|
Grup halinde yaşadığımız otelin adı Sayana. Şehir merkezinin biraz dışında, 1000 yataklı hastane şantiyemize yakın bir yerde bir otel. Civarda bulunan iki üç binada işçiler, otelde ise mühendisler, mimarlar, idari personel ve ustabaşıları, operatörler, kalfalar, vs kalıyor.
Sabah otobüslerle işçiler şantiyeye yollanıp, akşam yemeklerini yedikten sonra tekrar buraya getiriliyorlar. Tatil günleri çevrede eğlence ve gezi mümkün. Otelin girişleri kontrollu, her bir katta bir kat görevlisi odalara girip çıkanları kontrol ediyor. Alıştık artık bu sıkılığa ve galiba alıştırdık ta görevlileri. Hiç sıkılmadığımız gibi gayet iyi vakit geçiriyoruz bu otelde. Zemin katta Kafkas asıllı birinin işlettiği bir lokanta. Bol içki, güzel müzik ve mükemmel servis ve şahane kızlar... Esas burada hoşuma giden tabiat. Otelin hemen yanında bir orman. Dizili ağaçlardan sonradan yapıldığı belli. Ormanın ortasında güzel bir suni göl tamamen tabii havasında. Akşam olunca herkes burada köpeğini gezdirip, spor ve yürüyüş yapıyor. Şehirin biraz dışında olmamıza rağmen sanki kilometrelerce uzakta bir köydeyiz. Mayıs ayından sonra gölde yüzülür. Kızlar ekseriyettedir yüzenler arasında. Erkekler az miktarda da olsalar bir kenarda şiş kebap (Rusçası şaşlık) yapıp bol votka ile demlenmeyi tercih ederler. Mayoların küçüklüğünden olacak işçilerimiz pek bunların arasında dolaşmaz. Ağaçların arasında oturup uzaktan seyrederler bu güzelleri. Beni daha da şaşırtan gölden çıktıktan sonraki davranışları. Mayo ile gelen bu güzel kızlar daha sonra giyinirken mayolarını orta bir yerde çıkartıp göl kenarını bir revüde göremeyeceğiniz bir güzelliğe dönüştürürler. Şirket olarak bazı sıkı kaidelerimiz var Sovyetler'de. Dışarıda arkadaşlık etseniz bile bu hanımları otel odanıza götüremezsiniz. Devamlı kontrol eder ve yakalananı hemen Türkiye'ye yollarız. Geri gönderilirken işçi arkadaşlarımız bir savunma yazmak zorundalar. Unutamadığım bir savunmayı anlatmadan geçemeyeceğim. Bir işçi arkadaşımız otel odasında uygunsuz vaziyette yakalanmıştı. Geri gönderilirken savunması şöyleydi. "... Hava çok sıcaktı, işten dönmüş ve çok yorgundum. Duşumu alıp, çıplak, yatağıma uzanıverdim. Uyuya kalmışım. Birden kapı açıldı, içeri personel şefi girdi. Üzerimde çıplak bir kadın vardı. Benden habersiz, beni kovmak isteyen biri atmıştı üzerime herhalde. Benim hiçbir suçum yok..." Şahane savunma dikkate alınmadı ve yollandı arkadaş Türkiye'ye. Bugüne kadar çalıştığımız ülkelerden çok farklı bir ülkedeydik. Mejdunarodnaya Oteli'nin barında üç arkadaş kahve içiyoruz. Etraf tenha, öğle vakti olduğundan. Bara farklı iki kız girdi. Oldukça sarhoştu biri, yanaşıp konuşmaya başladılar bizimle. Vakit öğlen. O kadar sıkı kontrollu otele bu şekilde nasıl girdiler diye düşünürken, biri hangi şirketten olduğumuzu sordu. Enka deyince, başladı anlatmaya, "...Sizin genel müdürünüz, ...", adımı, zor olan soyadımı, karımın Amerikalı olduğunu, nerede oturduğumu, vs. vs.'yi beni tanımadan anlatmaya koyuldu. Hepimiz şaşmıştık, arkadaşımın biri kahkaha ile gülünce, ona dönüp adını söylemezler mi! arkadaş, şaşırmıştı, artık gülecek halimiz yoktu, şaşkın şaşkın bakıp dinliyorduk dediklerini. Arkadaşımızın kız arkadaşını anlattı, adını verdi, nerede ne zaman buluştuklarını açıkladı... kahve içecek halimiz kalmamıştı, hemen uzaklaştık oradan, sarhoş kızların şaşkın bakışları altında... Hissedemediğiniz bambaşka bir sıkılık olmasına rağmen kültür başroldeydi Rusya'da. Bir kitap, bir konser daveti, bir tiyatro, size düşünemeyeceğiniz mutlulukları verebilir. Beni ise mutlu kılan yıllardır tanıdığım işçilerimizin bu kültürel havaya çabuk ve zevkle adapte olmalarıydı. Güzel tabiat uyanıyor. Her yerde çiçekler, kuşlar, ağaçlar, koşuşan köpekler. Mayıs ayındayız, yer Moskova. Mayıs 1989
|