spacer
06/07/2008 16:01
TURKRUS.COM :: ana sayfa ::
HAKKIMIZDA REKLAMLARINIZ FORUM SARI SAYFALAR LİNKLER FOTO İLETİŞİM E-MAİL SIK KULLANILANLARA EKLE ARKADAŞINA ÖNER
spacer

Son Eklenenler
spacer
Türk-Rus ilişkilerine zaman tünelinden bakış: Ticari işbirliğinde 514 yıl
ImageTürkRus.Com yazarı Neslihan Aktay araştırdı: "Rusya-Türkiye arasındaki ticari işbirliğinin daha fazla geliştirilmesi gereğini sıklıkla vurgularız. Bugün yaşanan durum kimilerini memnun edip, gelecekten umutlu olsalar da, iki ülke arasındaki işbirliğinin resmi yazıya dökülmesinden bugüne dek 516 yıl geçtiğini düşünürsek, gelinen nokta bu kez tatminkâr olmuyor. Merak edenler için 516 yılın kısa bir özetini aktarmaya çalışalım."


1492-1516 yılları Osmanlı ve Rus ilişkilerinde dostluk ve dayanışma dönemi olarak gözüküyor. Ancak burada dikkat çekici unsur, bu dostluğun siyasiden çok iktisadi nedenlere dayanması. Yani iki ülke bugün olduğu gibi geçmişte de dostluk temellerini ‘Ticaret' nedeni ile atmış.

Ceneviz döneminde Rusya'nın baharat, ipekli gibi doğu mallarını ve şarap gibi Ege bölgesi ürünlerini Kırım'daki Kefe Limanı yoluyla aldığını biliyoruz. Buna karşın, kuzeyden güneye kürk, civa, keten gibi mallar ihraç ediliyordu. Aslında bu ticaret şekli eski çağlara kadar gider. Moskof Büyük Knezi ve asiller özellikle Bursa'nın ipeklileri, kadifeleri ve Ege şarabından vazgeçmiyorlardı. Osmanlılar Kırım Yarımadası'nda yerleşince, bu ticaretin normal şartlar altında devamı Moskova için önemli bir sorun olarak ortaya çıktı. Çeşitli ağır vergiler, ölen tüccarın malına resmi makamlarınca el konması başlıca şikâyet konusu idi. Oysa aynı dönemde Venedik ve Cenevizlilere Osmanlı topraklarında rahatça ticaret yapabilmesi için kapitülasyon denen bir takım imtiyazları bağışlanmıştı. Bu garantiler sayesinde  Osmanlı topraklarında rahatça ticaret yapıyorlardı. Yalnız dost hükümetlere bağışlanan bu imtiyazlardan  Büyük Knez  kendi tebaasının da yararlanmasını istiyordu.

Kırım Hanı'nın aracılığı ile Moskova ve İstanbul arasında dostça ilişkiler, daha Fatih Sultan Mehmed II zamanında başlamış görünmekte . Bu elverişli koşullar, Büyük Knez III. İvan'ı cesaretlendirdi. 31 Ağustos 1492 tarihli mektubunda III. İvan, II. Beyazıt'den Moskof elçileri ve tüccarları için serbest geçiş  ve ticaret izni istiyordu. Sultan, bu mektuba olumlu yanıt verdi. 1495'de Büyük Knez'in elçisi Pleşçeyev İstanbul'a geldi. Sultan, III. İvan'a karşılık bir elçi göndermedi; Moskof tüccarı, Kırım'daki yerel otoritelerin izni ile ticaretlerine devam ettilerse de, güçlükler devam ediyordu.

Moskova, bu işbirliğinden ticarî-iktisadî bakımdan yararlandı. Büyük Knez'in 1501'de bu ticaretten yalnız hazinesi için kazancı yılda yirmi bin rubleye yükselmekte idi. Sonraları Büyük Knez, kürk ticaretini kendi tekeli altına alarak malî ve siyasî büyük çıkarlar sağladı.

Osmanlı Sultanı Moskova'ya çok miktarda altın para ile kürk alımı için tüccar gönderirdi. Bundan önce Kefe bu ticaretin merkezi idi. Bu arada, esir ticaretine de değinmek gerekir. Esir etme ve esir ticareti o dönem için ekonomik bir zorunluluktu. İşgücünü karşılamak amacı ile Osmanlı Devleti sürekli esir ithal etmek durumunda idi.Osmanlı esir pazarındaki büyük talep dolayısıyla Moskova ile barışçı ilişkilerin son bulduğu 1512'den sonra Rusya'ya sürekli bir hâl alan Tatar akınları sayesinde, yalnız 1606-1617 yılları arasında Rusya'dan yüz bin esir alındığı ve çoğunun Kefe yolu ile Türkiye'ye sevk edildiği kayıtlarda yer alıyor.  Sonuçta, Gelen esirlerin çoğunluğu Slav olduğundan bu tarihi olgu, Türk ve Slav halklarının birbirlerine karışmasına da yol açmıştır.

1678'de Merzifonlu Kara Mustafa Paşa kumandasında büyük bir ordunun Ukrayna'yı istilası ve Çihrin  Kalesi önündeki savaş Rusya ile yapılan ilk büyük savaştır. 1681'de Redzin Andlaşması ile barış geri geldi.

Tarihte iki imparatorluğun coğrafî konumları ve jeopolitik koşullar siyasî ve ticarî rekabet ve çatışmanın temelini oluşturmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu için Karadeniz hayatî bir önem taşıyordu. İmparatorluk merkezi İstanbul büyük nüfusunu beslemek için kuzeyden deniz yoluyla gelen ucuz buğday, yağ, bal, tuz, balık ve ete muhtaçtı. Karadan taşıma giderlerinin ziyadesiyle yüksek olması dolayısıyla bu maddeleri büyük miktarlarda ve ucuza getirmenin tek yolu deniz taşımacılığı idi. Sadece Kırım'dan yılda bin ton tuz İstanbul'a gelmekte idi. Don Nehri ve Tuna Nehir ağzında büyük balıkçılık ürünü binlerce fıçı içinde İstanbul'a gönderilmekte idi. Onun için Osmanlı Devleti daha Fatih döneminde Karadeniz'i bir Osmanlı gölü haline getirmeye çalıştı. Kuzey Karadeniz stepleri, hayvancılık ve buğday üretimiyle Osmanlı ekonomisinin ayrılmaz bir parçası halinde işliyordu. Osmanlı arşivindeki Kefe, Akkerman, Kili defterlerinin incelenmesi bu sıkı ekonomik bağlılığı bütün ayrıntılar ile göstermektedir. 1783'de Çarlık Rusyası Kuzey Karadeniz memleketlerini istilâ edinceye kadar bu ekonomik sistem hakimdi.

Rusya da, kendi açısından kendini haklı gördüğü bir mantığa bağlıdır. Çarlık Rusyası bir taraftan güneye Karadeniz ve Hazar Denizi'ne, öbür taraftan Baltık Denizi'ne yönelmiştir. Çünkü, bu iki deniz Doğu Avrupa'yı dünya ticaret yollarına bağlıyordu. Rusya devlet adamları, III. İvan'dan beri Rusya'nın dünyaya açılması için Baltık'ta ve Karadeniz'de çıkış noktalarına hakim olması gereğini savunuyorlardı. Bu bir alın-yazısı sayılıyor ve güney yolu üzerinde Osmanlı İmparatorluğu bir engel olarak, görülüyordu. Fakat, bugün Rusya ekonomik sorunları güney komşusu ile neden bir işbirliği ve iktisadî bütünleşme ile gerçekleştirmesin.

İmparatorluğun 16. Ve 17. yüzyılları, bugüne kadar üzerinde pek fazla araştırma yapılmamış dönemler olarak kalmış, bu yüzden bazı araştırmacılar tarafından "unutulmuş" veya "hakkı yenilmiş" yüzyıllar olarak nitelendirilmiştir. Özellikle bu öneme ait ticari kayıtlara ulaşma çok zor.18. yüzyıl ve sonrasında Rusya ile ilişkiler ise Osmanlı diplomasisinin başlıca uğraşlarından biri haline gelmiştir. 1846 Osmanlı Rus Ticaret Muahedesi'nin ardından 1849 yılında bir Rus ticaret gemisinin Boğaz'da yolcu taşımaya başladığını görüyoruz. 1878-1909 yılları arasında ise Rus Buharlı Gemi ve Ticaret Kumpanyası'nın Karadeniz, Marmara,Ege ve Akdeniz'de tarifeli seferler yaptığı tarihi kayıtlar arasında bulunmakta.

Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren Türkiye'nin hem siyasi hem de ekonomik ve ticari politikalarında her zaman önemli ve öncelikli bir konuma sahip olan eski SSCB ile olan ilişkilerimizde iki ülke arasındaki ticari ve ekonomik ilişkilerin dönüm noktasını; 1967 tarihinde imzalanan ve SSCB tarafından bazı sınai tesislerin inşası amacıyla ülkemize yaklaşık 200 milyon dolar tutarında kredi açılması ve bu krediye ait yıllık taksit ve faizlerin geri ödemelerinin ülkemiz menşeli mallarla yapılması esasına dayanan Anlaşma oluşturmuştur. Türk ihraç mallarının SSCB piyasasına girmesinde ve iki ülke arasındaki ticaret hacminin geliştirilmesinde büyük bir rol oynayan ve "Özel Hesap" olarak bilinen, 1995 yılı sonu itibariyle de tasfiye edilen bu düzenleme çerçevesinde ülkemiz açısından o tarihlerde büyük önem arz eden İskenderun Demir Çelik Fabrikası, Seydişehir Alüminyum Tesisleri, Aliağa Petrol Rafinerisi, Orhaneli Termik Santrali gibi önemli sanayi kuruluşlarımızın tesisi için finansman sağlanmıştır.
1967 yılında sanayi tesisleri inşasının finansmanında kullanmak üzere, SSCB'den kredi alan Türkiye, 1989 yılından itibaren Eximbank aracılığı ile kullandırdığı kredilerle borçlu ülke konumundan kurtularak, kreditör ülke konumuna gelmiştir. Türk Eximbank tarafından 1989-1991 yılları arasında toplam 800 milyon dolarlık alıcı ülke kredisi açılmış, Ayrıca, Eximbank tarafından 1990 yılında imzalanan anlaşma ile Rusya Federasyonuna açılması öngörülen 350 milyon dolar tutarındaki yatırım kredisi  çerçevesinde Vosstanya Oteli ve İş Merkezi projesine ilişkin kredi anlaşması 1996 yılı Aralık ayı içerisinde yürürlüğe girmiştir.

SSCB'nin dağılmasından hemen önce Rusya Federasyonu ile 1991 yılında Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Anlaşmasının sonuçlandırılması, ardından 1992 yılı Mayıs ayı içinde bağıtlanan bir dizi belge ile SSCB ile imzalanmış bulunan çeşitli Anlaşma ve Protokollerin Rusya  Federasyonu tarafından üstlenildiği hususunda anlaşma sağlanması, ülkelerimizin ikili ilişkilere süreklilik kazandırılmasına verdikleri önemin açık bir göstergesini oluşturmaktadır.

1984 yılında eski SSCB ile imzalanan ve halihazırda Rusya Federasyonu ile sürdürülmekte olan Doğal Gaz Anlaşması 1996 yılında ifade ettiği yıllık yaklaşık 530 milyon dolarlık büyüklükle, iki ülke arasındaki ticari ve ekonomik ilişkilerin diğer önemli bir boyutunu teşkil etmektedir.

Yukarıda kısaca özetlenen Anlaşmalar çerçevesinde Rusya Federasyonu ile yürütülmekte olan ikili ticari ve ekonomik ilişkilerimizde önemli gelişmeler kaydedilmiş ve 1991 yılında Sovyetler Birliği ile 1.7 milyar dolar olan dış ticaret hacmimiz, SSCB'nin dağılması ile birlikte hızla artan bir trend izleyerek, 1995 yılında 3.3 milyar dolara ulaşmıştır.  Sadece bu durum bile Rusya Federasyonunun ülkemiz açısından taşıdığı önemi açıkça ortaya çıkarmaktadır.

Özellikle, son yıllarda iki ülke arasındaki ticari ilişkilere damgasını vuran diğer bir gelişme ise yapılan kimi hesaplamalara göre 3-5 milyar dolar kimi hesaplamalara göre ise 8-10 milyar dolar seviyesine ulaşmış bulunan "bavul ticareti"dir.
Bugün gelinen noktada ise Türk-Rus dış ticaret hacminin 15 milyar doları geçtiği  söyleniyor.

Aradan geçen 516 yıla nazire yaparcasına iki ülke arasındaki ticari işbirliğinde ise hâlâ katedilmesi gereken yollar olması biraz düşündürücü olsa gerek.

Yararlanılan kaynaklar:
Prof. Dr Halil İnalcık'ın yayınları
Bülent ŞAHİNALP /Dış Ticaret Müsteşarlığı

 

 

 
spacer

Run Search Request
Döviz
Anket
Türkiye ile Rusya, "çok boyutlu ortaklık" hedefinin neresinde?
 
Kompas-Pusula

spacer

(C) 2008 Turkrus.com

:: © TurkRus.com :: Sitede yer alan yazıların her türlü yayın hakkı TurkRus.com'a aittir. Yazılı izin olmaksızın, kaynak belirtilerek dahi kullanılamaz.