|
NESLIHAN AKTAY YAZIYOR: Sıkıntı kontenjanını fersah fersah doldurmuş iki metropol İstanbul ve Moskova. Kâh otobüste, metroda atılan omuzlar ile, kâh resmi üniformalı bir zatın keyfî uygulaması ile, kimi zaman da nezaketten nasibini almamışın trafikteki anlık keyfi ile bağlantılı. Kemikleşmiş sıkıntıları kanıksatan hayatları harcatıyor… Arada iyi hissetmek için kaçılan mekânlar. Artık hangi taraftan kalktıysanız kimi zaman iyi bir yemek, kimi zaman bir müze, kimi zaman da zaman anti depresan niyetine gereksiz yapılan alışverişlere çanak tutan ihtişamlı merkezler. Bu ikisinden de bol miktarda bulunan iki kent İstanbul ve Moskova
Sokaktan kaçıp sığınılan, kurtarılmış bölgeler ‘İşte ben burada huzurluyum’ dedirtiyor… Dinginliğe kavuşmuş hallerin yansıttığı sükûnet, sunulan hizmet ve paylaşılan ortak zevklerin sinsice içlere attığı kurt benliği kemirirken, kesilen hesapta kast hayranı ruhlar yaratıldığına şahit olunuyor. ‘Aslında bir arada yaşamam gereken insanlar burada’ hissini veren kurtlara mı, bunca yıllık ‘ben’inize yabancılaşmanıza mı, yoksa bu kentlerin size ettiklerine mi kızarsınız? Günün koşturmacası arasında vakit kalıp da ‘kaçıyor, tükeniyor’ denilen hayatlara, tahammülün sınırında dolaşanlara öyle iyi geliyor ki bu mekanlar, bir nefes aldırıyor. Kimilerine bahşedilmiş bir yaşam şansı tanıyan iki metropol İstanbul ve Moskova… Hayalleri yaşama sınırı olmayan iki dev kent… Sokaklarında sarhoş gezmek de olur, barlarda etrafınızda pervane olan kadınlar da olur, beş yüz bin dolarlık mücevher de. Artık hangisinden alırsanız... Bu metropollerin kaçılan sakinleri ise diğer yanda sokaklara tükürmeye, omuz atmaya, otobüs duraklarında sıra beklemeye, çöpleri karıştırmaya, bir kenarda içip sızmaya, devam eder durur… Sadece bünyeden atılan bir ifrazat mı, yoksa hayata lanet okumak mı sokaklara bu kadar çok tükürmek Moskova ve İstanbul’da? Zamana karşı yarış mıdır metroda omuz atmak, yoksa hayata hoyratça atılan bir çalım mı? Hayatı mı kovalamaktır kalabalıklarda insanları itelemek? Gece yaşamını koparcasına yaşanılası kılan mekanların amacı sadece mutluluk dağıtmak mı, yoksa hayatın acısını çıkarmak üstüne mi kurulu? Hep hayran olunmuş ‘medeni’ denilen kentlerin dinginliğinin olmadığı, uçlardaki yaşam tarzları yapışıp kalmış Moskova ve İstanbul’un üzerine. Bir şeylerin acısını çıkarırcasına, intikam alır gibi hoyratlaşanların kimi koyvermişliğin bezginliğine, kimi de ‘yırtacağı’ umuduna uyanıyor her sabah. O arada soluklanılan mekânların dingin ruhlu sakinleri ise kuzu maskelerini atıyorlar Moskova ve İstanbul’da her sabah. Hiç fark yok…
|