|
Petrovsky Pasajın restorasyonunu çok derinden inceliyoruz. Restoratör Rita ve Larissa ile girmediğimiz mevzu yok. Bir rölief, bazen bir heykel, bizi yüzyıllar öncesine götürüyor. Pek direkt alakası yoksa da, bugün Rönesans'a takıldık...
Rönesans denince ilk akla gelen şehir olan Floransa'nın adı şehri kuran Romalı General (Fiorinus) ten mi, yoksa asırlardır hiç solmuyormuş gibi şehri saran (Flore) çiçeklerinden mi geliyor, bilemiyorum. Her ne olursa olsun şanslı bir şehir olmuş her zaman, Floransa. Rönesans denince ilk akla gelen şehir olan Floransa'nın adı şehri kuran Romalı General (Fiorinus) ten mi, yoksa asırlardır hiç solmuyormuş gibi şehri saran (Flore) çiçeklerinden mi geliyor, bilemiyorum. Her ne olursa olsun şanslı bir şehir olmuş her zaman, Floransa.Ticaret, pamuk, ipek işleri ile uğraşmış sakinleri. Halk olsun, asil olsun herkesin bir sanatı olmuş burada. Para işlerinde de oldukça üstadmışlar, ilk beynelmillel nitelikteki para, altın bir Florin 1252'de burada yapılmış. Şehirle beraber anılan bir aile ismi de vardır burada. Medicis'ler XIII. yüz yılın başlarında yerleşmişler, banka kurmuşlar, sanatkarlarla ilgilenmişler, borç para vermişler, ünlülere. İngiltere Kralı 2. Edward'ın bile borcu varmış Medicis'lere. 1433'de Cosimo Medicis hapse atılıp şehirden kovulur. Bir yıl sonra daha nüfuzlu olarak şehire dönen Cosimo bu sefer sanata eskisinden çok ilgi gösterir. Heykele ilk olarak psikolojik bir anlam kazandıran Donatello'yu da kendi sanat danışmanı yapar. Kimler yok ki Floransa'da. Perspektive matematik bir anlatım verip, resmi bir bilim yapmaya çalışan Fillipo Brunelleschi, mimarlığın teorisini yazmaya başlayan, St. Andrea Klisesi'nin mimarı, Battista Al Berti, resimde esas gaye, renk ve ışıktır diyen, Venedik resminin kurucusu, Giovanni Bellini, Leonardo de Vinci, Michelange, Raphael, Bramante, Giorgione Titien, Correge vs. vs. 1478'de Pazzi Suikasti Papa'yı hiddetlendirir ve şehri kuşatır; Medicisler'den torun Laurent çıkmazdadır, bankası iflas etmiştir. Kendini tamamen sanata verir, adı da Muhteşem Laurent'e çıkar. Rönesans; lügat manası tekrar doğmak; Buna tek misal de mitolojik bir kuş olan "Phoenix". Hakikatte pek mümkün değil tekrar doğmak, çünkü ölü bir şey dirilirse bile o rönesans olmuyordu. Reenkarnasyon deniyordu ölümsüz ruh, tekrar girerse bir bedene, Rezüreksiyon deniyordu ölü bedenin dirilmesine. (Ve bunun sadece kutsal kimselerde olmuş olduğu söylenir.) Demek ki bir sonsuz boşlukta devamlı hareket eden kainat durup bir kez daha başlayamıyordu. Biz yine Floransa'ya dönüp "Vite" adlı kitaba bakalım. Yazarı Vasari (1511‑1574), kendisine ilk sanat kritiği denebilir. 1568'de ikinci baskısını yaptığı "Vite" adlı kitabı "Cimabue'den zamanımıza kadar en mükemmel İtalyan mimar, ressam ve heykeltraşın hayatı" başlığını taşır. 158 Biographie ihtiva eden eserin girizgahında Rönesansı (Rinascita) diye adlandırıp "Sanat ve Bilimin antik devirlerden esinlenerek, kendini yenilemesi ve değişimi..." diye söyler ve bunda sadece Grek ve Roma uygarlıklarına değinir. Ayrıca (Goth)'ların yapmış olduğu eserlere verip veriştirerek, Rönesans'ı ortaçağın karşıtı ilan eder. Ondan sonra gelenlerin fikri aynı değildir. Fransız Michelet "... sade güzelliğin, kültürün, ilmin ve mantığın yaratıcı gücü, alışılagelen, cehalet ve itikatların karşıtı derse de, Ruskin, "primitiflerin kaybolan sadeliği". Louis Courajod da (1841‑1896) "hayatiyet dolu Gothique sanatın katili" ilan ederler Rönesans'ı. Matbaanın icadı ile Avrupa'ya yayılması kolaylaşır Rönesansın. Almanya, İspanya, Fransa bu akıma hemen girerler. Kanuni Sultan Süleyman'ın yardımı ile güçlenip sağa sola saldıran Francois I mide ağrıları için kendisine Osmanlıların yolladığı yoğurdu da yedikten sonra olacak herhalde, rahatlamış bir şekilde Fontainebleau ekolünü başlatır. Mimar Bullant, Philibert de Lorme, Lescot heykeltraş Michel Colombo Jean Goujon. Edebiyatta Rabelais, şiirleriyle Ronsard, Machiavel, De Bembo, Du Tasse daha sayfalar dolusu yazar, çizer, heykeltraş çıkar ortaya. Bir nostalji haraketi miydi Rönesans? Nostos, dönüş; Algos, ızdırap, hüzün kelimelerinden meydana gelen nostalji ekseri lügatlarda vatan hasreti diye anlatılır. Türkçe bir lügatta özlem kelimesini de buldum. Rönesans bir özlem miydi? Hiç zannetmiyorum. Özlenir bazen geçmişin anları, fakat kurulduğundan beri hep ilerleyen dünyada geriye hiç gidilmemiş, gidilememiştir. Ahşap bir ev, güzel bir göl kenarında, uzakta bir iki sandal, ufukta bir yelkenli gemi, mangalda kahve, elde nargile marpuçu, bahçede at arabası, birkaç km.'lik bir dünya. Mangaldaki ateşten yemeğe herşey bir problem, kitap el yazması kaç adet yazılır kaç kitap okunur. Müzik evdeki ud, oda çalan varsa, bilinen dünya sağdan soldan duyulan, posta bile yok. Böyle bir hayat özlense bile kim yaşamak ister yaş ortalamasının 40'ın altında olduğu bir devrede. İnsan kalbinin dahi değiştirildiği bir dünyadan, ufak bir yaradan imparatorların dahi öldüğü bir aleme nasıl gidersiniz? Bir filim seyreder gibi "Ah ne güzelmiş o zamanlar" demek ve ilerlemenin bize verdiği binlerce nimeti, fark edemeden nostaljik olmak, kolay bir tiyatro dekorunda... Birkaç saat mutlu olursunuz sonra? Rönesans bir hamle idi, ileri bir hamle, ne bir diriliş, ne bir geriye bakış, geçmişteki bütün güzellikleri toplayıp, ileriye doğru bir koşuş, zaten bunun aksi olamaz ki. Ekim 1988 |