|
Kar yağmaya devam ediyor tüm hızıyla, siyaha dönüşen ağaç dalları süsleniyor beyazlarla. "... Altın kubbeleri ile Moskova, çan sesleri, / Çarın topları, enfes böreğin kokusu, / Hepsi geçip gitti, dönülmeyen geçmişe / Hiçbiri yok. Kasvet ve keder sadece…" Harika bir bas bariton, bir zamanların bu ünlü şarkısını söylüyor. Santralnaya Oteli'nin lokantasındayım. Eski adı "Astoria" olan bu yer Moskova'nın en nostaljik salonlarından biri, duvarlar, tavan binlerce süsleme ile dolu, garsonların hepsi siyah smokinli, yemekler mahalli ve enfes.
Program hakiki Rus folkloru, diğer yerlerdeki gibi açık göğüsler, şeffaf eteklerle turistleri cezbedecek hale sokulmamış, kızlar dansın hızlı ritminde bile topaç gibi dönerken uçuşan eteklerinin altında uzun dantelli kombinezonlar gözüküyor. Balalayka, akordeon ve harika bas seslerle söylenen şarkılar. Programın sonunda Çarlık Rusya'sının önemli eğlencelerinden biri olan çingeneler geliyor sahneye. Hızlı bir ritm, rengarenk elbiseler... Alkış sesleriyle coşan bir salon. Masada sohbetin koyulaştıgı bir anda aramızdan biri enteresan bir gazete haberini anlatıyor gülerek, "Jirinovsky, Hazanof'u bir numaralı düşmanı ilan etti..." Kahkahalar kopuyor herkes bir fikir yürütüyor, tabii hepsi gayri ciddi. Bense gayet ciddi Hazanof'un bir cümlesini düşünüyorum. "Palyaçoluk çok ciddi bir iştir..." Hazanof ikinci Dünya Savaşı'nda Rusya'ya esir düşmüş bir Alman'ın oğlu, fazla araştırmadım babasının aslını, annesi Yahudi asıllı bir Rus, inşaat mühendisi. Hazanof şu anda 50 yaşlarında, kısa boylu, zayıf bir adam. Rusya'nın en sevilen güldürücüsü. Bir dostumun oturduğu evin alt katında oturduğundan sık sık rastlarım kendisine asansörde. Gayet ciddi selamlaşır, bir iki laf ederiz her zaman. Annesi oğlunun palyaço olmasını istemiş, kendisini zorla palyaço okuluna sokmuş. 35 yaşlarındayken (Mono) denen bir tiyatro kurup tek başına gösteriler yapmış. Karısı kendisine büyük destek. Ayrıca çok becerikli bir iş kadını, adı her ne kadar Zlata ise de (Altın Saçlı demek) kendisi simsiyah saçlı, ufak tefek bir kadıncağız. Yahudi asıllı bir Rus olan babası 5 kızı ile esir kamplarında kalmış harp öncesi, harp sonrası. Domodedova'dan ileri geçememişler Stalin ölene kadar. "…İnsanları güldürmek ciddi bir iştir..." diyor. Kataitsev genç, bir palyaço üstelik sağır ve dilsiz. Akıllara durgunluk verecek bir okulu var. İşitme ve konuşma özürlü gençler burada tiyatro ve müzik tahsili yapıyorlar. O sonsuz sessizliğin içindeki hareketleriyle o kadar ahenkli anlaşıyorlar ki konuşsalar belki bu kadar anlayamazlardı birbirlerini. Dans dahi ediyorlar el hareketleri ile, onları idare eden birine bakarak. Altı kişilik bir grup çalan, fakat hiç, duymadıkları bir müziğin ahengine uyarak bale yapıyorlar. Sonra aniden müzik tangoya dönüyor. Üç çift mükemmel tango yapıyor. Gözler hep o ellerde Rock & Roll'a kadar gidiyor, bu dans. Şaşıyorum, gözlerim yaşarıyor o elleri öpmek istiyorum. Ömür boyu süren bir tutkudur tiyatro. Raykin Arkadi, yetmişbeş yaşında emekli olurken sahneden, Hazanof elini öpüyor. Oğlu, Konstantin Raykin (Satirikov) Tiyatrosu'nda devam ediyor babasının kaldığı yerden. Baba Raykin "Bürokrasi birşey yapmayıp yapılanların tenkit edildiği sistemdir..." diyor. Kimsenin söyleyemediklerini söylemişlerdir her devrede sanatkarlar. Kruchev devrinin en popüler palyaçosu Karandas (Kurşun kalem demek) sırtında bir çuvalla sahneye çıkar birgün, yüzü neşeli, yanında meşhur köpeği sahnenin ortasına gelince çuvalı yere atıp üstüne yatar, sonra da seyirciye sorar, "Çuvalın içinde ne var?" Seyircilerden biri "Patates" diye bağırır. "Doğru" diye cevap verir. "Bu yıl da patatese yattık..." Ertesi gün götürülüp hapse atılır. Ne kadar yattı, bir daha çıktı mı bilmiyorum? Bildiğim Hazanof'u sahneden atlı ay zorla uzaklaştıran KGB hikayesi. "Çok ucuz kurtuldum" diyor. "... Her akşam evden kaçan koca karısına, Ben KGB mensubuyum göreve gidiyorum... diye palavra atar. Kadınsa boynumuz kıldan ince misali kabullenir bu durumu. Günün birinde adam evden "Göreve gidiyorum…" diye çıkarken karısından 3 Rbl. İster. Bu o zamanlar bir şişe votka parasıdır. Kadın buna korkunç sinirlenir ve KGB'yi arayıp, "Siz ajanlarınıza böyle mi bakıyorsunuz?" diye şikayet eder." Foyası meydana çıkan adam karısından nasıl kurtulur bilmem de hikayeyi sahnede anlatan Hazanof 6 ay sahneden uzaklaştırılır. Jirinovsky seçim nutkunu verirken kadınların oylarını toplamak için, "Her kadının yatağına sıcak bir erkek eli" vaat eder. St. Petersburg'da bir gösteri yapan Hazanof da... "Jirinovsky yatağında sıcak bir erkek elinden yoksun yatıyor…" diye şakalaşınca kıyamet kopar ve bir numaralı düşmanı olur Jirinovski'nin. Güldürü kamuflajıdır ciddiyetin, herkes güler geçer sonra düşünür ve çok kere ağlar için için. Hazanof için yapılan bir filmin sonunda filmin yapımcısı "Post Sciptum" deyip Gogol'un heykeli önünde Hazanof'u gösterir ve ekler "... Hükümet ancak böyle olunca sever, Sanatkarları... Konuşamayan ifadesiz koca bir taş yığını..." Oysa aynı caddede bir bahçede ağaçlar arkasında Gogol'un çok şahane ifadeli bir heykeli vardır. Yüzünün yarısı gülen yarısı ızdırap çeken bir ifade taşımakta, bir koltuğa yığılmış sonsuz acılar içindedir. Öğrendiğime göre bu heykel caddedeymiş eskiden, kaldırılıp yerine bu ifadesiz dev heykel konmuş sonradan. Beni sevindiren beğenilmese de yok edilmiyor eserler burada, fazla görünmeyen bir yerde saklanıyorlar, zira ölmüş sanatkarlar bile konuşurlar bazı konumlarda. Lokantadan çıkıp Manej Meydanı'na doğru yürüyorum. Moskova Oteli Stalin'nin yemek yerken dışarıyı seyrettiği pencere Kızıl Meydan. Birden Çingeneler sarıyor etrafımı, sırtlarında çocuklar, ellerinde sepetler. Para istiyorlar. Elim cüzdanımda hızla ilerliyorum. Çarlık devrinde pasaportları olmadığından şehrin merkezine gelemezdi çingeneler. Şimdiki Dinamo Stadının yakınında bulunan Sovetskaya Lokantası o zamanlar Yar adlı bir çingene lokantasıydı, eski Rusça'da Yar çingenelerin şehir dışında kaldıkları yerlere denirdi. Zamanın zenginleri ve özellikle subaylar Moskova'da eğlendikten sonra gece bu lokantaya gider Romans dinler, dans eder geceyi burada bitirirlerdi. Hepimizin çok iyi bildigi Charles Aznavur'un iki gitar şarkısının içinde anlaşılmayan bir kısım vardır, bu o zamanların çok meşhur çingene şarkısıdır. "Ah bir daha, daha daha Çok çok kere daha Kırk kerede dahi bir kere İyidir kırk kerede hiçbir kereden." Kar devam ediyor bütün hızıyla, bembeyaz oluyor Moskova. Ocak 1994
|