta soykırım riski barındırıyor." Dahası Balkanlar'da bir başka yeni devlet yaratmanın bölgeyi daha da istikrarsızlaştıracağını görmemek için saf olmak gerek. Askeri düşmanlıkların 2001'den beri sürdüğü Karadağ ve Makedonya'daki Arnavut ayrılıkçılar da bundan cesaret alacak. Sırbistan daha da parçalanacak: Güneydeki Arnavutlar da yeni bir Kosova'ya katılmaya istekli; Voyvodina'daki Macarların kendi kaderini tayin talepleri de muhtemelen artacak. Washington bu parçalanmadan kaygı duymak şöyle dursun, bunu teşvik ediyor. Kosova'yı Belgrad'ın doğrudan kontrolünden 'kurtarmak', Yugoslavya'dan geri kalan topraklara yönelik 1999 bombardımanıyla başarıldı ve bu, ABD şirketlerine kamu varlıklarının özelleştirilmesi şeklinde zaten büyük kârlar sağladı. Daha da önemlisi, Camp Bondsteel'in, yani ABD'nin Vietnam savaşından beri sahip olduğu en büyük 'avantajlı' askeri üssünün inşasını mümkün kıldı; bu üs trans-Balkan Ambo boru hattının güzergâhı üzerinde ve Batı'nın Hazar Denizi petrol kaynaklarının kontrolünü güvence altına alıyor. Kosova'daki NATO operasyonu sırasında tutuklananların bulunduğu bir gözaltı merkezi işlevi de gören üs, Kasım 2005'teki ziyaretinin ardından Avrupa Konseyi'nin insan hakları temsilcisi Alvaro Gil-Robles tarafından 'Guantanamo'nun daha küçük bir versiyonu' diye nitelenmişti. ABD'nin bölgedeki hegemonyasını güvence altına almak için Kosova'nın, Rusya'yla güçlü tarihsel bağları ve imparatorlukların taleplerine hiç boyun eğmemiş bir ülke olan Sırbistan'dan tümüyle ve kalıcı biçimde koparılması gerekiyor. Putin neyse ki dönüyor! Soğuk Savaş'ın sona ermesinden beri Rusya ABD'nin kendisini askeri üslerle kuşatmasına ve seçim sürecine burnunu sokup kendi çıkarına hizmet edecek hükümetleri iktidara taşımasına göz yumdu. Fakat dalga tersine dönüyor. ABD'nin Belarus'ta bir başka 'renk kodlu' devrim sahneleme teşebbüsü geçen yıl geri tepti ve petrol gelirleriyle etkisini tekrar güçlendirip ayağa kalkan Rusya Amerikan imparatorluğunun doğuya ilerleyişine meydan okuyor. Geçen haftaki G8 zirvesinde Başkan Putin, Sırbistan'a desteğini ve Kosova'nın 'bağımsızlığına' karşı çıktığını yineledi. Sözünün arkasında duracağını umalım. İnsanlığın barışı ve ilerlemesi adına en büyük umudun ABD heyulasının geriletilmesinde yattığına inananlar için, Kosova meselesinde Rus ayısının tavrını koyması şart. (13 Haziran 2007)
|