|
Suat Taşpınar, bu hafta Radikal'deki "Gece Gündüz Moskova" köşesinde yazdı: "Türkiye ile Rusya arasındaki münasebetler dostluk çerçevesinde kalmayıp, bir ittifaka kadar gidebilir. Şayet bu emeller kuru birer sözden ibaret kalırsa, kabahat artık sadece Ruslara atfedilmemeli. Ruslar ile ittifak ve itilaf arzusu ve ihtiyacı bizzat Türklerde de günden güne artmakta. Çünkü Türklerin memleketlerini asayişe kavuşturmaları için sükûnete ihtiyaçları var" diye yazıyor 'Novoye Vremya' gazetesi. Yıl 1908. Meşrutiyet'ten hemen sonra...
"Rusya ile aradaki eski anlaşmazlıklar bırakılarak, iki memleket arasında bir yakınlık hasıl olması gerekir" diyor İttihat ve Terakki'nin yayın organı sayılan, aynı dönemin 'Tanin' gazetesi. 'İkdam' gazetesinin başyazarı Ali Kemali Bey, "İki memleket arasında daha da yakın münasebetlerin kurulmasının yerinde olacağını" vurgulayan yazılar kaleme alıyor. Şu cümleler 30 Kasım 1908 tarihli 'Novoye Vremya'nın başyazısından alınma: "Şimdiye kadar hasta adam olan Türkiye'nin artık iyileştiği görülüyor; Türkler, bütün diğer milletler gibi kendilerine güneşin altında bir yer istiyorlar, yani haklarını talep ediyorlar." O günün şartları, perde arkası hesapları, stratejik planlarını bilmeden okuyunca bu cümlelerin farklı bir tınısı var. Oysa görüntü ile gerçek her zaman aynı olmuyor. O yüzden akademisyenler, tarihçiler daha çok öne çıksın, Türk-Rus ilişkilerine, tarihine dair daha fazla araştırma yapılsın, ortada gerçek anlamda Rusya uzmanları olsun, bu konularda yazıp çizmek bize kalmasın istiyoruz. Önümüzdeki dönemde Rusya'yı daha yakından izlemeye, ama daha da önemlisi Türk-Rus ilişkilerinin tarihini daha iyi irdelemeye ihtiyacımız olacak çünkü. Dünya ne doğuracağı kestirilemeyen bir sancıya tutulmuş durumda. Yeni Soğuk Savaş, olası yeni ittifaklar, yeni kamplaşmalar, yeni savaşlar ufukta... Türkiye bir çemberde sıkışıyor. Kürt devleti ve Ermeni tasarısı derken ABD'ye öfke tırmanıyor. AB'ye kırgınlık had safhada. Ve artık daha çok Rusya ismi öne çıkıyor. Onun için geriye dönüp tarih okumak ve öğrenmek lazım. Eskilerin deyişiyle 'ifrat ve tefrit' hali değil bizi kurtaracak. Bir uçtan öbür uca sürüklenişin faydası yok. En tehlikelisi, rahmetli Uğur Mumcu'nun deyimiyle, "Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi" olmak. Rusya söz konusu olduğunda bu durum net. İşin 'iri punto başlık çıkaracak' sansasyonel taraflarına kendimizi kaptırmadan, anahtar sözcülüklerin 'dostluk ve düşmanlık' değil, 'denge ve karşılıklı menfaat' olmasına dikkat ederek düşünmek, tartışmak lazım. Bunun için de önce bilgi sahibi olmak lazım. Yoksa aklımız güncel sorulara takılıp kalıyor: "Genelkurmay Başkanı ABD'de kritik bir ziyarette iken ordunun resmi web sayfasına konması elbette çok önemli, ama Putin'in Münih konuşması daha önce bizatihi içeriğinden ötürü manşete çıkarılacak kadar önemli değil miydi? Türkiye'de 'AB ve ABD bize sırtını çeviriyorsa biz de Rusya ile mi yakınlaşalım' fikri kıyıda köşede tartışılırken, Rus basınında bu konuda fındık kabuğunu dolduracak kadar bile haber, yorum çıkmamasının sebebi hikmeti nedir? Rusya'ya siyaseten yakınlaşma politikası Ankara'da ordu çevrelerinden bile kamuoyuna yansırken, müsait görünen zeminde Moskova'nın bize adım atmaktan imtina etmesinin sebebi, 'Dünyadaki mevcut güç dengeleri Türk-Rus stratejik işbirliğine izin vermez, veremez; pusuda bekleyelim' düşüncesi midir? Yakın tarihte, çatışan büyük güçler açısından Boğazlar, asla bir diğerine terk edilemeyecek kadar önemli kilit noktaydı. Değişen konjonktürde (Kafkasya, Irak, Karadeniz havzası) ve enerji kavgalarında (petrol ve doğalgaz boru hatları) artık Anadolu'nun tamamı mı bu statüde bir stratejik alana dönüştü?" Bugünü anlamak ve yarını öngörmek için dünü iyi bilmeliyiz. Türk entelijansiyası artık bize 'deniz fenerleri' üretmeli. Yoksa televole tabutuna gömülmek üzereyiz. |