spacer
06/07/2008 16:10
TURKRUS.COM :: ana sayfa ::
HAKKIMIZDA REKLAMLARINIZ FORUM SARI SAYFALAR LİNKLER FOTO İLETİŞİM E-MAİL SIK KULLANILANLARA EKLE ARKADAŞINA ÖNER
spacer

Son Eklenenler
spacer
Türkiye'nin anlatamadığımız mozaiği
Mayıs ayı gelince zaman zaman yağan kara rağmen tabiat şahane bir şekilde canlanmaya başlar. Cumartesi geceleri, Pazar sabahı gidilecek yerler konuşulur bol votkalı akşam yemeklerinde.  Tamara dini bir yer teklif ediyordu, Tanya ve kız arkadaşı Lena pek sıcak bakmasa da. Sovyetler'de din yasak değilse de, pek tutulan birşey olmamış, parti mensupları, üst kademe yöneticiler kiliselerde pek görünemezler. Son zamanlarda Perestroika ile gelen hafif serbestlik, dine de tesir ediyor ve yeni bir olgu olduğundan herkes çok meraklı. Sonunda karar verildi. Yarın Rus Hıristiyanlık aleminin yeri olan Zagors'a gideceğiz.

 

Rusya binyıl kadar önce eyaletler, halinde bir toplum. Rostov, Novgorod, Kiev, Vladimir, Suzdal, vs. Dinleriyse o zamanlar Batı bloğundan daha ileri bir medeniyet ve kültür seviyesine malik olan Doğu bloğunun dini anlayışı olan, Paganizm veya Politeizm.

Bizans ve Bulgaristan ile ticari irtibatı olan Rusya Ortodoks dininden haberdar, oldukça da ilgili görünüyor. Kiev'de yaşayan Yunan asıllı bir Rus olan Olga vaftiz olarak Ortodoks'luğu kabullenip yaymaya başlar. 988 yılında Rus toplumları Ortodoks'luğu kabul eder. Hızla yayılır Ortodoksluk Rusya'da. Her yere kiliseler ve masanastırlar inşaa edilir. 1148'de Moskova şehri kurulurken çevrede Donskaya Manastırı gibi manastırlar vardır.

Moskovalı prenslerden olan Sergei ve kardeşi Stephan Radonejski, babalarının ölümünden sonra Moskova dışında inzivaya çekilmeye karar verirler. Yaşları otuz civarındadadır. Ormanlık bir tepe kenarından bir ırmak geçen bugünkü Zagors'u beğenip, buraya yerleşirler. Yıl 1348.

Kale duvarları ile korunan köye kilise ve manastır inşaa edilir. İlk yapılan kiliseye Triniti (aziz üçlü) adı verilir. Ailede işler pek iyi gitmiyor olacak ki, Stephan köyü terk edip Moskova'ya döner. Bir müddet Moskova'da yaşadıktan sonra yine köye döner. Bu sefer Sergei terk eder köyü fakat Moskova Patriği'nin ısrarına dayanamayıp 1356'da tekrar köye döner. 1392 yılında yetmiş yaşına gelmiş Sergei burada ölür.

1408 yılında Altın Ordu isimli Tatar ordusu köyü istila eder. 1422 yılında kurtarılan köye şimdiki katedral inşaa edilir. XV. yüzyılda burası önemli bir dini merkez olur. Çar Korkunç İvan ve I. Petro burası ile ilgilenir. İkoncu ressam Andre Rublov, ikonları yaparken bir sürü dini eser kazandırılır köye. 1606 yılında Boris Gudonov buraya gömülür. Rusya'nın dini merkezi olmuştur artık Sergei Pasat. (Sergei Köyü) Komunist devir başlayınca laik devlet sistemi ile hiç dokunulmamasına rağmen fazla da ilgilenilmez burasıyla. 1930 yılında köye 1919 yılında bomba ile öldürülen bir komunist kahramanın adı verilir. (Zagors) Etrafı seyrediyorum dostlarla.

Anlatmaya çalışıyorum bilebildiklerimi. Etrafta siyah elbiseli papazlar, baş örtülü siyah çarşaflı kadınlar ve bol miktarda turist.

Dikkat çeken bir grup geliyor uzaktan önde pembe şapkası ve belindeki kuşağı ile Katolik bir kardinal, yanında bir Ortodoks Metropolit ve yanlarında dini kıyafetli bir sürü adam...

Konuşmak geliyor içimden. Etrafın, "Sakın ha! Bunlar İncil'i tetkik için gelmiş dini bir üst heyet" demelerine aldırmadan Katolik Kardinal'in Latince ve dini bir lisanla hatırını soruyorum. Rum Metropolit konuşmayı anlamadığından yanındakine Grekçe ne istediğimi soruyor. Ona dönüp Grekçe cevap veriyorum. Gayet üsluplu bir lisanla. Şaşırma sırası Kardinal'e geliyor. Bana dikkatle bakıp, "Ortodoks musunuz, Katolik mi?... " diye soruyor.
"Türk ve Müslümanım..." deyince, ellerini havaya kaldırıp Latince "Ben kendimi ölmüş kabul ediyorum..." demekten alamıyor kendini.

Rumca, Grekçe, Latince, Fransızca, biraz da İtalyanca ile başlıyoruz sohbete. Hoşlanmış olacaklar ki sohbet derinleştikçe derinleşiyor. İkonları seyrediyoruz. Halka kapalı özel müzede onların davetlisi olarak. Gevezeliğim devam ediyor burada da. Her ikonu gördüğümüzde dayanamıyorum bir iki not eklemeden.

Vaftizli Yahya; "Bu azizin eli ile kafatasından bir kısmı altın bir kılıf içerisinde Tokapı Sarayı'ndadır."

Aziz Nikolas; "Şimdiki Antalya'da yaşamıştı. Adını taşıyan bir güzel kilise durur halen orada. ... Ortodokslar, Santa Claus denen Aziz Nikolas'a Aziz Vasil derler. O da Kayseri doğumludur..."

Aziz Suçsuzlar; "Bunlar da Hıristiyanlık öncesi Sivas'ta katledilmişlerdir. Karasun Manuk derler. Gregoryan Kilisesi'nde."

Azize Sofia; "Sofia ilim manasına gelir Grekçe'de. 537 senesinde İstanbul'da inşaa edilen bu kilise teknoloji örneğidir. Benzeri büyüklükte bir kubbe dünyada yoktur. Ve bu Türkler zamanında yapılan istinat duvarları ve tedbirlerle sismik bir bölgede korunmuş ve zamanımıza kadar gelmiştir."

Kurtarıcı İsa; "İstanbul'da bulunan, Kariye, (Taşra'daki Kurtarıcı Aziz) Kilisesi'nde bulunan Freşklere dünyanın hiçbir yerinde rastlayamazsınız."

Azize Meryem; "Efes'te yaşamıştır. O devrin zulmünden kurtulmak için. Aziz Jean da burada yaşadı." Sonra devam ediyorum, bildiğim kadarı ile Türkiye'nin bu tip manevi zenginliklerini anlatmaya.

"...Güzel konuşması ile zamanında ün salmış Aziz Yani Hrisostomos, (altın ağız demek) Bizans prenslerince şehirden kovulduktan sonra başlayan zelzeleyi durdurmak için geri çağrılınca, indiği yere bir kilise yapılmıştı. Aziz Yani'nin Kilisesi, Kadıköy Kalamış'tadır."

"Hıristiyanlık öncesi yine güzel konuşması ile, onu yaymaya çalışan ve işkence ile öldürülen Efimian'ın kemikleri Kadıköy'dedir."

"313 yılında Milan Deklarasyonu ile Hıristiyanlığı resmi bir din yapan Caius Flavius Valerius Constatinus, İstanbul'a adını vermişti, 330 yılında."

"İznik Konseyi, Hıristiyanlığın anayasasını yazmıştı. İznik'teki Ayasofya Kilisesi'nde. Hıristiyanlığın bütün esas kavram ve kaideleri 381, 553, 680, 869 yıllarında İstanbul'da kararlaştırılmış ve bütün dünyaya buradan yayılmıştı."

"1054 yılında Doğu ve Batı Katolik ve Ortodoks olarak ayrıldıktan sonra, Roma Katolik merkezi, İstanbul ise Ortodoksluk merkezi olup burada bir Patriklik kurulmuştu. Bu yıllarda kurulan Patrikhane ve başındaki Patrik, Türklerin büyük bir hürmeti ile devam ediyor görevine günümüze kadar.
1204 yıllarında Haçlıların verdiği zararı anlatmak istemiyorum."

"795 yılında İkonoklastların emri ile tüm ikonlar kırılır ve yok edilirken, o zamanın çok öncesi yapılan  ikonlar halen Ürgüp'te dururlar, yüzyıllara karşın korunmuş, yepyeni... "

Daha konuştukça konuştuk büyük bir ilgi ile hertaraftan, karşı taraf biraz şaşarak bu bildiklerini bilmemden. Sonunda Metropolit dayanamadı, "Siz teolog musunuz?" diye sordu Rumca. "Hayır, sadece bir mimarım", dedim. Şaşırdılar. Bunu görünce kendilerini daha çok şaşırtmak için doğduğum yeri anlattım birkaç cümlede...

"Ben İstanbul'un bir ilçesi olan Kadıköy'de doğdum. İstanbul'dan vapurla gelinir, buraya. İlçe en çok 2-3 km boyundadır. İskeleden çıkarken solunuzda İskele Camii vardır. Düz devam ederseniz ilk sokakta karşınıza Surp Takavor Ermeni Gregoryan Kilisesi gelir. Onun sağından biraz ileride Tubini İtalyan Katolik Kilisesi vardır. Yolun sol tarafında Ayia Efimia Kilisesi ve Ayiya Paraskevi Ayazması bulunur. Moda Caddesi'ne gelirken solda Osman Ağa Camii, sonra Kethuda Camii ve sağda Cafer Ağa Camii bulunur. Osman Ağa Camii'nin solundan biraz yürürseniz Gran Şalom Sinagogu, yanında St. George Kilisesi, biraz daha ilerlersek, Altıyol'da Surp Leon Ermeni Katolik Kilisesi, Ayiya Triada Rum Ortodoks Kilisesi, Asomption Fransız Katolik Kilisesi, denize yakın Moda Camii, biraz ilerisinde Anglikan Kilisesi, deniz kenarında Ayi Katerini Ayazeması, Kalamış'a doğru Ayiyos Yanis Kilisesi, St. Joseph okulunun içinde Virjin Mari Kilisesi...

Ben bunun içinde doğdum büyüdüm de eğitildim herkez gibi. İstanbul'un her köşesi bunun gibi ve bundan daha da yüklü mozaiklerle doludur. Anlattığım istisnai bir köşe değildir. Yıllar yılı bu kiliseler ve halen bugün dahi hepsi halka açıktır. Anadolu'da korunmuş bir mozaik var ise bunun tek sebebi Türklerdir. Bin yetmişli yıllardan beri korumuşlardır sevgi ve toleransla, bütün dinleri ve eserlerini...

Bugünkü laik Türkiye de atalarının bu ananesine uyarak korurlar bu tarihi. Önemli olan da bu korumanın devlet ve kanunlar haricinde, halkın sevgi ve geçmişe bağlılığı ile de olmasıdır.

Halen tamamen Müslüman sandığınız Anadolu'nun unutulmuş köşelerinde bile ufak da olsa Hıristiyan toplulukları vardır. İlk Hıristiyanlardan olan Süryaniler bir misali, ve Avrupa Devletleri bazen bunları çağırmak isteseler de gitmezler, halkla olan sevgi ve alışkanlıklarından...

Susuyorum herkesin şaşkın bakışları altında, düşünüyorum içimde bir sevinç. Neden hep anlatmıyoruz bu hakikatleri, sonra gülüyorum içimden. Bunlar bizim sevgi ile sakladıklarımız onları sevdiğimiz için kıskanıyoruz ve anlatmıyoruz her önümüze gelene.

Konuşmalar sürdü geç vakitlere kadar. Dostlarım şaşkın, ben mutlu. Anlatmış olmaktan şahane mozaiğimizin bir iki ufak rengini.

Mayıs 1991

 
spacer

Run Search Request
Döviz
Anket
Türkiye ile Rusya, "çok boyutlu ortaklık" hedefinin neresinde?
 
Kompas-Pusula

spacer

(C) 2008 Turkrus.com

:: © TurkRus.com :: Sitede yer alan yazıların her türlü yayın hakkı TurkRus.com'a aittir. Yazılı izin olmaksızın, kaynak belirtilerek dahi kullanılamaz.