|
İran'a ABD müdahalesinin gündemde olduğu bir dönemde, Rusya'nın Arap dünyasına verdiği destekten rahatsız olan İsrail'den enerji hatları ile ilgili ilginç bir yorum medyaya yansıdı. İsrail'in önemli "thinktank" kuruluşlarından Reut Enstitüsünun Başkanı Jonathan Adiri'nin yazdığı "Türkiye'nin Enerji Koridoru İmdada mı Yetişiyor" başlıklı yazıda, Rusya-Türkiye dengesi öne çıklarıldı ve "AB'den ABD'ye ve İsrail'e kadar tüm uluslararası taraflar, Türkiye'ye enerji projesini güçlendirecek ve Doğu'ya dönmekten vazgeçirecek bir siyasi-ekonomik paket sunmak zorunda" denildi. İşte AA'nın geçtiği haber:
İsrail'deki ibranice yayımlanan gazetelerden Yediot Ahronot'ta Yayımlanan değerlendirmede, projenin mevcut Rus-İran ittifakını baltalayabileceği de kaydedildi. Bugüne kadar uluslararası toplumun, Türkiye ile "Kürt ayrılıkçılığı, AB Ile bütünleşme ve sahip olduğu önemli bölgesel rolün tanınması" konularında Türkiye ile yakınlaşmayı başaramadığı ifade edilen yazıda, "AB'den ABD'ye ve (temel olarak İran'la ilişkili olarak) İsrail'e kadar kartlarını Türkiye üzerine oynamış uluslararası taraflar, Türkiye'ye, enerji şebekesini güçlendirecek ve Doğu'ya dönmekten vazgeçirecek bir siyasi-ekonomik paket sunmak zorundalar. Çünkü bu yön değiştirme için ödenecek bedel giderek ağırlaşıyor" denildi. İsrail'in önemli thinktank kuruluşlarından Reut Enstitüsünun Başkanı Jonathan Adiri tarafından kaleme alınan "Türkiye'nin Enerji Şebekesi (Koridoru) İmdada mı Yetişiyor" başlıklı yazıda, "Uluslararası toplum doğusundan izleyedursun, İran'ın batı sınırı, özellikle enerji alanında çok büyük değişimler geçiriyor. Bu gelişmeler, uluslararası topluma İran'a karşı kozlar sağlayacak önemli bir stratejik değişime yol açabilir. Ancak, uluslararası toplum kararsız tutumunu sürdürecek olursa, Türkiye'den olası bir doğuya dönüş, global güvenliği olumsuz etkileyebilir" denildi. Yazının "Ilık Savaş" başlığı altındaki bölümünde, mevcut İran-Rusya ittifakının bir değerlendirmesi yapıldı. Bu konuda şöyle denildi: "Putin elindeki kartları açmış bulunuyor. Dünya medyası Rusya Devlet Başkanı'nın saldırgan "Münih Konuşmasını" aktarmakla meşgulken, pek az kişi Rusya'da artık egemen olan tezi, sözünü sakınmadan dile getirdiğini farketti: Sovyetler Birliği Soğuk Savaş'ı kaybetmemiş, kendi isteğiyle sona erdirmişti. Bu söylem, 21. yüzyılda Rus dış politikasına kaynaklık eden, ülkenin kendi kimliği konusundaki algısını da yansıtıyor: İktidar yapısını akıllı bir biçimde yeniden belirleyen ve dünyada sahip olduğu önemli rolü yeniden ele geçirmeye başlayan bir büyük devlet. Bu bağlamda yenilenen Rus ulusal güvenlik politikası iki ana temel Üzerine oturuyor: diplomasi ve enerji. Rusya'nın diplomatik gücü, Asya ve Afrika'da birbiriyle iç içe geniş bir stratejik ilişkiler sistemi üzerine oturuyor. Dahası, Rusya Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde veto yetkisini de elinde bulunduruyor. Enerji cephesindeyse Rusya gücünü sahip olduğu üç kaynaktan alıyor: Dünyanın en büyük doğal gaz rezervleri; aktif bir üretim hattı; petrol Kaynakları ve nükleer alandaki uzmanlığı." Günümüzde Avrupa Birliğinin kullandığı doğal gazın yüzde 35'inin Rusya'dan geldiğine işaret edilen yazıda, daha sonra şu görüşlere yer verildi: "AB ekonomisinin lokomotifi olan Almanya, tüketiminin yüzde 79'unu karşılayan Rus doğal gazına muhtaç. Bu durum, Putin'e enerjiyi diplomatik bir silah olarak kullanma olanağı sağlıyor. Tıpkı 2006 yılbaşı arefesinde Ukrayna'da patlak veren enerji krizinde olduğu gibi. Moskova ve Brüksel arasında bir söz düellosuna yol açan bu kriz, Rusya'nın zaferiyle sonuçlanmakla kalmadı, sonraki krizlere de model oluşturdu. En yeni kurbansa Belarus. Iran'ın nükleer ihtişama giden güvenli yolunun bekçisi, Rusya'nın Diplomatik şemsiyesi. Bu şemsiyeyse, İran ile Rusya arasındaki bir anlaşmanın ürünü. Bu anlaşmaya göre İran, İslam devrimini Rusya'nın Şii ağırlıklı ve enerji zengini arka bahçesine, Kafkaslara ihraç etmekten vazgeçiyor. Buna karşılık, bölgede "Çeçen senaryosu"nun giderek gelişmesinin olası sonuçlarından endişe duyan Moskova ise İran'a diplomatik destek sağlıyor." Anlaşmanın öteki yansımaları arasında, Rusya ve İran arasındaki Hareketli silah ticaretinin yer aldığı ifade edilen yazıda, "Son günlerde Rusya Savunma Bakanı'nın, İran'ın ülkesinden satın aldığı hava savunma sistemlerinin olası bir Amerikan-İsrail saldırısını felce uğratacağı yolundaki açıklamaları, bu çerçevede değerlendirilmeli. Anlaşma ayrıca Buşehr'deki nükleer enerji santralini ve Rusya-Çin-İran üçgeninde müslüman ağırlıklı bölgelerde İran'ın etkin rolünü de kapsıyor" denildi. -TÜRKİYE'NİN ENERJİ BAŞARISI 2006 Temmuz'unda, Türkiye'nin "Şebeke" (Enerji koridoru projesi) olarak da adlandırılan iddialı enerji projesinin ilk aşamasının (BTC hattı) Tamamlanmasına tanıklık edildiğine vurgu yapılan yazıda, "Elektrik enerjisi alanındaki araştırmacı ve politika belirleyicilerine göre, şebeke (proje) tamamlandığında Türkiye, bir enerji iletim merkezi olarak yerini güvence altına almış olacak" denildi ve şöyle devam edildi: "Türkiye'nin bu çabalarını güçlendirmek, Kafkasya'nın enerji kaynakları üzerindeki Rus-İran etkinliğini zayıflatabilir, her iki ülkenin ulusal güvenlik hedefleriyle ilgili olarak karşılıklı gerginlikler yaratabilir ve sonuçta tarafları anlaşmalarını yeniden gözden geçirmeye itebilir. Bakü-Ceyhan Doğal Gaz Boru Hattı, Kafkasya'nın enerji rezervlerinin sahneye atılması bakımından büyük potansiyel taşıyor. Rusya'nın, gemilerle deniz yoluyla ya da tankerlerle karayolundan taşınması için tehlikeli ve pahalı sıvılaştırma işlemine hiç girişmeden doğal gazı boru hatlarıyla iletmek için geliştirdiği tekel, yavaş yavaş kıyısından köşesinden çatlamaya başladı bile. Bakü-Ceyhan hattına doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının, bu ufak Tefek çatlakları genel bir eğilime dönüştüreceği ifade edilen değerlendirmede, daha sonra şöyle denildi: "Dahası Moskova'nın Kafkasya'daki egemenliğini sağlayan ve bölgenin Batı'ya erişim için Rusya'ya olan coğrafi bağımlılığından güç alan demir yumruğu da zayıflayabilir. Çünkü Türkiye mevcut temposunu korur ve Şebeke'yi 2010 yılına kadar bitirirse, doğal gaz tüketim talebi, Avrupa'nın talebiyle yarışır hale gelecektir." -"TÜRKİYE'NİN TALEPLERİNE KARŞILIK VERİLMELİ" Yazının son bölümünde ise uluslararası toplumun Türkiye'nin beklentilerine bugüne kadar uygun davranmadığı ve Türkiye ile yakınlaşmayı başaramadığı vurgulanırken, bunun sonuçlarına dikkat çekildi. Yazıda, Türkiye'nin yüzünü doğuya çevirmekten vazgeçirecek bir siyasi-ekonomik paket konulması gereğinin altı çizildi. |