|
Ünlü yazar Alev Alatlı yeni kitabı " Dünya Nöbeti"nde Türkiye'ye Rusya'dan bakıyor. İki ülkeyi birbirine çok benzeten ve aynı yollardan geçtiğine inanan yazar yeni kitabını Kompas-Pusula dergisine anlattı.
Türkiye'deki kitabevlerinin en çok satanlar listesinde üst sıralarda Alev Alatlı ve yeni kitabı "Dünya Nöbeti" var. "Gogol'un İzinde" ana başlığında bir roman dizisinin 2'incisi olan ‘Dünya Nöbeti'inde yazar, Türkiye'ye Rusya'dan bakıyor... "Beş dinin, 150'ye yakın ulusun oluşturduğu bir ülke olamayacak kadar büyük dediği ve kıta" olarak nitelendirdiği Rusya'dan... "Rusya'da Türkiye tarihinin bir sonraki sahnesini izliyor gibiyim...Artık Rusya için söylenen hemen her şey bizim için de geçerli" diyor kitabında ünlü yazar ve ekliyor: "Türkiye'nin bu aşamasında Rusya'yı bir ayna gibi kullanabileceğimizi, hatalarından ders çıkarabileceğimizi görüyorum. Aslında gönül isterdi ki ne onlar bu trajediyi yaşamış olsunlar, ne de biz kendimizi kıssadan hisse çıkarmak zorunluluğu hissettiğimiz bir noktada bulalım.." 1944 yılında Menemen İzmir'de doğan baba tarafı Rumeli Beylerbeyi İbrahim Paşa'ya, anne tarafı ise 3'üncü Selim sermüezzini Sadullah Ağa'ya uzanan bir geçmişten gelen Alev Alatlı, okuma alışkanlığını ve zevkini babasından almış...Yazarın basılan ilk romanı "Yaseminler Tüter mi Hala". Ondan önce "Aydın Despotizmi" diye bir denemesi bulunan Alatlı'nın ikinci kitabı ise bir yıl sonra gelmiş. "İşkenceci" adını taşıyan bu kitapla, şiddet ve işkenceyi mercek altına alan Alev Alatlı'nın bu kitapları izleyen Kadere Karşı Koy A.Ş, Nuke Türkiye, O.K Musti, Türkiye Tamamdır, Valla Kurda Yedirdin Beni, Viva La Muerte ‘Yaşasın Ölüm' adlı eserleri de hala ellerde dolaşıyor. "Gogol'un İzinde" serisinin ilk kitabı "Aydınlanma Değil, Merhamet"in ardından okurlarını fazla bekletmeyen Alatlı, şimdilerde serinin ikinci kitabı "Dünya Nöbeti"yle okuyucusuyla buluşuyor...Alev Alatlı'yla yeni kitabını, neden kitabı Rusya üzerine kurguladığını ve bu seriyi yazarken nasıl bir çalışma yaptığını konuştuk... - Neden Gogol, neden Rusya? - Birden fazla nedeni var tabii ama galiba beni en çok tahrik eden Rusya'ya daha doğrusu Rus ruhunu çalışmayı bir zorunluluk haline getiren, Çariçe Katerina'ya 1.Lenin, Çar 1.Petro'ya ise ilk Bolşevik dediklerini keşfetmiş olmam. Bu keşif beni Rus halkının önce Batılılaşma sonra bolşevizm , şimdilerde de liberalizm şeklinde bitmez tükenmez reformları gerçekleştirmek için ödediği ağır ama çok ağır, burada 100 milyondan fazla ölümden bahsediyoruz. Bu bedel üzerinde düşünmeye sevketti. İnsanoğlunun bir teori doğrulanması uğruna ölmeye, öldürmeye, öldürtmeye razı hatta gönüllü olabilmesi benim için çok anlaşılır bir şey değil. Örneğin, Grigoriy Zinovyev gibi bir adam 1918 Eylül'ünde "Yolumuza 100 milyon Sovyet Rusya vatandaşından 90 milyonunu alarak devam etmeliyiz. Geri kalanlara gelince onlara sözümüz yok, onlar imha edilmeli" diyor ve kabul görüyor. St.Petersburg için "insan kemikleri üzerine inşa edilmiştir" diyorlar. Gerçekten de en az 40 bin inşaat işçisinin o bataklıkta birkaç yıl içinde telef olduğunu biliyoruz. Zulmü doğal karşılamasa da karşı durmayan duramayan bir ruh halinin nasıl bir şey olduğunu anlamak istedim. - Bu seriyi hazırlamak için ne kadar bir süre çalışma yaptınız? - Çalışmalarım 6 yıl sürdü. Araştırma için 40 bin sayfadan fazla okuma yaptım. - Türkiye ile Rusya'yı kıyaslamanızı istesek? - Türkiye okuması yapamıyoruz ki kıyaslayabilelim. Türkiye'de kaynaklara ulaşamıyoruz, çünkü gerekli nitelikte Osmanlıca yok. Ne yazık ki hiçbir zaman bir Rus aydınının kendi ülkesini okuduğu gibi Türkiye'yi okuyamayacağız. Oysa, Rusya'da benim gibi bir aceminin bile şansı var. Çünkü araştırılmış, kaydı tutulmuş bir toplum. Rusya'yı sadece kendi aydınları değil, yabancı aydınlar da yazmış. Hala da yazıyorlar. Glasnost'tan sonra peteğe doluşmuş arılar gibi on binlerce yabancı cinsellikten batıl inançlarına kadar didikliyorlar... - Türk ve Rus varoluşunda ortak paydalar neler? - Bence en çarpıcı benzerlik Asyacı Rusçular. Slavofiller ile Batılılaştırmacılar arasındaki çekişme. Onlar da çok önceden Petro'nun reformlarıyla başlamış bu çekişme. Ruslar bizden çok daha fazla tecrübeli. Bizim kendimize biçtiğimiz ilkel göçebelik livası onlar da Rus ayılığına kadar gidiyor. Biz de insanız demeleri 1700'lerin başlarını buluyor. 1.Petro'nun zaferlerinden yüreklenip "Almanlardan üstünüz" diyebilmeleri daha sonra.."Rusya bir Avrupa devletidir" iddiası da Katerina'nın...Avrupalılılık söyleminin yaşamlarını iyileştirmediğini gözlemlediklerinde geri dönmüşler. "Evet biz Asyalıyız" diyen ve meydan okuyan büyük şairleri Blok'tur...SSCB süresince Asyalılıktan soğumuşlar. Gorbaçov'un "biz Avrupalıyız" deklarasyonu alkışlarla karşılanmış. Bu gelgitlerden olacak, hiç hak etmedikleri bir aşağılık kompleksi yaşıyor gibiler. Bizim "muz cumhuriyeti"ne dönüşme korkumuz gibi onlar da 3.dünya ülkesine dönüşmekten söz ediyorlar.Yani insan hayatının gündelik gereksinimlerinin ötesinde daha üstün bir anlamı yokmuş gibi yaşandığı, tarihin kaderci bir bakış açısıyla değerlendirildiği, ahlaki ve ekonomik düzenin mümkün olmadığı anlayışının yerleştiği, yoksulluğun, kaderin anlaşılmaz güçlerin bir oyunu olarak telakki vurgulandığı ülkeler.... - Romanların yazılması sürecinde Rusya'ya gidip geliyor musunuz? - Evet ama spot geziler denebilir bu ziyaretlerime. Çünkü ben çok gezenin değil çok okuyanın daha çok şey bildiğine inanırım. Onun da nedeni bir turist gibi çeşmeye bakarsınız ama çeşmenin tarihini bilmiyorsanız o çeşme insana hiçbir şey söylemez. Bu bakımdan okumayı gezmeye tercih ederim. - Romanlarda çok sayıda Rusça kelime var. Rusça biliyor musunuz ya da bu konuda destek alıyor musunuz? - Yazım aşamasında tabii destek alıyorum ama Rusça ile ilgili olarak çalışmam da var. Ancak yeterince de sözlük var. Bu yüzden zorlanmıyorum. - Kitaplarınız ne zaman Rusça olarak da yayınlanacak? - Bu konuda hem talep var hem de çalışmalarımız sürüyor. Yakında olacak. |